GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:65
Tarih:26.02.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk olarak, Hocalı'da kadın ve çocuk ayırt etmeden kardeşlerimize karşı yapılan katliamı şiddetle kınıyor, katledilen, şehit edilen kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyor ve katliamı unutmadığımızı ve unutmayacağımızı belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Evet, görüşmekte olduğumuz teklif, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile OECD arasında İstanbul'da bir merkezin kurulmasına ilişkin mutabakat zaptının bir yıl süreyle yenilenmesine ilişkindir. Elbette, Türkiye'nin kurucu üyesi olduğu OECD'yle iş birliği yürütmesi önemlidir. Uluslararası kuruluşlarla temas diplomatik ve ekonomik görünürlük açısından değerlidir, buna kimsenin itirazı yoktur, olamaz. Ancak bugün burada sormamız gereken soru şudur: Bir OECD ofisinin İstanbul'da bulunması Türkiye'yi OECD ortalamalarında üst sıralara taşımaya yeter mi? Bence asıl tartışmamız gereken konu budur.

Değerli milletvekilleri, OECD'yi bir temsil ofisleri organizasyonu gibi görmek son derece yanlıştır. OECD veriye dayalı karşılaştırmalar yapan; ülkelerin eğitimden ekonomiye, hukukun üstünlüğünden kamu yönetimine kadar performanslarını ölçen bir kuruluştur. Dolayısıyla başarı ofis açmaktan çok o verilerde ilerlemekten ve ortalamalarda yükselmekten geçmektedir. Ölçüt ve kriter aslında bunlar olmalıdır. Bugün OECD göstergelerine baktığımızda, tabloyu soğukkanlı bir biçimde değerlendirmek zorunda olduğumuzu ve geleceğe dair hedeflerimizi bu doğrultuda oluşturmamız gerektiğini görüyoruz. Özellikle temel eğitim meselesi çok kritiktir. PISA 2022 sonuçlarına baktığımızda Türkiye matematikte 453 puan alırken OECD ortalaması 472'dir. Okumada Türkiye 456, OECD ortalaması 476'dır. Fende Türkiye 476, OECD ortalaması 485'tir. Bu üç temel alanda da OECD ortalamasının altındayız. Bu, analitik düşünme ve bilimsel becerilerde OECD ülkelerinin gerisinde olduğumuzu çok açık göstermektedir. OECD verilerine göre yüksek olduğumuz alanlar elbet vardır. Örneğin, Türkiye'de üniversite mezuniyet oranı OECD ortalamasının üzerindedir ancak her ile üniversite açmak temel eğitimdeki matematik, fen sorununu ve mesleki ve teknik eğitim sorununu çözmemiştir. Eğer 15 yaşındaki öğrencimiz OECD ortalamasının altında performans gösteriyorsa mezun sayısını artırmak kaliteyi otomatik olarak yükseltmez; nicelik artışı nitelik ve kalite artışı demek değildir.

Gelin, bir de gençlerimizin durumuna bir bakalım. OECD'nin Education at a Glance 2025 Raporu'na göre Türkiye'de 18-24 yaş aralığında gençlerin yaklaşık yüzde 31,3'ü ne eğitimde ne de istihdamda olarak sınıflandırılıyor. Aynı yaş grubunda OECD ortalaması yaklaşık yüzde 14,1 civarındadır. Bu fark eğitim ile üretim arasında ciddi bir kopukluk olduğunu göstermektedir. Diploma verip mezun ettiğiniz gençlerimize iş olanakları sağlayamıyorsanız orada istihdam ve kalkınma politikasından bahsetmek mümkün değildir.

Bakın, gelir dağılımında tablo da olumsuzdur. OECD ortalamasında vergi ve transfer sonrası Gini katsayısı yaklaşık 0,31 iken Türkiye'de 0,41 seviyesindedir. Türkiye OECD ülkeleri arasında en yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülkelerden biridir. Bu durum sosyal adalet ve fırsat eşitliği açısından ciddi bir sorundur.

Şimdi, bir de hukukun üstünlüğü ve adalet alanındaki verileri konuşalım. Dünya Bankasının 2023 yılı Worldwide Governance Indicators verilerine göre Türkiye'nin "Rule of Law" yani hukukun üstünlüğü puanı eksi 0,55'tir, OECD ortalaması ise yaklaşık artı 1,20 seviyesindedir yani Türkiye OECD ortalamasının yaklaşık 1,7 puan altındadır ve negatif bölgede yer almaktadır. Yine, "World Justice Project" 2024 Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde Türkiye 142 ülke arasında 117'nci sıradadır. Türkiye'nin genel puanı 1 üzerinden 0,43'tür, OECD ülkelerinde bu puan genellikle 0,70'in üzerindedir. Özellikle yargı bağımsızlığı, temel hakların korunması ve yürütmenin sınırlandırılması başlıklarında Türkiye OECD ortalamasının belirgin bir biçimde gerisindedir. Dünya Ekonomik Forumu’nda yargı bağımsızlığı göstergesinde Türkiye 1 ila 7 arasındaki ölçekte yaklaşık 3-3,5 bandındadır, OECD ortalaması ise yaklaşık 5 civarındadır. Bakın, bu fark yatırım ortamı ve hukuki güven açısından son derece önemlidir. Kamu yönetimi etkinliğinde de tablo benzerdir. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye'nin "Government Effectiveness" puanı eksi 0,20 ila eksi 0,30 bandında iken OECD ortalaması artı 1,10 civarındadır yani kamu yönetimi etkinliğinde de OECD ortalamasının yaklaşık 1,3 puan gerisindeyiz. Yine, vatandaş güveni açısından OECD ortalaması yüzde 39 iken Türkiye'de bu oran son ölçümlerde yüzde 28 ve yüzde 29 civarındadır. Bütün bu verilerle birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo çok açık ve nettir. Matematikte OECD ortalamasının altındayız. Okuma becerilerinde OECD ortalamasının altındayız. Fende OECD ortalamasının altındayız. Genç istihdamında OECD ortalamasının çok çok gerisindeyiz. Gelir dağılımında OECD'nin en eşitsiz ülkelerinden biriyiz. Hukukun üstünlüğü göstergelerinde OECD ortalamasının belirgin bir biçimde altındayız. Yargı bağımsızlığı algısında OECD ülkeleri arasında alt sıralardayız. Kamu yönetimi etkinliğinde OECD ortalamasının yaklaşık bir puan gerisindeyiz. OECD ortalamasının üzerinde olduğumuz alanlardan biri -biraz önce de söylediğim gibi- üniversite mezuniyet oranıdır, o da ayrı bir tartışma konusudur ve oradaki bu nicelik artışı da temel eğitimdeki kalite sorununu ve hukukun üstünlüğü alanındaki zayıflığı telafi etmemektedir.

Sonuç olarak şunu açıkça ifade edelim: OECD ofisinin İstanbul'da bulunması elbette kıymetlidir. Türkiye'nin uluslararası platformlarda güçlü şekilde temsil edilmesi, çok taraflı diplomasinin merkezlerinden biri olması önemlidir. Bu tür kurumlara ev sahipliği yapmak Türkiye'nin kapasitesini ve iddiasını gösterir. Biz buna karşı değiliz ancak gerçekçi olmalıyız. Bir ofisin varlığı tek başına Türkiye'yi OECD ortalamasının üzerine taşımaz. Eğitimde, matematik ve fende başarısını yükseltmez. Genç işsizliğini düşürmez. Gelir dağılımını düzeltmez. Hukukun üstünlüğü endeksinde bizi yukarı çıkarmaz. Eğer göstergelerde gerideysek çözüm tabelada değil, sistemdedir. Ofis bir araçtır, hedef değildir, hedef OECD standartlarını yakalamak ve aşmaktır. Bu da bu sistemde mümkün değildir.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu konuda önümüzde muazzam bir örnek vardır: Cumhuriyet kadınlara 1934 yılında seçme ve seçilme hakkını birçok Avrupa ülkesinden önce tanımıştır. Eşit yurttaşlık ilkesini hukuk düzeni içinde güvence altına almış, insan haklarına ve hukukun üstünlüğünü siyasal hayatının temeline yerleştirmiştir. İşte, dünya standardını belirlemek tam da bu şekilde olur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu cesur adımı adalet anlayışının cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm yurttaşlara eşit uygulamasının tarihsel bir ifadesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKALIN (Devamla) - İYİ Parti olarak bu konuda perspektifimiz çok nettir: Türkiye'yi uluslararası kurumlara ev sahipliği yapan bir ülke olmanın ötesine taşımak güçlü kurulları, bağımsız yargıyı, kaliteye eğilimi ve liyakat esaslı devlet yapısını inşa etmektir.

Yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)