| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 65 |
| Tarih: | 26.02.2026 |
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizinle tanıştırmayı, daha doğrusu sizlere hatırlatmayı istediğim biri var bugün, canı kıymetsizleştirilmeye çalışılan evlatlarından ülkemizin: Burak Oğraş. Tekirdağ'da turizm otelcilik lisesinde öğrenciydi Burak; zorunlu yaz stajı için girdiği otelden ölüsü çıktı. Kaldığı lojmanın önündeki boş havuzda cansız bedeni bulundu. Pürtelaş "intihar" dedi birileri. Burak'ı tanıyan hiç kimse inanmadı. Neden intihar etsindi? Ailesi, evlatlarının ölümünü aydınlatmayı ve fâni adaletin yerini bulmasını sağlamayı son görev belledi kendilerine. Ön polis raporunda Burak'ın düştüğü yer ile bulunduğu yer arasında 5,5 metre mesafe ve yerde sürüklenmeye bağlı kan izleri olduğu bildirildi. Keşif savcısı "şüpheli ölüm" dedi "intihar" demeyi...
(Uğultular)
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Ya, Başkanım, yani şimdi...
BAŞKAN - Efendim...
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Ya, arkadaşlar, rica ediyorum yani çok trajik bir olaydan bahsediyorum. Dileyen herkes -yani bütün taraflar için söylüyorum- çıksın dışarıda konuşsun ya! (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
NAİL ÇİLER (Kocaeli) - Duymuyorlar, duymuyorlar sizi, bir daha söyleyin.
BAŞKAN - Evet, değerli milletvekili, Sayın Hatibi lütfen dinleyelim.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ama bir tek bize değil...
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Herkes için söyledim, herkes için söylüyorum.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ama onların sonuçta bir işi var.
BAŞKAN - Sayın Çilez, lütfen...
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Ya, böyle bir şey olmaz ki!
BAŞKAN - Sayın Çilez...
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Yani ben burada trajik bir şeyden bahsediyorum, gülüşmeler duyuyorum ya!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Var orada konuşanlar.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Böyle bir şey yok!
BAŞKAN - Sayın Çilez...
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Ya, nasıl olabilir böyle bir şey!
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Orada bir iş yapıyorlar.
BAŞKAN - Sayın Çilez...
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Gülmesinler ya!
BAŞKAN - Sayın Çilez, bir izin verir misiniz?
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Başkanım, baştan alabilir misiniz?
BAŞKAN - Sürenizi baştan alacağım, bir dakika...
Sayın Çilez ve değerli milletvekili arkadaşlarım; istirham ediyorum, Genel Kurulda güzel bir hava var, bir uzlaşma zemini var, lütfen, hepimiz beraber saygıyla Hatibi dinleyelim.
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Önemli de bir konu var.
BAŞKAN - Dinlemek istemeyen arkadaş varsa kulisler müsait, çıksın, orada konuşsun, ne kadar yüksek sesle konuşuyorsa konuşsun ama Genel Kurulda hatiplerimizi saygıyla lütfen dinleyelim.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Şuradaki grubu dağıtalım Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Taşcı, lütfen buyurun.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce de söyledim, tanıştırmayı sizinle, daha doğrusu hatırlatmayı istediğim biri var bugün, canı değersizleştirilen bir çocuğu ülkemizin, Burak, Burak Oğraş. Tekirdağ'da turizm otelcilik lisesinde öğrenciydi Burak, zorunlu yaz stajı için gönderildiği lüks otelden ölüsü çıktı 2011 yılında. Kaldığı lojmanın önündeki boş havuzda cansız bedeni bulundu. Pürtelaş "intihar" dedi birileri ama Burak'ı tanıyan hiç kimse inanmadı, neden intihar etsin de sebep yoktu çünkü. Ailesi evlatlarının ölümünü aydınlatmayı ve fani adaletin yerini bulmasını sağlamayı son görev bellediler. Ön polis raporunda Burak'la ilgili düştüğü yerle bulunduğu yer arasında 5,5 metre mesafe olduğu ve yerde sürüklenmeye bağlı kan izleri olduğu bildirildi. Keşif savcısı "şüpheli ölüm" dedi, "intihar" demeyi aklından dahi geçirmediğini de beyan etti. Ulusal Kriminal Büro raporunda "Burak ya taammüden veya taksir sonucu düşmeden darbelenmiş, ölmüştür, intihar etmemiş, başkası tarafından düşürülmüştür." dendi. Resmî olarak bu rapora girdi. 7 savcı değişti bu arada. Dosyanın ilk savcısı "Katiller belli, bir ay sabredin, ben hepsini aldıracağım, siz karışmayın." dedi aileye ama serbest bırakıldı 6 şüpheli.
Her yolu denediler dedim ya, oğullarının ölümünden bir ay sonra ve soruşturmacıların soruşturmama iradesi belirmeye başlayınca bir yakınları vasıtasıyla şu çözülemeyen cinayetleri çözen televizyon programlarından en ünlüsüne katıldı Oğraş ailesi, stüdyoya girildi, mikrofon takıldı, alt yazılar geçildi "Az sonra 16 yaşındaki liseli gencin ölümü cinayet mi?" diye ve Ankara'dan bir telefon geldi, yayın iptal edildi. Ankara'da sadece yayın karartan siyasiler mi vardı canım? Hâkimler de vardı, bunda inandı, aile olmalıydı çünkü savcılar da olmalıydı. Lakin onlardan önce rüşvetçiler geldi evlerine 2011'in parasıyla 1 milyon lira teklif ettiler aileye evlatları için adalet peşinde koşmasınlar diye. 2015 yılında takipsizlik kararı verildi. Sonra, 2019'da dosyada hiçbir yeni delil de yokken üstelik takipsizlik kararı veren savcı ailenin kanun yararına bozma talebinin kabul edilmesi yönünde görüş bildirdi, talep reddedildi. 2 şüpheli hakkında yeniden gözaltı kararı verildi; biri çoktan yurt dışına kaçmıştı, kasten öldürme iddiasıyla tutuklanan da yeniden serbest kaldı. 2022'de HSK dosyada görev yapan hâkim ve savcılar hakkında inceleme başlattı ailenin şikâyeti üzerine. Ha, bir de yıllar sonra otel sahibinden "Her şey mahkemelerde çözülmüyor, aramızda halledelim." diye teklif geldi aileye. Bir de Burak'ın şüpheli şekilde ölmeden sadece birkaç saat önce kız arkadaşına "Burada sapıkça şeyler oluyor." mesajı attığı telefonu kayıp, yok; on beş yıldır ne dijital izine rastlandı ne fiziki parçası bulunabildi. Bir de soruşturmayı yürüten dönemin Antalya Asayiş Şube Müdürü FETÖ'den yargılandı, mahkûm oldu. Bir de dönemin İl Emniyet Müdürü olaydan on ay sonra emekliye ayrılıp şüpheli otelin yönetiminde görev aldı. Normal mi peki bütün bunlar? Yani tek başına bu kronoloji bile olağan bir hukuk devletinde hiçbir şey olmadıysa bile mutlaka bir şey olmuş şüphesine kapılmak ve etkin soruşturma için kafidir aslında.
Ha, bir de ayrıca, dünyada kasırgaya yol açmışken her nedense biz de yel kadar bile esmeyen Epstein dosyaları var. O dosyalarda Burak'ın sapıkça bir şeyler olduğunu paylaştığı otelinde adı var. Yoksa birçok ülkenin prensini, prensesini, nice üst düzey bürokratını layığını bulsun diye adalete teslim ettiği bir küresel suç davasından kaçırmak istenen kimse yoktur herhâlde ülkemizde, değil mi? On beş yıldır bu dosyayı gündeme getirmek isteyen gazetecileri baskılayan, -parti ayırmadan söylüyorum- milletvekillerini susturan, bir gün bizi bu kürsüden "Kimden korkuyorsunuz bu kadar?" diye feryat etmek durumunda bırakacak bir üst büyük bir güç yoktur herhâlde ülkemizde, değil mi? Yahut "Bundan mı korktunuz? Yuh olsun hepinize!" demek durumunda bırakacak bir üst ahlaksızlık kuşatması altında değilizdir herhâlde, değil mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Taşcı, lütfen tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Arkadaşlar, bu çocuk Burak; millî eğitim sistemi içinde bir öğrenciyken ve okulu tarafından görevlendirildiği yerde yani devlete emanetken can verdi. Adalet önce devletin -orada bir ihmal varsa da- bizim her birimizin Burak'a ve ailesine borcudur. Deniliyor ki "Şubat ayı sonunda yani bir iki güne dosyanın akıbeti belli olacak." Yargıya müdahale edelim demiyorum asla ama tek ses, tek yürek "Burak için adalet!" diyerek yargıya müdahale edilmesinin önüne geçelim ve bu dosyayı faili meçhul mezarlığına gömdürmeyelim.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)