GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:65
Tarih:26.02.2026

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Yarın 27 Şubat, Türkiye Cumhuriyeti devleti Başbakanlarından Profesör Doktor Necmettin Erbakan'ın ölüm yıl dönümü. Bir sonraki gün de tarihimizdeki meşum 28 Şubat örtülü darbe girişiminin yıl dönümü. Ben ikisini birlikte değerlendirmeye çalışacağım. Bu yıl aynı zamanda Erbakan Hocanın doğumunun 100'üncü yıl dönümü.

Necmettin Erbakan Hoca'yı anmak, Türkiye'nin modernleşme sancıları içinde yerli ve manevi bir alternatif üretme çabasını anlamaktır. Onun hikâyesi, teknik bir dehadan bir lidere dönüşen tavizsiz bir siyaset portresini görmektir. 27 Şubat 2011'de vefat eden Erbakan Hoca, geride yalnızca bir parti mücadelesi değil sanayi, dış politika ve fikir dünyası üzerinde şekillenmiş bir gelenek, bir okul, bir miras bıraktı. Onun fikir dünyası, kalkınmayı bir haysiyet meselesi olarak görmesiyle başladı. Bunun ilk somut adımlarından biri 1956'da Konya'da kurulan Gümüş Motor girişimidir. Erbakan çizgisinde sanayi, yalnızca büyüme değil aynı zamanda bağımsızlıktı. Ağır sanayi fikri ve dili bu çerçevede üretilmiştir ve bu hattın sembol kurumlarından biri de TÜMOSAN'dır.

1969'da Meclise girişi, onun için bir temsilden çok bir iddia makamıydı. Üretim ekonomisi, millî sanayi, adil paylaşım, ahlak ve dışa bağımlılığın azalması; bu başlıkların tamamı Erbakan siyasetinin ana omurgası oldu. Hoca, ekonomi tartışmasına aynı zamanda normatif bir öneriyle de bir siyaset üretmişti. Adil düzen yaklaşımı, gelir dağılımı ve adaleti, üretimin artırılması ve kaynakların etkin kullanımını merkeze alan bir teklif idi.

Küresel vizyon boyutunda ise en kalıcı iz şüphesiz D8'dir. D8'in mantığı, tek başına İslam ülkeleri retoriği değil kalkınma ülkelerinin dünya ekonomisindeki konumunu güçlendirme, ticareti çeşitlendirme ve karar mekanizmalarına katılımı artırma hedefini taşırdı o zaman.

Kurumsallaşma deyince de -Erbakan Hocanın geride- Millî Gençlik Vakfından düşünce kuruluşu olan ESAM'a, HAK-İŞ'ten MEMUR-SEN'e, MÜSİAD'a kadar bugünkü birçok sivil toplum örgütünün yapısını, altyapısını görürüz. Devlet eliyle, devlet kurumları aracılığıyla maruz kaldığı birçok hukuksuzluğa hukuk ve sistem içerisinde cevap vermesi, sistem dışındaki herhangi bir direnişi meşru görmemesi belki de bugünkü toplumsal barışımızın en önemli altyapılarından biridir. Erbakan Hocanın Bayraktar ailesiyle özel ilişkisi, onun sadece ağır sanayi değil modern teknolojilerle ve günümüzü değil önümüzü hedef alan bir anlayışla, başta İHA çalışmaları olmak üzere savunma sanayisine olan ilgi ve alakasını da gösterir.

Erbakan Hoca, 28 Şubat süreci içerisinde bir iktidar deneyiminin parçası oldu. Bu örtülü darbe süreci içerisinde 28 Şubat, Türkiye'nin demokrasi hafızasında vesayetin en somut ve sistematik tezahürlerinden biri olarak yerini almıştır. Bu süreçte devlet aygıtı neredeyse tüm kurumlarıyla ve sivil toplumu da kendisine angaje ederek siyaset kurumu üzerinde yönlendirici bir tahakküm kurmuş, toplum mühendisliği yöntemleriyle vatandaşlar "makbul" ve "sakıncalı" gibi kategorilere ayrıştırılmıştır. Eğitimden çalışma hayatına kadar kamusal alanın tamamı, hak temelli bir yaklaşımdan ziyade güvenlikçi ve baskıcı bir refleksle yeniden dizayn edilmiştir. Bu meseleye bakış açımız, geçmişle hesaplaşma, rövanşist bir dil değil geçmişten ders almak ve bugün için durumumuzu değerlendirmek, devletin itibarını ve milletin birliğini hukuk temelinde yeniden sağlamanın bir aracı olarak değerlendirmek olmalıdır. Devlet gücü, hiçbir gerekçeyle, hiçbir dönemde vatandaşının inanç ya da inançsızlığı veya dünya görüşü üzerinden tahakküm kuracak bir araca dönüşmemelidir.

Tabii, 28 Şubat dediğimizde rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nu da rahmetle anmamız gerekiyor. O dönemki örtülü darbe girişimine karşı direnç gösteren en sembol isimlerden biriydi.

Bugün birtakım ihalelerle ilgili olarak "5'li çete" diye bir tanımlama var ama aslında siyasi literatürümüze "5'li çete" ilk olarak o dönem iktidar üzerinde tahakküm kurmaya çalışan sivil toplum örgütlerinden 5'inin ismi nedeniyle girmişti. O gün sivil toplum örgütlerinin iktidar üzerinde tahakküm kurması ya da kurmaya çalışması ne kadar yanlış ise bugün Türkiye'nin en büyük meslek örgütlerinin kendi üyelerinin sorunları hakkında dahi konuşamaz hâle gelmesi o kadar sakıncalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ekmen, lütfen tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bugün sivil toplum alanının âdeta kamulaştırılarak sivil toplumun neredeyse tamamen iktidara ve devlete angaje edilmiş olması da yine aynı şekilde yanlıştır. Dün genelkurmay brifingleri, andıçlar ne kadar yanlış ise bugün de devletin başı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanının her vesileyle yargı mensuplarına sürekli hitap etmesi, onlara bir çerçeve vermesi ve yargının bu çerçeve neticesinde kendi kendini kontrol mekanizmasının bu kadar gelişmiş olması aynı şekilde yanlıştır. Hatırlayalım ki devam eden dönemde Türkiye Barolar Birliği Başkanı merhum Özdemir Özok Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanmış ancak CHP üyeliği nedeniyle bu görevi reddetmiş idi. Bu asil davranışın ne kadar önemli olduğunu bugün Anayasa Mahkemesinde AK PARTİ üyeliğinden gelen birçok arkadaşın varlığını gördüğümüzde daha iyi anlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ekmen, lütfen tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Keza, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının Adalet Bakanlığına geçişinin bu kadar kolay olması, yargı ve yürütme arasındaki çizginin tamamen ortadan kalkmış olması, yine dünden bugüne almamız gereken derslerden biridir. O gün yargı erkini kullanarak sivil siyaseti dizayn etmek, iktidarı işlevsiz kılmak ne kadar yanlış ise bugün mahkemelerin âdeta bir karar verememesi, talimatla çalışması, hasbelkader verilen kararların da iktidarın işine gelmemesi hâlinde uygulanmaması ve yargının başka bir boyutuyla işlevsizliği aynı şekilde büyük bir yanlıştır ve bir ders alınması gerekir. O gün başörtüsü başta olmak üzere dinî inançlar ve pratikler üzerinde baskı kurmak ne kadar yanlış ise bugün dinî değerlerin siyasi alanda tüketilmesi de o kadar yanlıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ekmen, son kez uzatıyorum, lütfen tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - İçi boşaltılmış bir dinî sembolizm, işportaya düşmüş bir dinî ritüellik, dinî değerlerin iktidar pratiğiyle uyumsuzluğu nedeniyle ateizmin, deizmin gençler üzerinde ve arasında yaygınlaşmış olması, şüphesiz yine geçmişten ders alınmamasının sonuçlarındandır.

Hülasa büyük bir tecrübeye sahibiz ancak bu tecrübenin gerektirdiği pratiğe sahip değiliz diyor, bugünler vesilesiyle Erbakan Hocayı bir kez daha rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim.