GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:61
Tarih:17.02.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasa üzerinde konuşmadan önce Hükûmete, devlet aklına bir çağrıda bulunmak istiyorum: Türkiye, Suriye hükûmetini tanıyor, tanımanın ötesinde kuruluşunda doğrudan doğruya -bugünkü hükûmetin kuruluşunda- aktif rolü var. Suriye hükûmetini, devletini tanıyorsanız artık askerî, idari ve siyasi olarak daralmış da olsa Suriye devletinin, hükûmetinin bir parçası olan Rojava Kürtlerinin de siyasi liderlerinin, yönetiminin tanınması gerektiğine inanıyorum; hâlen "terörist" -tırnak içinde- olarak damgalanmasını ya da o adla çağrılmasını doğru bulmuyorum. Ayrıca, eğer Münih'teki fotoğraftan rahatsızsa iktidar, eğer -hani daha önce tekrarlıyordu- "Yüzünüzü başka başkentlere çevirmeyin, Ankara var zaten." diyorsa o zaman aynayı kendisine tutmalıdır ve Ankara, kapılarını özerk Rojava'nın yönetimine açmalıdır diye çağrıda bulunuyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Mazlum Abdi teröristtir.

SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Bu torba yasayla ilgili konuşacağım. AK PARTİ -malum, biliyorsunuz- çekirdek kitlesi ve kadrosu itibarıyla millî görüşten geliyor. Millî görüş, referans itibarıyla, bütün İslam referanslı yapılarda olduğu gibi ticaretle barışıktır. Esasında semavi dinler içerisinde tarih sahnesine çıkış zamanı itibarıyla ticaret yollarının en güçlü sahne aldığı dönem yani milattan sonra 7'nci yüzyılda olması nedeniyle siyasal İslam, daha doğrusu İslam dini ticaretle barışıktır. Zaten hadistir "Helal rızkın onda 9'u ticarettedir." diye. Doğal olarak da siyasal İslam, daha doğrusu İslam sahne aldığı zaman ilk önce doğuş alanı olan Arap Yarımadası'ndan sonra ilk yöneldiği alanlar neresidir? Kenan ve Mezopotamya, daha sonra İran ve Sarı Irmak yani ticaret yollarını takip etmiştir.

Buradan şuraya gelmek istiyorum: Millî görüş gömleği, çok geçmeden... Hani denildi ya "Biz çıkardık, liberal gömlek giyiyoruz." diye, esas itibarıyla olup biten şu idi: Millî görüş gömleğinin küresel planda neoliberal gömlekle buluşmasıydı. Türkiye'de neoliberalizmi ilk uygulayan AK PARTİ midir? Yok, AK PARTİ değildir. Malum, biliyorsunuz, Türkiye'de bu politikaları ilk uygulayan 24 Ocak 1980 Kararlarıyla küresel piyasalara entegre olma, serbest kura geçme ve aynı zamanda devletin ekonomide küçülmesi adına zaten neoliberal politikalara geçirilmişti dolayısıyla her şeyin ticarileştirilmesi merceği altına alınması zaten o zaman başlamıştı. AK PARTİ devraldı ve devam ettirdi bugüne kadar. İlk adım neydi? KİT'lerdi. Sadece Sümerbank, TEKEL ve benzeri değil, aynı zamanda İskenderun Demir ve Çelik, Ereğli Demir ve Çelik gibi önemli sanayi kuruluşları da ne yapılmıştı? Özelleştirilmişti. İkinci hamle gelmişti bundan bir süre önce. Neydi ikinci hamle? İkinci hamle TÜRK TELEKOM gibi, enerji kaynakları gibi, havalimanları, kara yolları, limanlar gibi toplumun doğrudan doğruya sosyal, ulaşım ve iletişim alanını ilgilendiren alanlar özelleştirilmişti. Nihayet son halka geldi; son halka olan bu yasayla, toplumun geri kalan sadece maddi değil aynı zamanda manevi alanı da özelleştirme adı altında -özelleştirme demeyelim- ticarileştirilmek isteniyor.

Son yasayla insana, topluma, doğaya ait olan her şeyi metalaştırılma, ticarileştirme, piyasanın noteri altına alma alanı açılıyor sonuna kadar, her şeyi ama; sadece maddi alan değil manevi alan da aynı zamanda piyasanın noteri hâline getirilmek isteniyor. Yasa her şeye ticaret gözlüğüyle baktığı için, o mercekle doğaya, topluma, çevreye baktığı için -ayrıntısı incelendiği zaman bunu net olarak görmek mümkün- bu alanı da ticari alana açıyor. Açılmak istenen alan nedir? Millî parklardır, doğal parklardır, göletler, su alanlarıdır yani toplumun, emeklinin, annenin çocuğuyla birlikte gidip yaşam alanı sürdüreceği alanlar da şirketlerin ticari alanlarına açılıyor.

Peki, bu yasa ne zaman gündeme geliyor; hangi koşullarda, hangi genel, küresel ve özgün koşullarda gündeme geliyor? Küresel planda iklim krizinin ciddi olarak ağırlaştığı, küresel ısınmanın derinleştiği, mega felaketlerin her yıl geçmişi aratmayacak şekilde daha ağır geldiği, ekolojik dengenin ciddi olarak sarsıldığı, bozulduğu bir koşulda. Özelimizde ise... Daha önce zaman zaman bu kürsüde dile getirmiştim, bir kez daha çıplak dile getireyim. Nedir bunlar? Son altmış yılda 240 gölümüzün 186 tanesi kurudu, geri kalanını da izliyoruz. Matematiksel bir sayıya dönüştü; işte, beş yıl sonra diyeceğiz ki: "Ya, 240 gölün artık 186'sı değil de 200'ü kurudu, kaldı elimizde 40'ı." Aynı zamanda, bir kez daha söyleyeyim, bu yasa hangi koşullarda gündeme geliyor: Konya, Amik, Çukurova, GAP, Ege tatlı su kaynakları bakımından alarm veriyor, alarm veriyor "Elli yıl sonrasını görmem ben bu siyasetle." diyor; bu kadar çıplak, bu kadar net. Dahası, bundan bir hafta önce Yozgat'tan bir vatandaş geldi, kendi alanıyla ilgili, bu kooperatiflerle ilgili görüşmeye gelmişti, bu Konya'daki obrukları konuştuk "Bizde de küçük çaplı oluşmaya başladı." dedi. Bakın, Konya'da boy veren obruklar yani suyun çekilmesi sonucu gerçekleşen obruklar Kırşehir -oradan da haber aldım- Yozgat, Urfa'da zaten boy görmüştü, Mardin'in eli kulağında yani Konya'daki obruklar ülke sathına yayılıyor ve en önemlisi, demek ki felaketler her yıl bir öncekini aratmıyor; derin çapta, derinlikte, güçlü geliyor. Dolayısıyla bunlar gündemdeyken Hükûmet, iktidar, devlet aklı tarafından "Ben bu küresel krizi, bu iklim krizinin sonuçlarını ortadan kaldırmanın ötesinde nasıl ağırlaştırabilirim, en azından frenleyebilirim?" demek yerine bunu hızlandıracak olan adımlar atılıyor. Son kale olarak da ne yapılıyor? Ticari alana açıyor. Ticari alanla ilgili yetki ise kime veriliyor biliyor musunuz? Yetki, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğüne veriliyor. Şimdi, elimizi vicdanımıza koyalım, söz konusu Genel Müdür, iktidar cephesinden -bakan bir yana- herhangi bir milletvekili bile herhangi bir parkla ilgili, söz konusu alanlarla ilgili, birisiyle ilgili ticari bir talepte bulunsa "Hayır." diyebilir mi Sayın AK PARTİ'liler? Diyemez eğer yetki ondaysa, değil mi?

İki: Şimdi, iktidar maden şirketleri başta olmak üzere bütün şirketlere sınırsız ruhsat yetkisi veriyor. Şirketler bugünü kurtarma derdinde. İyi de ama ya, bu ülkenin önümüzdeki yirmi otuz yılda geleceği söz konusu. Şirket bunun derdinde "Ben ne yapayım, ben de bugünkü çıkarlarımı kurtarayım." diyor.

Bir de bu yasa Meclise sunulurken acaba ilgili sivil toplum kurumlarına, toplumun ilgili kesimlerine -istediği zaman rahatlıkla referandum yapacak olan güce, yetkiye, imkânlara sahiptir- soruldu mu, sivil toplum kurumlarından görüş alındı mı "Ya, ne diyorsunuz siz bu konuda?" diye? Bilirsiniz, İsviçre'de küçük bir yerde herhangi bir şey, bir okul, bir fabrika yapıldığı zaman onun maketini yaparlar, orada altı ay tutarlar, sonra referanduma giderler ve "evet" denirse yaparlar. Böylesine önemli bir konuda herhangi bir araştırma yapıldı mı, soruldu mu? Sorulmadığı kanaatindeyim.

Sonuç olarak şunu söylüyorum, Hükûmete çağrım şudur: Bu yasayı geri çekmelidir, bu iklim krizinin sonuçlarına değil nedenine odaklanmalıdır ve sakın ha, bu sene yağan kara da güvenmemelidir.

Sağ olun, var olun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)