| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 65 |
| Tarih: | 26.02.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, istatistik verileri neden toplanır? Toplumsal, ekonomik, çevresel sorunları tespit etmek ve onlara çözüm üretmek için elbette. Türkiye'de TÜİK'in topladığı, daha doğrusu yayımladığı verilerin doğruluğuna güven duyulmadığı hepimizin malumu dolayısıyla daha objektif ve gerçeğe yakın veriler paylaştığı düşünüldüğü için OECD gibi uluslararası kurumların çalışmaları öne çıkıyor. Elimizdeki veriler Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında standartları her geçen gün eriyen, kurumsal yapısı çöken ve halkını yoksullaştıran bir ülke profili çizdiğini gösteriyor.
Şimdi, kurumun kendi raporlarına bakalım. Ekonomiyle başlayalım: Övündüğünüz büyüme rakamları kime yarıyor? OECD'nin 2025 inceleme raporuna göre Türkiye büyüyor ama nasıl büyüyor? Eşitsizliği büyüterek büyüyor. Bakınız, Türkiye bugün OECD ülkeleri arasında kayıt dışı ekonomide 1'inci sırada, oran yüzde 28,7; OECD ortalaması yüzde 15-20 bandındayken bizde neredeyse ekonominin üçte 1'i kayıt dışı. Bu ne demek biliyor musunuz? Yaklaşık 8,5 milyon yurttaş sosyal güvenceden, emeklilik hakkından, iş güvenliğinden yoksun bir şekilde, kölelik düzeninde çalıştırılıyor demek. Tarım sektöründe bu oran yüzde 85'lere kadar çıkıyor. Siz, Ankara'da ışıltılı makam odalarında "Büyüyoruz." derken tarladaki çiftçi, sanayideki çırak devletin kayıtlarında bile yok. Bu ülkedeki en büyük soygun "vergi takozu" denilen çalışanın sırtına binen yük. Bakın, 2024 verilerine göre Türkiye, OECD ülkeleri arasında vergi takozu sıralamasında 38 ülke arasında 19'uncu sırada yer alıyor. OECD ülkelerinde, örneğin, Almanya'da veya ABD'de bir çalışan eğitim giderlerini, sağlık giderlerini vergisinden düşebilirken Türkiye'de bordrolu çalışan maaşını daha eline almadan kaynağından kesilen vergiye mahkûm edilmiş durumda. İşveren her masrafı vergiden düşerken işçinin mutfak masrafı, kirası vergi matrahından düşülmüyor. Enflasyonla gelen maaş zammı vergi dilimi güncellenmediği için devlet tarafından gizli vergi olarak geri alınıyor. İşte, sizin adalet anlayışınız bu kadar.
Sayın milletvekilleri, bir ülkenin geleceği eğitime ayırdığı bütçeden bellidir. EĞİTİM SEN'in 2025-2026 raporu ve OECD'nin Bir Bakışta Eğitim verileri çocuklara reva gördüğünüz muameleyi açıkça gösteriyor. OECD ortalamasında bir ilköğretim öğrencisi için devletin harcadığı para yıllık 10.812 dolar. Peki, Türkiye'de ne kadar biliyor musunuz? 3.914 dolar. Lise düzeyine baktığımız zaman OECD ortalaması 11.932 dolar, Türkiye'ye bakıyoruz, 3.914 dolar. Değerli arkadaşlar, bir Avrupalı, bir Koreli kendi çocuğuna bizim çocuğumuzdan tam 3 kat daha fazla yatırım yapıyor. Okullarda temizlik görevlisi olmadığı için velilerden para toplarken, hijyen sorunları yüzünden çocuklar hastalanırken Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün bütçesini bir yılda 2'ye katlayıp 82 milyar liralara çıkarmak, eğitimi bilimsellikten uzaklaştırıp piyasalaştırmak bu ülkenin geleceğine yapılmış en büyük ihanettir. Öğretmen ataması bekleyen 100 binlerce gencimiz dururken ücretli öğretmenlik ayıbını sürdüren bu sistem OECD liginden düşmeye mahkûmdur.
Gelelim sağlık sistemine. "Sağlıkta devrim yaptık." diyorsunuz ve hastaneleri öve öve bitiremiyorsunuz. Peki, bu hastanelerin içindeki doktorlar ne durumda? Şimdi, OECD 2025 verilerine göre Türkiye'de bir hekim OECD'deki meslektaşından 3-4 kat daha fazla hasta bakıyor, 3-4 kat daha fazla nöbet tutuyor; iş yükü arşa çıkmış durumda. Karşılığında ne alıyor? Son on yılda OECD ülkelerinde hekim maaşları reel olarak artarken, örneğin Macaristan'da yüzde 11,7 artış varken Türkiye'de hekim maaşları reel olarak sadece yüzde 1,7'de kalmış. Enflasyon karşısında doktorun maaşı erimiş bitmiş. İşte bu yüzden doktorlar ülkeyi terk ediyorlar. "Giderlerse gitsinler." dediğiniz o hekimler Almanya'ya, İngiltere'ye, İsveç'e, sizin vermediğiniz değeri, insani çalışma koşullarını bulmaya gidiyorlar. Sonucunda devlet hastanelerinde özellikle de küçük şehirlerde uzman hekim bulmak mümkün olamıyor.
Kadına yönelik şiddet verileri için OECD verilerine bakmak gerekiyor mu bilmiyorum ama bu konuda da ne yazık ki sınıfta kalmışız. Geçtiğimiz hafta yalnızca bir günde 6 kadın katledildi. Üstelik 3 kadın, failler hakkında uzaklaştırma kararı almıştı. Göz göre göre gelen cinayetler bunlar, önlenebilir cinayetler. İktidar vekilleri kadına yönelik şiddetin küresel bir sorun olduğunu söylüyorlar ısrarla, bize özgü olmadığını. Evet, doğru patriyarka bütün dünyanın sorunudur ancak sayın vekiller, OECD istatistiklerine göre Türkiye yine vahim durumda. Partner şiddetine uğrayan kadınların sayısı yüzde 32, OECD ortalaması yüzde 23.
Şimdi yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Kadına yönelik şiddetin en temel nedeni toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir diyoruz. OECD verileri bu argümanı doğruluyor. Kadınların iş gücüne katılım oranlarına baktığımızda OECD ortalaması yüzde 65. Türkiye'deki orana bakıyoruz, yüzde 36. Çalışan kadınların çalışma koşullarının en kötü olduğu ülke Türkiye. Economist dergisinin Cam Tavan Endeksi'nde 2025 yılında Türkiye 29 ülke arasında sonuncu oldu.
Tüm bu ekonomik ve sosyal çöküşün temelinde ne var biliyor musunuz? Hukuksuzluk var, eşitsizlik var ve güven erozyonu var. OECD'nin Bir Bakışta Yönetişim Raporu'na bakalım: Türkiye kamu güveni endeksinde 38 üye ülke arasında 33'üncü sırada sondan 5'inciyiz; yolsuzluk algı endeksinde 115'inci sıradayız. Hukukun olmadığı, şeffaflığın olmadığı, ihalelerin şeffaf yürütülmediği bir düzende ekonomi gelişir mi? Evet, gelişmiyor. Yabancı yatırımcı vur-kaç yapmaya, sıcak parayla faizden kazanmaya geliyor sonra gidiyor. Siz OECD'nin İstanbul Merkezine 5 milyon avro gönüllü katkı payı ödeyerek uluslararası arenada itibar kazanabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Sayın vekiller, itibar bina ile tabela ile para saçarak kazanılmaz. İtibar, hukukun üstünlüğüyle, şeffaflıkla, kadınların iş gücüne katılımını yükseltmekle kazanılır. İtibar, kendi hekimine, kendi öğretmenine, kendi gencine sahip çıkarak kazanılır.
Sonuç olarak bugün önümüze getirdiğiniz bu protokoller şekil şartlarını yerine getirmekten öteye geçmiyor. Türkiye, OECD'nin kurucu üyelerinden biri olmasına rağmen bugün o örgütün demokrasi, insan hakları, şeffaflık kriterlerinin çok uzağına düşmüş durumda. Biz diyoruz ki bu ülke halklarının hakkı OECD ortalamalarının altında ezilmek değil üzerine çıkmaktır. Bunun yolu da kayıt dışı ekonomiyi bitirmekten, vergide adaleti sağlamaktan, eğitimi laik ve bilimsel bir temele oturtmaktan, sağlıkçının hakkını vermekten, eğitimcinin hakkını vermekten ve daha önemlisi, en önemlisi demokrasiyi, demokratik bir düzeni yeniden inşa etmekten geçer. OECD İstanbul Merkezi bu eşitsizlik rejimini, bu kayıt dışı istihdamı ve bu demokratik çöküşü örtme hesabında kamu denetimine kapalı, israfçı bir yapının sembolü olmaktan çıkarılmalıdır. DEM PARTİ olarak bu protokolü onaylıyoruz Ancak hesap verebilirlik, şeffaflık ve halk yararı ilkesine dayalı bir zemin oluşturulmadan bu tür girişimlerin yurttaşlara bir fayda sağlamayacağını da bir kere daha hatırlatıyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)