GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:70
Tarih:11.03.2026

BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin doğal zenginliklerini âdeta bir ticari mala dönüştüren bu kanun teklifiyle ilgili daha önce de kürsüye çıkmıştım orada milliyetçiliğin hamasetle, sloganla değil, memleketin toprağına, taşına, havasına, suyuna, kurduna, kuşuna sahip çıkmakla olacağını anlatmıştım. Bugün kanun teklifinin 24'üncü maddesinin getirdiği fevkalade tehlikeli bir zihniyete dair söz aldım yani suçluyu ödüllendirme, mazbut vatandaşı cezalandırma. Biliyorsunuz, yasa dışı avlananların lisansları süresiz iptal ediliyordu fakat bu yeni taslakla bu süre iki yıla indiriliyor. Yani ne deniyor? Suçlulara "Dinlen, gel." deniyor. Ne deniyor? "Aman, ne olacak ki, boş ver." deniyor. Bu, her alanda yapıldığı gibi bir örtülü af. Bunun neticesinde yabancılar Türkiye'ye gelirler, kaçak avlanırlar "Aman, ne olacak ki!" derler, geçerler. Bazıları yaban hayatını mahvederler "Aman, ne olacak ki!" derler, geçerler. Bu, maalesef her yere yansıyan bir zihniyet.

Değerli milletvekilleri, doğruyu yapanın sürekli enayi yerine konduğu, yanlış yapanın da bir şekilde yolunu bulduğu bir sistem, vicdanları yaralar. Maalesef, mevcut sistemde mazbut vatandaşlarımız sürekli cezalandırılıyorlar, buna da alıştılar. Bu cezasızlık kültürünün neticesi, asayişin gerilediği sokaklar.

Bakınız, Uluslararası Organize Suç Endeksi'nin raporlarına göre Türkiye'miz Avrupa'da 1'inci -ama bu, rezil bir 1'incilik- dünyada 10'uncu sırada. Bu faciaya rağmen ne yapılıyor? Bu Meclisten sürekli birtakım af kanunları çıkarılıyor, birtakım suçlular sokağa salınıyor. "Binler, on binler, yüz binler" derken "Bir sürü insan bundan negatif etkileniyor, zarar görüyor." derken bu insanlar yabancı değil; eşimiz, dostumuz, komşumuz. Adını net koyalım; gerçek kader kurbanı, suçlular değil; o suçluların zarar verdiği vatandaşlarımızdır. Adını net koyalım; suçlulara müsamaha göstermek, sürekli affetmek, masuma zulmetmektir.

Bakın, Fatmanur Çelik örneğini maalesef yeni yaşadık. Fatmanur Hanım ve 8 yaşındaki kızı İkra, meseleyi biliyorsunuz. Fatmanur Hanım daha küçükken istismara uğruyor, tecavüzcüsüyle evlendiriliyor, maalesef kötü hayatı devam ediyor. O evlilikten, o zoraki evlilikten doğan kızı da istismara uğruyor. Olayın üstü bir şekilde kapatılıyor. Fatmanur Hanım bu süreçte "Ben baskı altındayım, intihar falan etmeyeceğim." demesine rağmen maalesef kendisi de yavrusu da geçen hafta ölü bulundu.

Değerli arkadaşlar, "Bu ülkede ancak ölünce haklı oluyoruz." diyorsa insanlar bunun ahı hepimizi tutar, çok açık söylüyorum. Bakın "Kenarıdicle'de bir kurt kapsa kuzuyu, adliilahi gelir Ömer'den sorar onu." diye şiir okumak kolay, bu insanlara sahip çıkmak zor. Bu işler şiir okumakla çözülmüyor.

Bu vesileyle gündemdeki umut hakkı meselesine de değinmek istiyorum: Türkiye'de umut hakkı hak eden insan Fatmanur Çelik'ti, Türkiye'de umut hakkı hak eden insanlar ne evde ne işte olan gençler, zam bekleyen, mezarda emeklilik korkusuyla yaşayan çalışanlar, sefalet ücretine mahkûm olan emekliler, evladının beslenme çantasını doldurmaya çalışan anneler, faturayla boğuşan KOBİ'ler ve esnaflar, ayakta kalmaya çalışan girişimciler, güvenli sokaklar isteyen kadınlar ve en çok da çocuklarımız. Umut hakkı katillerin hakkı değil, bu insanların hakkıdır. Dürüst vatandaşımız, mazbut vatandaşımız vergisini kuruşu kuruşuna yatırsın ama en basit bir yemeğe dünyanın parasını versin, bir ödemesini geciktirince bütün banka hesapları bloke olsun. Burada bir adalet falan yok. Türkiye suç makinelerine, örgüt liderlerine, katillere gösterdiği müsamahayı orta sınıf vatandaşına göstermek zorundadır. Ekonomik ve toplumsal hayatı sırtlayan orta direk vatandaşımıza uygulanan bu sistematik zulmü de reddediyorum bu kürsüden.

Bu milletin güvenliğini sağlamak Hükûmetin boynunun borcudur. Bu milletin ihtiyacı bakkal devlet, televizyoncu devlet değil, adil devlettir. Kanun olmadan nizam olmaz. Böyle örtülü aflar, müsamahamalar, "Boş verin." demelerle ancak kamu nizamı yok edilir, devletin orta direği çöker. Ondan sonra adaletin olmadığı yerde millet kendi adaletini sağlamaya kalkarsa çok daha büyük problemlerle karşı karşıya kalırız, Allah korusun. Dürüst vatandaşın enayi yerine konmasına, eşkıyayı hükümdar yapan bu anlayışa biz "hayır" diyoruz. Artık en küçük konuda bile cezasızlığa tahammülümüz yoktur. O yüzden bu yasanın 24'üncü maddesinin, bu örtülü affın geri çekilmesini heyetinizden diliyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)