| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 64 |
| Tarih: | 25.02.2026 |
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, bugün Balıkesir'de şehit olan Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat'a Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve tüm Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Ayrıca, 26 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Hocalı kentinde hunharca katledilen masum sivil masum sivil soydaşlarımızı da rahmet ve minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Görüşmekte olduğumuz düzenlemeyle 2873 sayılı Kanun'un 21'inci maddesinde öngörülen cezaların ağırlaştırılması hedeflenmektedir. Kanunla yasaklanan faaliyetlere karşı caydırıcılığın artırılması, tabiatın korunması ve hukuk düzeninin güçlendirilmesi bakımından prensip olarak tabii ki doğru bir yaklaşımdır. Hukuk devleti koyduğu kuralın arkasında duran devlettir. Bu yönüyle, yapılan değişikliğin amacını anlıyor ve ceza siyasetinde caydırıcılığın da önemini teslim ediyoruz. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir husus vardır. Devletin ceza politikaları tutarlı olmak zorundadır. Parça parça, birbirinden kopuk ve farklı alanlarda çelişen mesajlar veren bir yaklaşım ne caydırıcılık üretir ne de toplumsal güven tesis eder.
Bugün, burada, millî parklar konusunda düzenlemeler yapmaya çalışıp cezaları ağırlaştırıyoruz fakat aynı dönemde, diğer yanda da affedilmesi hayal dahi edilmemesi gereken bebek katili terörist başını ve onun hain terör örgütü PKK'yı "Nasıl yapsak da atlasak." çalışmaları yapılıyor; onlarca yıldır başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere tüm Türkiye'de Türk milletine yıllarca kan kusturan, binlerce kadının, çocuğun, bebeğin, güvenlik güçlerinin şehit olmasına, gazi olmasına sebep olan ve Türk milletinin vicdanında onarılmayacak yara açanlara çiçekler dağıtılıyor. Kısacası, Türk milletinin hassasiyetlerini zedeleyen yaklaşımların gündeme taşındığına şahit oluyoruz. Milletimizin vicdanı doğal olarak şu soruyu soruyor: "Devlete karşı en ağır suçları işleyenlere bu kadar müsamaha gösterilirken diğer alanlarda ceza artırımıyla verilen sert mesaj acaba ne kadar inandırıcıdır?"
Değerli milletvekilleri, ceza siyasetinin en temel ilkesi öngörülebilirlik ve tutarlılıktır. Eğer vatandaş devleti kararlı ve yeknesak bir çizgide görmezse artırılan cezaların psikolojik caydırıcılığı maalesef zayıflar. Hukukun gücü sadece cezanın miktarından değil devletin duruşunun netliğinden doğar. Öte yandan, suçla mücadeleyi sadece ceza maddelerine indirgemek de eksik bir yaklaşımdır. Bugün özellikle gençlerimizin zihinsel dünyasını etkileyen medya içeriklerine baktığımızda suçu ve illegalliği cazip gösteren bir kültürel iklimle karşı karşıyayız. Hukuku dolanan karakterlerin kahramanlaştırıldığı, mafyatik yapıların romantize edildiği bir atmosferde büyüyen gençlere yalnızca ceza artırımı üzerinden mesaj vermek maalesef yeterli değildir. Eğer gerçekten caydırıcılık istiyorsak hukuki zeminde kararlı olacağız, siyasi zeminde net olacağız, kültürel zeminde de gençliğimizi koruyacağız; işte o zaman yapılan düzenlemeler gerçek anlamda karşılık bulacaktık.
Kıymetli milletvekilleri, görüşülen madde teknik olarak cezaları ağırlaştırmakta ve belirli alanlarda caydırıcılığı artırma potansiyeli de vardık ancak büyük resimde tutarlılık sağlanmadıkça toplumun adalet duygusu tam anlamıyla tatmin olmayacaktır. Milletimiz devletten parçalı değil bütüncül bir güvenlik ve adalet politikası beklemektedir. Bizim çağrımız nettir: Ceza siyasetinde de terörle mücadelede de toplumsal mesajlarımızda da tek ölçü, tek ilke, tek kararlılık hâkim olmalıdır. Unutmayalım ki bir yanda belirsizlik üretip diğer yanda ceza artırarak güçlü bir hukuk devleti inşa edilemez. Aziz milletimiz sözden çok tutarlı ve omurgalı bir devlet aklı görmek istemektedir.
Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)