GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:67
Tarih:04.03.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, İstanbul Çekmeköy'de Fatma Nur Çelik'in öğrencisi tarafından bıçaklanarak hayatını kaybetmesi gerçekten hepimizin yüreğini dağladı. Öncelikle, ailesine, meslektaşlarına ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı dileklerimi buradan iletmek istiyorum fakat bu meseleyi sadece üzüntü belirterek geçiştiremeyeceğimizi, geçiştirmememiz gerektiğini ya da böyle konuşmamamız gerektiğinin de altını çizmek istiyorum. Bu cinayet, münferit bir cinayet değil, aksine yıllardır sistematik bir şekilde bozulan eğitim politikalarının ve artan toplumsal krizlerin bir sonucu olarak açığa çıkmıştır. Derinleşen yoksulluk, gençler arasındaki fırsat eşitsizliğinin derinleşmesi, umutsuzluk, eğitimin piyasalaşması, öğretmenlerin itibarsızlaştırılması bugün okullardaki şiddeti besleyen temel nedenlerin başında geliyor. O anlamıyla şuna dönüp bakmamız gerekiyor: Mesele, ne sadece Fatma Nur Çelik'e... Aslında ya da asıl fail sadece Fatma Nur Çelik'e bıçak saplayan öğrenci değildir, koca bir sistem bunun sorumlusudur, iktidar bunun sorumlusudur, bunun özel olarak altını çizmek gerekiyor. Özellikle siyasal iktidarın kutuplaştırıcı dili okullardaki gerilimi arttırıyor, pedagojik ve demokratik ilkeler yerine de ideolojik yönlendirmeleri öne çıkarıyor. Oysaki eğitim kamusal bir haktır, güvenli, demokratik, özgürlükçü bir ortamda sağlanmalıdır. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, her okulda yeterli sosyal hizmet uzmanı bulundurulmalı, risk altındaki öğrencilere erken müdahale programları uygulanmalıdır. Öğretmenlerin mesleki güvencesi ve itibarı korunmak zorundadır. Fakat dediğimiz gibi, bütün bunların yanından geçmeyen bir eğitim sistemi ve bütün bunlara duyarsız, gözünü, kulağını kapatmış bir Millî Eğitim Bakanı gerçeğiyle karşı karşıyayız. O anlamıyla şiddetle mücadele demokratik bir toplumun inşasını da gerekli kılar. Okulları gerici, cinsiyetçi, ayrımcı anlayışların etkisine bırakan, gençleri sorgulamayan, itaat eden, biat eden bireyler olarak yetiştirmeye çalışan kindar ve dindar nesil yetiştirme projesinin bugün sonuçlarıyla yüz yüze olduğumuzu görüyoruz. Oysaki eğitim eşitliği, özgürlüğü ve birlikte yaşama kültürünü güçlendirmelidir. Kadın bir öğretmenin okulda bıçaklanarak öğrencisi tarafından katledilmesi aslında kadınlar açısından yaşamın her alanının ne kadar güvensiz olduğunu da açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. O anlamıyla eğitim politikalarının toplumsal cinsiyete duyarlı olarak yeniden gözden geçirilmesi ve organize edilmesi gerekiyor. O anlamıyla Fatma Nur Çelik'in adını yalnızca bir acı olarak değil, güvenli, demokratik ve eşitlikçi bir eğitim sistemi mücadelesinin sistemi olarak da anacağımızı, yaşatacağımızı ifade etmek istiyoruz ve Millî Eğitim Bakanını, iktidarı da bu okullardaki artan şiddeti önleyici gerçekçi politikalar almaya ve bunları da yaşamsallaştırmaya bir kez daha davet ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Sayın, Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomi politikalarını çok konuşuyoruz. En çok konuştuğumuz meselelerin başında da tabii ki asgari ücretlinin ve emeklilerin durumu geliyor. Bu ülkede 17 milyon emeklinin yaklaşık 5 milyonu ayda sadece 20 bin lirayla yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Açlık sınırına bakıyoruz, daha şimdiden 32.365 lirayı geçmiş durumda. Emekli ne yiyor, ne içiyor, nerede yaşıyor, nasıl yaşıyor, kirasını nasıl ödüyor, pazara gidip gelebiliyor mu, sofrasına ekmek koyabiliyor mu? Bütün bu soruların yanıtını ne yazık ki bulamıyoruz. AKP iktidarı emekliye gelince yoksulluğun tokadını vurmaktan imtina etmiyor. Sermayeye gelince de maşallah, sonuna kadar kesesini açmakta hiçbir sorun görmüyor. Bakın, bugün sadece ve sadece bayram ikramiyeleri kısmını konuşacak olursak 2018 yılında verilen bayram ikramiyesi bin TL'ydi ve o zamanki asgari ücretin yüzde 62,3'üne denk geliyordu. Bugün 4 bin lirada ısrar ediliyor ve artırılmak istenmiyor, asgari ücretin yüzde 14'üne denk geliyor. Peki, enflasyona oranlı bir şekilde artırılmış olsaydı bugün emekli ikramiyesi ne kadar olacaktı? 8.100 lira. AKP Grup Başkanı ne diyor? "Kaynak yok." diyor. Oysa sadece 15 Şubatta açıklanan bütçe gerçekleşme verilerine göre 2026 Ocak ayında faize 456,4 milyar TL ödenmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim, buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu para kimin parası? Bu para yoksulun parası, bu para, her gün üreten emekçinin alın terinin parası. Bu ülkede milyonlarca insanın vergisiyle toplanan paralar emekliye, dar gelirliye, yoksula, kadına harcanmıyor, onun yerine bir avuç faiz lobisine her ay milyarlarca dolar para, milyarlarca lira para ödeniyor. Bakın, ocak ayındaki miktarla yani 4 trilyon 564 milyarlık faiz ödemesiyle her bir emekliye bir seferde 30 bin lira para ödenebilirdi ama bunun yerine işin kolayını bulmuşlar, işçiye, yoksula, emekliye gelince "Kaynak yok." deyip işin içinden çıkıyorlar. işin içinden çıkıyorlar. O anlamıyla, biz DEM PARTİ olarak bir kez daha buradan ifade ediyoruz: Emekli bayram ikramiyesi en az asgari ücret seviyesinde olmalıdır; bu bir beklenti, bu, iktidarın bir lütfu değildir. Bunu gerçekten Sayın Mevkidaşım Bülent Kaya da söyledi; bunun bir hukukunun, bir yasal garantisinin olması gerekiyor. Bu anlamıyla da "Artan enflasyon oranında mı olacak, asgari ücrete endeksli mi olacak?" bunun adını koymak gerekiyor ve bunu AKP'nin bir seçim yatırımı aracı olmaktan da çıkarmamız gerekiyor. Şimdi, iktidar bize şunu söylüyor, "Ben sadece asgari ücretliye, emekliye, emekli ikramiyesine ancak ve ancak oyuna ihtiyaç duyduğum zaman, oyunu almak istediğim seçim zamanlarında zam yaparım, seçim yoksa zam da yok." E şimdi ne yapalım? "Her yıl siz asgari ücretliye, emekliye zam yapın diye seçim sandığı mı koyalım?" diye biz buradan sormak istiyoruz. Bu hukuksuz ve her şeyi araçsallaştıran, kendi iktidarı için her şeyi mübah gören bu anlayıştan da bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan -demin de konuşuldu- 5 Ağustos tarihinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun bir raporu var. Bu raporun içerisinde özellikle 6'ncı, 7'nci başlıklarda ortak bir mutabakat var. O mutabakatlardan biri de aslında kayyum uygulamasından vazgeçilmesine dönük ama demin milletvekili arkadaşımın, Mardin Milletvekili Salihe Aydeniz arkadaşımın da ifade ettiği gibi, Mardin Belediyesinin kayyum süresi ne yazık ki uzatıldı. 4 Kasım 2024'ten beri kayyum uygulaması var. Devrim Demir ve Ahmet Türk Eş Başkanlara görevlerinin iade edilmesi yerine iki aylık bir süre daha kayyum uygulamasında ısrar edildiğini görüyoruz. Şimdi, bir taraftan yanı başımızda büyük bir savaş var -az önce söylendi- Hatay'a bile artık mühimmatlar, bombalar düşüyor, belki bir sıcak cephe bile açılma riski var, ne olacağını bilmiyoruz, bütün bölgeyi kasıp kavuran bir bölgesel sıcak çatışma denkleminin içerisindeyiz ama bir taraftan da Türkiye'de yürüyen bir süreç var ama bu sürece de uygun adım atmayan bir yargı pratiğiyle ve iktidar pratiğiyle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Şimdi, daha kaç defa "Kayyum uygulamasından geri adım atın ve halkın hakkını halka iade edin, seçilmiş iradeyi gasbetmekten vazgeçin." diye buradan söylememiz gerekiyor? Daha ne yapması gerekiyor? Atadığınız Mardin kayyumunun Mardin'i daha ne kadar talan etmesine göz yumacaksınız? Sadece 57 taşınmazı acele bir şekilde satışa çıkarmış ve bedelinin çok altında satmış. Bunlar kimin kaynakları, bunlar kimin taşınmazları? Mardin halkının, Mardin Belediyesinin taşınmazları ama şu anda talan ediliyorlar ve AKP iktidarı da bu talan politikasının bir parçası ve seyircisi konumundadır. O anlamıyla, AİHM, AYM kararlarının uygulanmasından kayyum uygulamasından vazgeçilmesine kadar bir dizi, hiçbir yasal adım gerektirmeyen, hiçbir düzenleme gerektirmeyen adımların derhâl atılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Biz, iktidara, altına imza koyduğu rapora uygun davranmasını ve yargıyı araçsallaştırma pratiklerinden de vazgeçmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

Son olarak şunu söyleyelim: İsrail ve Amerika'nın İran'a müdahalesinin yarattığı büyük bir ekonomik darboğaz geliyor. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması nedeniyle, bütün enerji tedarik hatlarından tutalım, her şeye kadar büyük bir zam dalgasıyla karşı karşıyayız. En son özellikle de Katar'ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akışını durdurması, gübre hammaddesi açısından büyük bir kriz yaratmıştır. Dışa bağımlı bir tarım üretimi var, dışa bağımlı bir enerji politikası var ve bütün bunların Türkiye ekonomisi üzerinde yarattığı basınç var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi ben soruyorum: Gübre fiyatları artacak, halk gübre alamayacak, çiftçi gübre alamayacak, toprağına, tarlasına gübre atamayacak, bunun sonucunda da üretim düşecek. Gübre alabilse bile gübre maliyetleri, akaryakıt maliyetleri arttığı için üretim maliyetleri artacak ve bu bizi büyük bir gıda enflasyonuyla karşı karşıya bırakacak. Hâlihazırda Türkiye OECD içerisindeki gıda enflasyonunda dünyada 5'inci pozisyonda. Bu nedenle hızlı bir şekilde tedbir alınması gerekiyor. Hızlı bir şekilde çiftçinin desteklenmesi, dar gelirlinin desteklenmesi ve özellikle de yakıt yani akaryakıt üzerindeki ÖTV baskısının ortadan kaldırılacağı bir tedbirin açıklanması, politikaların geliştirilmesi gerektiğini de bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.