GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:64
Tarih:25.02.2026

AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 13'üncü maddesi teknik bir detay gibi gizlenmiş olsa da aslında iktidarın doğaya ve vatandaşa bakış açısının en net itirafıdır. Madde metni ne diyor? "Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü yapacağı iş ve işlemlerde Harçlar Kanunu'ndan ve tapu-kadastro döner sermaye hizmet bedellerinden muaf tutulsun." diyor. İlk bakışta "Ne var bunda, devletin kurumu devletin cebinden para mı ödesin?" diyebilirsiniz ancak kazın ayağı öyle değil. İktidar partisi bu teklifin diğer maddeleriyle Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünü doğayı koruyan bir kamu otoritesi olmaktan çıkarmış durumda. Onu; millî parkları parselleyen, otelcilere tahsis eden, büfe işleten, ormanları turizm yatırımcılarına kiralayan devasa bir emlak ofisine, âdeta bir doğa holdingine dönüştürmek istemektedirler. Özel bütçeli, gelir gider hesabı yapan, kâr odaklı ticari bir yapı kuruldu yani. Şimdi buradan soruyorum: Madem bu kurumu bir ticarethane gibi çalıştıracaksınız, madem millî parklarımız üzerinden para kazanacaksınız o zaman neden ticaretin maliyetinden kaçıyorsunuz? Bu muafiyetin tek bir sebebi var: Önümüzdeki dönemde millî parklarımız, tabiat parklarımız üzerinde o kadar çok tapu devri, o kadar çok tahsis, o kadar çok üst hakkı işlemi yapmayı planlıyorsunuz ki bu masraflar size yük olacak. Yani doğayı talan etmenin, ormanları şirketlere devretmenin bürokratik maliyetini sıfırlamak istiyorsunuz. Bu madde, âdeta, iktidar için talan otobanında gişeleri kaldırma maddesidir.

Peki, vicdanınız hiç mi sızlamıyor? Geçim derdine düşmüş çiftçi tarlasını ipotek ettirirken harç ödüyor; babasından kalan iki dönüm tarlanın, bahçenin intikalini yapmaya çalışan çiftçi cebindeki son kuruşu döner sermaye veznesine yatırıyor; esnaflarımız dükkân açarken, vatandaşımız başını sokacak bir evin tapusunu alırken devletin hakkıdır deyip harcını ödüyor. Vatandaşa gelince "Pamuk eller cebe." diyen iktidarınız, iş ormanları ranta açacak bürokrasiye gelince "Size her şey bedava." diyor. Bu, eşitlik ilkesine de aykırıdır arkadaşlar. Bu, kamu vicdanını yaralayan bir imtiyazdır. Biz doğayı korumak yerine pazarlamakla görevlendirilmiş bu yeni yapıya tanınan mali dokunulmazlığı reddediyoruz.

Değerli milletvekilleri, siz Ankara'da bir genel müdürlüğe harçsızlık, masrafsızlık imtiyazı tanırken Antalya'nın merkezî bütçeden hak ettiği yatırımı alamamasının sancısını çektiğini de hatırlatmak istiyorum sizlere.

Bakın, Antalya son on yılda ekonomiye 289 milyar dolar katkı sağlamış, Türkiye'nin en çok üreten 6'ncı ili, turizmin kalbi, örtü altı tarımın başkenti. Türkiye'nin son on yılda turizmden elde ettiği 415 milyar dolar gelirin neredeyse yarısını Antalya sağlamış. Ekonomimize bu kadar katkıda bulunan bir şehir bu zamana kadar neden hak ettiği yatırımı alamamıştır?

Bakın, Antalya'yı diğer illere bağlayan bir otoban yok, bir raylı sistem yok. Antalya'yı Gazipaşa'ya bağlayan kesintisiz bir otoban, bir raylı sistem yok. Çubukbeli, Alacabel Tünelleri, Gazipaşa-Anamur yolu, Antalya-Isparta yolu, Gömbe-Kalkan yolu, Seydikemer-Kalkan yolu yıllardır bitirilememiş. Elmalı-Akçay-Gömbe-Kaş yolu, Kaş-Kasaba-Finike-Çatallar yolu ise hiç başlamamış.

Limanımızın derinliği yetersiz olduğu için ürünler Mersin Limanı'ndan ihraç ediliyor. Deniz aynı deniz, Antalya'mız neden bir ihracat üssü değil?

Buradan iktidara sesleniyorum: Antalya sizden hak ettiği yatırımları alabilmesi için daha ne yapsın? Bize, "3 kavşak yaptık." gibi icraatları bir lütuf gibi sunmayı bırakın. Antalya, Ankara'ya verdiğinin zekâtını bile geri alamıyor. Şunu unutmayın: Antalya sizden zekat istemiyor, ayrıcalık istemiyor, alın teriyle kazandığının hakkını istiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)