GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:70
Tarih:11.03.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, ben de diğer gruptaki arkadaşlar gibi 4 grubun bu konuyla ilgili, ortak tutum olarak ülkemizin geleceğini çok yakından ilgilendiren bu konuyla ilgili önerge vermesini ve araştırmanın kabul edilmesini arzu ediyorum çünkü biz aynı zamanda yine bu 4 grubun ve olmayan diğer gruptaki arkadaşlarımızın 260 milletvekiliyle Anayasa Mahkemesine başvurduğumuz 7554 sayılı Yasa'nın içerisinde geçen bir maddeyi konuşuyoruz ve o günden bugüne yaşadığımız durum şudur: Gerçekten ne kadar haklı olduğumuzu gösteren ve inanılmaz bir katliam politikasının, sömürgeci madencilik politikasının yaygınlaştığını adım adım yaşıyoruz. Bu önergeyi hazırlarken sayılar öyle artıyor arkadaşlar; 4 toplantı yapmış iki ayda komisyon, 200 küsurken şimdi 409 oldu; her ay toplanıyorlar ve 7'nci toplantısını bu yıl itibarıyla yapmış durumdalar. 409 tane yapılan bu komisyonun yapısını soruyorum Enerji Bakanlığına; Enerji Bakanlığından bana sadece Cumhurbaşkanlığının kararnamesini gönderiyorlar. "Kimler alıyor bu kararı?" diyorum. "3 komisyon üyesi, 1 de bakan yardımcısı var." diyorlar ve isimlerini bile söyleyemiyorlar, korkuyorlar. Biz de buradan, Meclisten soruyoruz: Bize bu konuyla ilgili Enerji Bakanlığı neden bilgi vermiyor ve kimler bu ülkenin yer altı ve yer üstü varlıklarını şirketlere bu kadar peşkeş çekiyor? Halkımıza seslenmek istiyorum ve Anayasa Mahkemesinin de bir an önce yürütmeyi durdurma kararı alması gerektiğini düşünüyorum. Şu anda Anayasa Mahkemesine hazırladığımız rapor 14 sayfalık ve tek tek bunların nasıl yaşandığı belli. Buradan AKP milletvekilleri diyorlar ki: "Biz burayı yasal düzenlemeler içerisinde yapıyoruz." Bakın, ben size somut bir örnek vereyim bu konuyla ilgili. İzmir'de somut olarak benim de davacı olduğum bir konu yaşandı. 2020 yılında biz mahkemeye verdik TOKİ'ye verilmesinden dolayı. TOKİ'ye 2020 yılında verildi. 2022 yılında, şu anda şehir hastanesinin de olduğu yer mahkeme kararıyla durduruldu. Her şeyi yapıldı; inşaat yapıldı, hastane açıldı. Ondan sonra 2024 yılında da yine Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle orası orman alanı olmaktan çıkarıldı. Şunu demek istiyorum: Mevcut koşullarda siz istediğiniz kararı istediğiniz şekilde, her türlü hukuksuzlukla alıyorsunuz ve yapıyorsunuz. Dolayısıyla burada herhangi bir şey aramanıza gerek yok. Ben somut olarak şunu söylemek istiyorum: MAPEG yasasının uygulanması sırasında inanılmaz bir katliam yaşanıyor. Tam 12.080 tane ruhsat verilmiş 2022 yılından bu yana ve bunların yüzde 87'si gerçek anlamda sahibine direkt adrese teslim yapılmış, sadece yüzde 13'ü ihaleyle yapılmış durumda ve bunların birçoğu söylendiği gibi meralar falan filan hepsi dâhil içerisinde. O kadar kolay yapıyorsunuz ki bir kararla meradan hemen çıkarıyorsunuz, taşınmazlara verebiliyorsunuz. Yine, bir kararla ormandan çıkarıyorsunuz, yine aynı şekilde bu tür işleri yaptırabiliyorsunuz. Dolayısıyla yaşadığımız pratik şudur: Kuralsızlığın, hukuksuzluğun egemen olduğu bir siyasal rejim altında ülkemizin topraklarını, havasını, suyunu peşkeş çeken bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu sadece bu alanda değil; inanın, ekolojik olarak, biraz önce söyleyen vekilimizin tam aksine, bu ülkede gerçek anlamda tarımı, gerçek anlamda topraklarımızı, havamızı, suyumuzu, geleceğimizi düşünen bir anlayışla karşı karşıya değiliz.

Yine, vekillerimizden birisi söylediler. Bu kadar yatırım yapılmasına, bu kadar ihale yapılmasına, bu kadar ruhsat verilmesine rağmen hâlâ gayrisafi millî hasıla içerisinde madenlerden gelirin yüzde 1 olması soru işaretidir. Kime gidiyor bunlar, kimin cebine gidiyor, kimin kasasına gidiyor? Bu ülkenin gayri safi millî hasılasına gitmeyen ve gerçek anlamda peşkeş çekilen bu maddeler nereye gidiyor, sormak lazım. Dolayısıyla, biz şunu görüyoruz: Bu ülkedeki mevcut gerçekten yapısal sorun çözülmediği sürece AKP zihniyetiyle bu ülkeye zarar vermekten başka hiçbir şey yapılamıyor.

Bakın, son olarak şunu söylemek istiyorum size: Bugün, iki gündür tartışma konusu olan bir durum var, belki çok fazla bilmiyorsunuz ama Çevre Bakanlığımız bu ülkenin COP31'le ilgili hazırlıklarını yapıyor, Ankara'da toplantı yaptı, Antalya'da toplantı yaptı, yarın da İstanbul'da toplantı yapacak ve sözleri şöyle; "Biz tek ses olmayan, çoğulcu olan, diyalog yapan, uzlaşı içerisinde olan ülkemizin geleceğini aynı zamanda fosil yakıtlardan uzaklaştırarak, sera gazını azaltarak bir çalışma yapacağız." diyor ve "Sözde değil, gerçek anlamda uygulamayı gerçekleştireceğiz." diyor. Gerçekten birazcık utanmak lazım ya. Bu ülkede, bu Mecliste bu meseleyle ilgili en ufak bir bilgi yok. Ben Çevre Komisyonundayım, komisyona en ufak bir bilgi yok. İstediği şekilde kendi yandaşlarıyla toplantı yapılıyor, bunun adı uzlaşı oluyor. Muhalefetin hiçbir vekilinin bilgisi var mı? Yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - COP31'i Antalya'da 197 tane ülkenin başkanı gelecek diye PR yapıyorlar ama bu ülkedeki mevcut oradaki gelenlere sadece turizm açısından çok önemli olacağını söylüyorlar. Aslında niyetleri şu: Burada bir iklime karşı önlem almak, bunu uygulamaktan daha çok bir PR yapmak, kendine bir yatırım yapmak, orada 197 tane ülkeden gelen insanları ağırlayarak turizme katkısı olmak gibi ticari bir faaliyet yapmaya çalışıyorlar. Buradan Çevre Bakanına sesleniyorum: Benimle görüşmek istedi, randevu istedim, üç aydır vermedi. Böyle bir uzlaşı, böyle bir kültür, böyle bir ortaklaşma söz konusu değil. Kamuoyuna doğruyu söyleyin, gerçekleri söyleyin "Kimseyi takmıyoruz, kafamıza göre yapıyoruz." deyin, biz de anlayalım. Öyle tek ses yok, çoğulculuk var, diyalog var ama gerçekte bunlar asla yok. Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum: Bu ülkenin her şey gidiyor, bu gidenin karşısında direnmekten başka çaresi kalmayan Anayasa’nın 56'ncı maddesine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AKIN (Devamla) - ...bakarak halkımız direnecek, başka çaresi yok. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)