GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:62
Tarih:18.02.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, 5 Ağustos 2025 tarihinde kurulan Millî Birlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu bugün son toplantısını gerçekleştirdi ve büyük bir uzlaşıyla, büyük bir mutabakatla da raporunu kabul etti. Bu sürecin her bir aşamasının yani Komisyonun kurulmasından yaptığı her bir çalışmanın çok kıymetli olduğunu ifade etmek istiyoruz. Her ne kadar ortak rapora ilişkin eleştiri, öneri ve itirazlarımız olsa da bu raporun bir uzlaşı içerisinde kaleme alınmış olması yani bir uzlaşı anlayışıyla daha doğrusu kaleme alınmış olması ve geniş bir mutabakatla kabul edilmesine büyük anlam biçtiğimizi ifade etmek isteriz. Özellikle de 6'ncı ve 7'nci başlıklarda süreci ivmelendirecek, süreci genişlettirecek ve gerçekten başarıya götürecek yolların açılmış olması, yasal süreçlere, yasal değişimlere, dönüşümlere atıflar yapılması, AİHM ve AYM kararlarının eksizsiz uygulanması vurgusunun yer alması meselesini çok kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isterim.

Ayrıca, yine, kayyum uygulamasına dair belirlemenin kendisi, fikir ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, TMK ve TCK'de değişiklik önerileri gibi aslında bugüne kadar sorunlu olarak gördüğümüz birçok alanda bir reforma, bir düzeltmeye dönük tavsiyelerde bulunmuş olmasını da önemsediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Tabii, bütün bu raporun kendisi çok kıymetli olmakla beraber -özellikle 6'ncı ve 7'nci bölümün kendisi- asıl meselenin bundan sonra başladığını da ifade etmek gerekiyor. O anlamıyla bu bir nihayet değil, yeni bir başlangıçtır. Gerçekten demokratik entegrasyon süreciyle uyumlu yasaları yapmak ve bunları yine Komisyon sürecindeki gibi bir ortak akılla, bir müzakere anlayışıyla, bir uzlaşı anlayışıyla hayata geçirmeyi önemsediğimizi ifade etmek istiyorum. Yine, bir kez daha bu rapor sürecine emek veren bütün partilere, bütün milletvekillerine ayrıca da teşekkür ettiğimi ifade etmek isterim.

Burada bir teşekkürü de 27 Şubat çağrısını yaparak barış ve demokratik toplumun sürecini başlatan ve ilk günden itibaren bu sürecin dar bir siyasi sınırlılıkla değil, en geniş uzlaşı aklıyla, en geniş siyasal mutabakatla yürütülmesine dair belirlemede bulunan ve bu konuda da Meclis adres gösteren Sayın Öcalan'a da buradan teşekkür ettiğimi ifade etmek istiyor, barış sürecine katkı sunması temennisinin tekrardan altını çiziyorum.

Sayın Başkan, sayın vekiller; evet, 21 Şubat haftasındayız. 21 Şubat Anadili Günü vesilesiyle bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki ana dili meselesi aslında bir ülkenin demokrasi sınavının da göstergesidir. Dilsel zenginlik, kültürel zenginlik aynı zamanda demokratik olgunluğun da en temel göstergelerinden birini oluşturmaktadır. Ne yazık ki Türkiye'de uzun yıllardır aslında ana dilleri üzerinde yasakçı bir anlayış hüküm sürmekte ve farklı dilleri bir zenginlik olarak değil, bir tehdit olarak gören bir anlayış da bütün toplumsal, siyasal ve hukuksal yaşama sirayet etmektedir. Başta Kürtçe olmak üzere ana dillerin kamusal alandan dışlandığına, eğitim hayatında kullanılmadığına, yerel yönetimlerde ve özellikle de bu Meclis çatısı altında da engellendiğine hep beraber tanıklık ediyoruz. Oysaki dilimiz içine doğduğumuz ilk evrendir, dilimiz bizim varlığımızdır, dilimiz bizim kimliğimizdir, her ana dili herkesin kimliğidir ve kimliklere, ana dillere de saygı duymak gerekiyor. Bu anlamıyla ana dilin eğitim hakkından tutalım kamusal hizmetlerde kullanılmasına kadar çok dilli ve çok kültürlü bir yaşamın mutlaka güvence altına alınması gerekiyor. Bu, sadece Kürtler açısından değil ya da Kürtçe açısından değil, Lazca, Çerkezce, Ermenice, Süryanice gibi bu ülkenin, bu kadim coğrafyanın birçok kadim dilinin de uzun yıllardır görünmez kılındığını biliyoruz. Bu anlamıyla ana dilleri yaşatacak, koruyacak, geliştirecek ve kamusal hayatta kullanımının önündeki engelleri kaldıracak bir yaklaşımın esas alınması gerekiyor. Talebimiz nedir? Nettir; ana dilinde eğitim hakkı tanınmalıdır, kamusal hizmetlerde çok dillilik esas alınmalıdır ve kültürel haklar ile ana dillerin korunması anayasal güvence altında olmalıdır. Hiçbir çocuk, hiçbir yurttaş kendi ana dilinden koparılmadığı ve gerçek anlamda kendi ana dili nedeniyle dışlanmadığı bir muameleyle okulda, mahkemede, yaşamın her alanında var olmalıdır. diyoruz.

Sayın Başkan, sayın vekiller; şimdi, 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemeyle çiftçilerimizin hazine destekli düşük faizli kredilere erişimi için "vadesi geçmiş vergi ve SGK borcu yoktur" şartı getirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu ne demek? Yani üretmek isteyen çiftçiye, krediye ihtiyaç duyan çiftçiye "Önce borcunu kapat, sonra gel, üret; sonra gel, kredi çek." diyen bir anlayışın tezahür ettiğini görüyoruz. Hükûmet diyor ki: "Devlete borcu olanı devlet sübvanse etmez." Peki, çiftçinin gerçekten borcu niye var yani çiftçi bu burcu neden yaptı? Mazot fiyatını kim artırdı, gübreyi, tohumu, ilacı? Girdi fiyatlarının bu kadar katlanmasının, bu girdi fiyatlarındaki enflasyonun sorumlusu kimdir? Bunun sorumlusu çiftçi olmadığına göre bunun bedelini ödeyen de çiftçi olmamalıdır. O anlamıyla hem 9567 ve 10524 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde yapılan değişikliklerin hızla düzeltilmesi gerekiyor ki bu kararnameler bugün çiftçilerin kredi kullanmasının önündeki en büyük engellerden birini oluşturuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bakın, Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesi çok açık, diyor ki millî gelirin en az yüzde 1'i oranında çiftçilere destek verilmesi gerekiyor. Peki, yıllardır bu oran tutturuluyor mu? Ne yazık ki tutturulmuyor. Bunun bir adalet olmadığını, bunun sosyal devlet anlayışına uymadığını ve en önemlisi ülke ekonomisini çökerttiğini, bugün gıda güvenliğini, gıda arzından tutalım da her başlıkta aslında ülkeyi büyük risklerle baş başa bıraktığını ifade etmemiz gerekiyor.

Muş, Kars, Ağrı, Ardahan, Iğdır hayvancılığın ve mera varlığının, küçük aile işletmelerinin en yoğun olduğu kentler ama bütün bu kentlerde de ne yazık ki borcunu ödeyemediği için çiftçilerimiz krediye ulaşamıyor. Yem fiyatı artmış, nakliye pahalı, süt fiyat maliyetleri çok yüksek ama fiyatlar çok ucuz. Peki, soruyoruz: Bu çiftçi ne yapsın, bu çiftçi nasıl üretsin, bu çiftçi çarkı nasıl çevirsin? İktidarın bu soruya da cevap vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Eğer izin verirseniz, sürem ne kadar, bilmiyorum ama...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Peki, son dakikaysa o zaman, yarın ramazan ayının ilk günü, herkes oruç tutacak, bu gece de sahurlara kalkılacak. Ramazan ayı bolluğuyla, bereketiyle, rahmetiyle anılan bir ay ama ne yazık ki ramazanda da özellikle dar gelirlinin, asgari ücretlinin, emeklinin bu bolluktan, bu bereketten faydalanmayacağını ifade edelim. Çünkü bu ülkedeki gıda enflasyonu, bu ülkedeki gelir dağılımındaki eşitsizlik ne yazık ki sofraları bereketten uzak bir şekilde, daha doğrusu o zenginliği yaşatacak şekilde kurulmasını engelliyor. Bu konuda da hızla bir adım atılması gerekiyor. Ben bu vesileyle bütün İslam aleminin ramazan ayını tebrik ediyorum. Tuttukları oruçlar kabul olsun, ramazan ayında edilen her dua barışa dair olsun, eşitliğe dair olsun, ortak demokratik bir geleceğe dair olsun temennisini de paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum yeniden Sayın Başkan.