GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 17 Şubat Orgeneral Eşref Bitlis’in şehadetinin seneidevriyesine, Merasim Sokak saldırısına ve hendek operasyonlarına, Zonguldak’ta özel bir maden ocağında meydana gelen göçüğe, Medeni Kanun’un kabulünün yıl dönümüne ve Adalet Bakanının savunma makamına ilişkin ifadelerine, terörle anılan bir figürün sözlerinin siyasal çözümün merkezine taşınmasına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:61
Tarih:17.02.2026

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Bugün 17 Şubat, Orgeneral Eşref Bitlis'in şehadetinin seneidevriyesi. Cesareti, kararlılığı, örnek görev anlayışıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin gururu olan Eşref Bitlis'i rahmet ve saygıyla anıyorum.

Bugün 17 Şubat, 2 Aralık 2015'te başlayıp 10 Mart 2016'ya kadar süren hendek operasyonlarında Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve Türk Polis Teşkilatımızın terörle mücadelesinde 17 Şubat 2016 yani bundan on sene önce Ankara'da Merasim Sokak'ta gerçekleştirilen hain terör saldırısı sonucunda 29 şehidimiz hayattan kopartılmış, 75 vatandaşımız ve askerimiz yaralanmış ve gazi olmuştur. Buradan bir kez daha Merasim Sokak kanlı saldırısında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve şehitlerimize rahmet diliyorum. Bu vesileyle hendek operasyonlarında şehit olan kahramanlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun; gazilerimize de minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Bu acı kayıplarımızın aziz hatıraları ve geride bıraktıkları değerlerini esas aldığımızda bile bugün İYİ Partinin verdiği mücadelenin ve durduğu yerin gerekçesi de ruhu da aziz milletimizin bizlere yüklediği sorumluluğun gereğidir ve böyle olmaya da devam edecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Zonguldak'ta dün özel bir maden ocağında bir göçük meydana gelmiştir ve meydana gelen göçükte yerin metrelerce altında çalışan işçiler mahsur kalmış, arama kurtarma ekipleri saatlerce ulaşamamışlar ve uzun süren bir mücadele verilmiştir. Maalesef 2 işçimiz, 2 emekçimiz hayatını kaybetmiştir. Maden emekçilerimize ve yakınlarını kaybeden ailelerine başsağlığı diliyorum, ölen işçilerimize de Allah'tan rahmet diliyorum. Tabii, bu tablo madenciliğin Türkiye'de hâlâ yüksek risk altında sürdürülen bir sektör olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte işin acı tarafı 2026 yılında olmamıza rağmen İzmir ilinde yaşanan sel felaketlerinde 2 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Hatırlayın, bundan dört beş yıl önce 2021 yılında Kastamonu Bozkurt'ta 65 vatandaşımız hayatını kaybetti. Değerli milletvekilleri, 21'inci yüzyıldayız ve 21'inci yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti devletinde yani kendini devler liginde olarak kabul eden bu büyük cumhuriyette hâlâ insanlar selde ölüyor, hâlâ insanlar maden göçüğünde hayatlarını kaybediyor; bunların sonrasında yapılan açıklamaların hiçbirinin bir anlamı yok. Burada, devlet aklının, devlet ahlakının ve devlet terbiyesinin gereği bununla ilgili tedbirleri almaktır. Bugün Antalya ilinde ve birçok ilimizde doğru altyapı oluşmamasından dolayı ve genel idare ve yerel idarenin birbiriyle paslaşarak bununla ilgili, bu çatışmalarla politika üretmeye çalışmasından dolayı bugün vatandaşımız, üreticimiz perişandır. Artık üreticinin perişan olduğu bir denklemde o sel felaketinde ve aşırı yağışlarda artık insan kaybediyoruz; 21'inci yüzyılda Türkiye'de insanlar selde ölüyorlar ya. Bununla ilgili bütün kamu kurumlarının şapkayı önüne alıp düşünmesi gerekiyor.

Değerli hazırun, bugün aynı zamanda Medeni Kanun'un da kabulünün yıl dönümü, birçok hatip de bu konuya değindiler. Cumhuriyetimizin özü, ayrıcalıkları ortadan kaldıran, vatandaşı kul değil hak sahibi birey olarak gören bir düzen kurmanın... Medeni Kanun da tam olarak bu anlayışın eseridir. Ve bununla birlikte, buradan devamla söylüyorum: Medeni Kanun'un kabulünü kutladığımız bugünlerde ne yazık ki Sayın Adalet Bakanı, katılmış olduğu bir televizyon programında savunma makamına ilişkin, meslektaşım avukatlara ilişkin birtakım tedbirler öngördüğünü ifade etmiştir. Bunları hem bir hukukçu olarak hem bir avukat olarak hem bir milletvekili olarak asla kabul edemeyeceğimizi buradan ifade ediyorum. Bugün, tutukluların tamamının henüz suçları kesinleşmemiş ve yargılamaları devam etmektedir. 21'inci yüzyılda Türkiye'de avukatların mesai şartları ve diğer bütün hususlar dikkate alındığında gecenin bir saatinde bile cezaevine gitmek zorunda kalmaları avukatlar için de kolay değildir. Dolayısıyla, mesleğini icra etmeye çalışan, adaleti arayan, tarafsızlığı ve bağımsızlığı kamuoyunca şüpheli hâle gelmiş olan yargı sisteminde tarafsızlığı ve bağımsızlığı değil, her şeyden önce adil kararları özlemiş avukatların vermiş olduğu bu mücadelenin akamete uğratılmasını ya da bu mücadelenin böylesine üstenci bir tavırla dile getirilmesini asla kabul edip doğru bulmadığımızı da ifade ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, terör örgütü elebaşının sözlerinin siyasal bir çerçevede aktarılmasını, "tarihi kurtarmak", "entegrasyon" gibi kavramlarla meşrulaştırılmaya çalışılmasını kabul etmemiz mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bu öyle bir zihniyetin yansımasıdır ki son günlerde de belli çevrelerde yapılan açıklamalarla terörün dili ile siyasetin dili arasındaki çizginin bilinçli bir şekilde bulanıklaştırıldığını açıkça gözlemliyoruz. "Demokratik cumhuriyet Kürt'süz olmaz." söylemi üzerinden cumhuriyetin temel niteliklerini etnik kimlikler üzerinden yeniden tarif etmeye kalkışmak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu felsefesine doğrudan meydan okumaktır. Bu devlet etnik temelli değil, vatandaşlık temelli bir hukuk düzeni üzerine kuruludur. Terörle anılan bir figürün sözlerini siyasal çözümün merkezine taşımak demokratik siyaset değil, açık bir meşruiyet kaydırmasıdır. İYİ Parti olarak bu yaklaşımı en net biçimde reddediyoruz. Türkiye'nin geleceği terör örgütlerinin söylemleriyle değil, teröristlerin beyanlarıyla değil, büyük Türk milletinin ortak iradesi, cumhuriyetin temel ilkeleriyle şekillenir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - "Entegrasyon" adı altında üniter yapıyı ve millî kimliği tartışmaya açmak toplumsal barışı güçlendirmez, ayrışmayı derinleştirir. Bu Mecliste hiç kimse terörle arasına mesafe koymadan demokrasi iddiasında bulunamaz; bulunduğu demokrasi iddiası da tarafımızca ciddiye alınmaz. Türkiye'nin tarihi terörle müzakere edilerek değil, hukukla, birlikle ve millî egemenlikle korunur diyerek sözlerime son veriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.