| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 65 |
| Tarih: | 26.02.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, yüce Türkiye Büyük Millet Meclisinde kadın yoksulluğuyla ilgili konuşmaktan dolayı, işin açıkçası, duyduğum üzüntüyü belirtmek istiyorum. Neden üzüntü duyuyorum? Çünkü aziz Türk milletinin köklü devlet ve toplum geleneğinde kadın daima ailenin direği ve toplumsal hayatın kurucu unsuru olarak görülmüştür. Orta Asya'dan bugüne uzanan tarihimizde hatunların devlet işlerinde söz sahibi olması kadına verilen değerin de açıkça bir göstergesidir. İslamiyet de ortaya çıktığı çağ ve coğrafyada kadına miras, mülkiyet ve rıza hakkı tanıyarak kadınların statüsünü yükselten önemli düzenlemeler getirmiştir. Türk töresi ile İslam'ın adalet anlayışının birleştiği bu medeniyet tasavvurunda kadın korunması gereken pasif bir unsur değil, güçlendirilmesi gereken asli bir özne olarak kabul edilmiştir. Ne var ki biz bugün böylesine köklü bir mirasa sahip bir millet olarak kadın yoksulluğunu konuşur bir toplum hâline geldik. O yüzden, gerçekten, bu konu üzerinde ciddiyetle durulması ve gerekli analizlerin çok detaylı yapılması gerekmektedir. Ülkemizde kadın yoksulluğu yalnızca gelir ve servet eksikliğiyle de sınırlı değildir. Kadınlar yasal ve toplumsal haklara erişimde de güçlükler çekmektedir. Toplumsal dışlanmışlık ve kadına yönelik şiddet hisleriyle çok boyutlu kırılganlık da yaşamaktadırlar. Kadınların hak eden ya da kurtarılması gereken bireyler olarak görülmesi fiilî ataerkil süreçlerin yeniden üretilmesine zemin hazırlamaktadır, bu da karşımıza kadınlarla ilgili devamlı çözülemeyen problemler olarak çıkmaktadır. Genel olarak verilere baktığımızda, kadınların iş gücüne katılım oranı da ülkemizde çok düşüktür. TÜİK verilerine göre yüzde 36-38 bandındadır bu oran, erkeklerde bu oran yüzde 70'in üzerindedir. Çalışan kadınların önemli bir bölümü de maalesef kayıt dışı veya güvencesiz istihdam koşullarında yer almaktadır. Düşük ücret, eksik sigorta ve ücretsiz bakım yükünün büyük ölçüde kadınların omzunda olması da ekonomik bağımsızlığı zayıflatmakta ve hane içi kırılganlığı da artırmaktadır. Böyle bir durumda ekonomik baskının da arttığı hanelerde en ağır bedeli maalesef çocuklarımız ve gençlerimiz ödemektedir. Son yıllarda suça sürüklenen çocuk sayısındaki artış ve gençler arasında uyuşturucuya başlama yaşının da düşmesi meselenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir güvenlik sorunu hâline geldiğini de göstermektedir. Aile zayıfladığında risk alanı maalesef genişlemektedir. Unutmayalım ki güçlü aile güçlü kadınla mümkündür. Güçlü gençlik ise ancak ekonomik ve sosyal olarak desteklenmiş aile yapısı içinde yetişmektedir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)