| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 68 |
| Tarih: | 05.03.2026 |
HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Genel Kurul, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu yasa teklifi doğa koruma alanlarını korumadan öte işletmeye açıp gelir getirici bir şekilde gören düzenlemeler içeriyor. Bu alanlarda insan etkinlikleri sınırlanıp ekolojik yaşamın gözetilmesi gerekirken kapitalizmin kâr ve iktidarın talan politikaları için yeni imkânlar yaratılmaya çalışılıyor. Bu yasa teklifiyle doğa, turizm ve sanayi için daha kullanışlı ve daha çok sömürülmeye açık hâle getiriliyor. Tüm bunlar kapitalizmin sonuçları. Bugün, kapitalizm doğayı sömürüyor, insan emeğini sömürüyor, savaşları, emperyalist müdahaleleri yaratıyor ve nihayetinde F-35'leri, balistik füzeleriyle yine doğayı yok ediyor ve yine insanları bu sefer sömürünün ötesinde hedefine koyuyor ve öldürüyor. Onun kurallarıyla oynuyorsanız bunun bir parçasısınızdır ya da parçası olursunuz. Yok olan doğa, ölenler ise mazlum halklar, masum insanlar. Bu durumda bugün Suriye'ye, İran'a, Gazze'ye yapılan tüm müdahalelerin bir parçasısınızdır. Oralarda yaşanan doğa yıkımının da insan ölümlerinin de Gazze'nin, Kobane'nin kuşatma altına alınıp insanların sağlıksızlığa, açlığa, ölüme terk edilmesinin de sorumlususunuzdur. İran'da Gandi Hastanesinin bombalanmasında da okulların bombalanıp çocukların ölmesinde de sorumluyuz. Bir gecede Şeyh Maksut'tan, Eşrefiye'den 140 bin kişinin kadın, yaşlı, çocuk demeden göç yollarına düşmesinden de Sudan'dan da Somali'den de Afganistan'dan da sorumluyuz. Savaşlar bir halk sağlığı sorunudur, kapitalizm de. Evet, onun neoliberal politikaları da bir halk sağlığı sorunudur. Bugün bu kanun teklifi doğaya karşı, doğaya, ekolojik yaşama rağmen neoliberal politikalardaki ısrarın bir ifadesidir. Doğamızı, yaşam alanlarımızı yok eden, suyumuzu, toprağımızı kirleten, yeşil alanlarımızı işgal eden bu neoliberal politikalar bir halk sağlığı sorunudur. Bugün bu politikalarınızla toplumun ulaşım, eğitim ve sağlık hakkı gasbediliyor, toplumun yeterli ve güvenli gıdaya erişim hakkı gasbediliyor. Savaşlarla dünya ticaretine hâkim olmak isteyen emperyalistler ve onların ulusötesi şirketleri nemalanıyor. Savaş baronları silah şirketleri için savaş kışkırtıcılığı yapıyor, halkları birbirine karşı kışkırtıyor ve düşmanlaştırıyor. Ülkelerin yurttaşlarına dönük hukuksuzlukları, antidemokratik tutumları; otoriter ve baskıcı devletler emperyalizmin iştahını kabartıyor. Çatışma ve şiddet, savaşlar neoliberal politikalar için, sermaye için fırsatlar sunuyor ve kâr maksimizasyonu için zemin yaratıyor. Savaş ve çatışma süreçleri, göçler, emek sömürüsü, güvencesiz ve kayıt dışı çalışma, yedek iş gücünün artmasıyla sermayenin avuçlarını ovuşturtuyor.
Bugün Türkiye'de de kırk, elli yıldır süren çatışma ortamı, binlerce köyün boşaltılması, göçler vasıfsız yedek iş gücünü büyütmüş ve başta Kürtler olmak üzere göçmenleri, kadınları, çocukları emek sömürüsüne maruz bırakmıştır. 3-4 trilyon doları bulduğu söylenen çatışmada maliyetin faydalanıcısının da bu durumda halklar değil bir avuç sermayedarın, silah şirketlerinin, yandaş sermayedarlar olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bugün Orta Doğu'ya demokrasi bir türlü yerleşemiyor. Sürekli otoriter, baskıcı iktidarlar özgürlüklerin önünde bir engel. Halkların taleplerine, sokağın sesine kulak verilmiyor. Hukukun olmadığı, adaletin olmadığı, insanların kendini özgürce ifade edemediği yerde, özcesi demokrasi ve özgürlüklerin olmadığı yerde güvenlik açığı da vardır. Bugün Türkiye için yapması gereken tercih, kapitalizmin, neoliberal politikaların, sermayenin kuyruğuna takılmak değil; doğasına, insanının emeğine sömürü gözüyle bakmak değil; daha fazla savaş sanayisine, daha fazla silaha yatırım yapmak değil; Türkiye'de güvenlik açığını ortadan kaldıracak olan şeyler bunlar değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Bu küresel oyundan kaçış da bu küresel oyuna karşı mücadele de mümkün, en güçlü silahınız da demokrasi. En başta, bugün yürütülmekte olan süreci doğru tanımlayalım, bu sürece, barış ve demokratik toplum sürecine ciddiyetle yaklaşalım, gereken değeri verelim. Hukukun üstün kılındığı, adaletin sağlandığı, özgürlüklerin ve emeğin değer kılındığı; özcesi, uluslararası arenaya demokratik meşruiyetinizle çıktığınız an en güçlü savunma hattında, en düşük güvenlik açığındasınız demektir.
Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)