| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 57 |
| Tarih: | 05.02.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada sadece bir anma için değil, bir yüzleşme için söz almış bulunuyorum. 6 Şubat 2023'te cumhuriyet tarihimizin en ağır felaketlerinden birini yaşadık. Malum, 53 binden fazla vatandaşımızı toprağa verdik, yüz binlerce vatandaşımız yaralandı, 14 milyon civarında vatandaşımız etkilendi, 11 ilimiz felaketi yaşadı. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarını kaybedenlere başsağlığı diliyorum ve tabii bu acıları ben de yüreğimin içinde paylaşıyorum.
Yalnız, değerli milletvekilleri, üzülerek söylüyorum, bu tip şeylerde üç gün üzülüyoruz, dördüncü gün unutuyoruz, normal hayata dönüyoruz. Yer isimleri değişiyor, seneler değişiyor, Richter ölçekleri değişiyor ama netice değişmiyor. Bunun adı bazen Yalova, Kocaeli, Düzce oluyor; bunun adı bazen İzmir, Van, Elâzığ oluyor; bazen Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman oluyor; bazen de geçen yaz gördüğümüz gibi Sındırgı oluyor ama bilanço genel olarak çok acı bir şekilde karşımıza geliyor.
Çok açık söyleyeyim: Afet doğal olabilir ama sonucu doğal değildir. Nitekim, 6 Şubatta karşılaştığımız tablo aslında iktidarın tercihlerinin, yaptıklarının, yapamadıklarının ve ihmallerinin bir neticesidir. Tabii, işin esası insani taraf, en önceliğimiz orada olmak durumunda fakat buna ilaven, deprem aynı zamanda çok temel bir millî güvenlik problemi, hani, daha popüler deyimle söyleyecek olursak gerçek anlamda bir beka meselesi. Bu meseleyi dört başlık etrafında ele alalım.
Şimdi, birinci başlığımız devlet kapasitesi. Devlet kapasitesi bir devletin ekonomik, toplumsal ve siyasi açıdan nasıl bir performans gösterdiğinin ölçütü yalnız bunu, hani, çok sık söylenen "O iş bizde, merak etmeyin, bize güvenin." zihniyetiyle bir ayırmamız lazım. İkisinin arasındaki farkları bir hatırlayalım: Şimdi "O iş bizde." diyenler, "Bize güvenin." diyenler, "Biz hallediyoruz." diyenler böyle her şeyi bilirler, asla yanılmazlar; hâlbuki devlet kapasitesi sürekli öğrenilir. "O iş bizde." diyenler gizemli kişilerdir; devlet kapasitesi, işleyen mekanizmalardır. "O iş bizde." diyenler zaten "Vatandaş adına biz düşünürüz, yeter." derler; devlet kapasitesi vatandaşla beraber düşünür. "O iş bizde," diyenlerin hedefleri bilinmez, dolayısıyla performansları ölçülemez; hâlbuki devlet kapasitesinin hedefi ve performansı ölçülebilir. Dolayısıyla, birileri hesap vermez ama devlet kapasitesi hesap verir; birileri güven ve sadakat bekler, devlet kapasitesi katılımcılık ve liyakat teklif eder ve en önemlisi: "O iş bizde." diyenler, "Bize güvenin." diyenler "Ya devlet başa ya kuzgun leşe." diyerek kendilerine bir kutsiyet atfederler hâlbuki devlet kapasitesinin temelinde Şeyh Edebali'nin meşhur nasihati vardır: "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." Şimdi bu perspektiften bakarsak 6 Şubat ülkemizde bir devlet kapasitesi eksiğinin altını kalın kalın çizdi. Mesela, ülkemizdeki en temel istatistiki bilgi bile ciddi bir soru işareti oldu: "Depremde kaç vatandaşımızı kaybettik?" Bu soru zihinlerde yankılandı durdu. İlgili Bakan Sayın Murat Kurum bir televizyon programında "130 bin can kaybettik." demişti, sonra hemen tevil edildi o. "O cumhuriyet tarihinin başından beri kaybettiğimiz insan sayısı." dendi. O da 94.000 kişi, rakamlar bir şekilde uyuşmuyor. Neyse, resmî rakam 53 bin vefat ama tabii, bunun yanında, artık sinyal vermeyen cep telefonu sayısı ya da kullanılmayan kredi kartı sayısı da açıklansaydı herhâlde zihinler birazcık daha berrak olmuş olurdu. Mesela, bir devlet kapasitesi olsaydı, bir defa zaten devlet vatandaşına IBAN dağıtmazdı herhâlde, "IBAN'la bize para yollayın." demezdi. "Biz zaten sizden vergi alıyoruz, bizim işimiz bu." derdi, üstüne bir de bağış toplamazdı ama yetmedi, o bağışların çok ciddi bir kısmı, yüzde 80'i kamu kurumlarından geldi. Şimdi, ben o gece çok hayretle televizyonu izlediğimi hatırlıyorum. Bir cepten bir cebe, sağ cebimden sol cebime bağış yapıyorum gibi bir tablo ortaya çıktı. Bu da devlet kapasitesini hakikaten bayağı düşürdü. Üstüne üstlük, o gece yayına bağlanıp çok büyük rakamlar söyleyen insanların bir kısmı ortadan arazi oldular. Bunlar kimdir, nedir? Bu paralar ödendi mi, ödenmedi mi? Nereye gitti? Bu da bir meçhul. Ben bu konuyla ilgili bir soru önergesi de verdim bu arada, genel bir cevap aldım.
Mesela bir devlet kapasitesi olsaydı -en önemlisi belki bu- risk gerçekleşmeden yönetilirdi. Devletimizin elinde 2011 tarihli bir ulusal deprem stratejisi var, güzel de bir rapor: "Şuralarda deprem olabilir, lojistik böyle, hastane böyle." diye anlatıyor ama neticede bu plan uygulandı mı? Uygulanmadı. E, raftaki planın da pek bir önemi yok açıkçası, kimse kusura bakmasın ama işin daha da bir vahim kısmı var, o da şu: Bu plan 2023'te sona erdi, bugün itibarıyla bizim bir deprem planımız yok yani devletimiz depremi bekliyor, milletimiz depremi bekliyor ama plansız bir şekilde bekliyor yani hızlı bir şekilde bu devlet kapasitesini inşa ve ihya etmek durumundayız.
Değerli arkadaşlar, ikinci büyük başlığımız ekonomik güvenlik. Ekonomi deyince akla hep böyle dolar kuru, döviz, faiz falan geliyor hâlbuki biz bir jeoekonomi çağındayız yani ekonominin çok temel bir güvenlik alanı olduğu bir çağdayız. Türkiye açısından bu ekonomik güvenliğin tam ortasında da deprem var. Neden öyle? Çünkü biz bütün yumurtaları tek bir sepete koymuş bir memleketiz, nüfusumuz birkaç büyükşehirde, ekonomimiz birkaç büyükşehirde, vergi gelirimiz öyle, üretim öyle, ihracat öyle, finans öyle. Mesela nüfusumuzun üçte 1'i 4 tane büyük vilayette yaşıyor, en kalabalık 10 il nüfusumuzun yarısını teşkil ediyor. Ekonomi daha da acayip, millî gelirin üçte 1'i İstanbul'da, bir o kadarı takip eden 9 vilayette, bir o kadarı da takip eden 71 vilayette; inanılmaz bir yoğunlaşma, konsantrasyon var. Vergilerde de aynı şey var, Türkiye'nin vergisinin yüzde 80'ini 4 vilayet veriyor, 10 vilayete baktığımızda yüzde 90'ını veriyor. Şimdi, bunlara bir şey olduğu takdirde Türkiye'nin hakikaten bu işle nasıl baş edeceği konusu çok büyük bir muamma. Allah korusun, Marmara Bölgesi çevresinde bir şey olduğu takdirde, işin insani tarafı bir yana, insani açıdan Türkiye'nin her tarafı bizim için aynı ama iktisadi açıdan çok büyük bir afetle karşı karşıya kalmış oluruz. Ticaretini, finansmanını ve üretimini kaybeden bir ülkenin hâli nice olur, nasıl bir beka meselesiyle karşı karşıya kalırız? Bunu bir düşünmenizi öneriyorum.
Şimdi, bunu aşmanın bir tane yöntemi var, o da Anadolu'yu tekrar ayağa kaldırmak, Anadolu'dan en az 15 tane yıldız şehir yaratarak bunların öne çıkmasını sağlamak. Bu hem büyük şehirlerimizin üzerindeki yükü azaltıyor hem illerimizin potansiyeline kavuşmasını sağlıyor hem de ülkemizin daha dengeli bir profile ulaşmasına imkân veriyor. Yani insanı, üretimi, sanayiyi, tarımı, lojistiği çeşitli yerlere yaymak hem Türkiye için yeni bir kalkınma ufkudur hem de aynı zamanda bir ekonomik sigortadır, hem bir kalkınma fırsatıdır hem de bir sigortadır, bunun altını çizmek istiyorum.
Üçüncü büyük meselemiz erişilebilirliktir. Şimdi, depremin hemen ardından Hatay'a gittim. Orada hakikaten mahşer gününe bizzat tanıklık ettim. Allah bir daha hiçbirimize öyle bir gün yaşatmasın. Enkazda hâlâ vatandaşlarımız var. Biz iş makinalarıyla operatörleri eşleştirmeye çalışıyoruz pek çok kişi gibi. Cep telefonları zaten doğru düzgün çalışmıyor. İnanılmaz bir şey oldu, internet kesildi. Niye? Yasak gelmiş. Hoppala! Şimdi, bu nasıl iş? Zaten orada hemen tepkimizi verdik, hızlı bir şekilde de yasak kalktı ama şunu unutmayalım: Deprem ve afet alanında telekomünikasyon bir lüks falan değil, hayat kurtaran bir mecburiyet. Afetten etkilenen, enkaz altındaki vatandaş konumunu öyle paylaşıyor, yardım arayan gönüllü topluma, dünyaya o şekilde ulaşıyor, bir yere iş makinesi sevk edilecekse konum o şekilde paylaşılıyor. Telekomünikasyonun da artık elektrik gibi, su gibi çok temel bir şey olduğu bir çağda Türkiye'nin TELEKOM altyapısı maalesef dayanıklı da değil, yedekli de değil. Buna bakış: Maalesef tamamen bir sansür etrafında bakılıyor. Çok üzgünüm.
Bakın, 150 ülkede çalışan Starlink Türkiye'de çalışmıyor. Hâlbuki, bu tip ortamlarda çok kritik bir vazife harcayabilir. Eğer bir veri güvenliği meselesi varsa da müzakere edilir. Zaten kamunun ve güvenlik kurumlarının ayrı bir intranet yapısı altında işini görmesi lazım. Önemli olan, Türkiye'nin bir yoklar ülkesi değil, bir varlar ülkesi olmasıdır.
Buradan da BTK'ye bir çağrıda bulunayım: Artık, buraları bir sansürcülük ve muhalif avcılığı yöntemi olmaktan bir çıkarın Allah aşkına. Çok temel bir altyapıyı vatandaşımıza düzgün, hızlı ve yedekli bir şekilde nasıl sağlarız; onu birazcık düşünmenizi öneriyorum.
Değerli arkadaşlar, dördüncü büyük başlığımız güvencedir. Bugün deprem bölgesinde hâlâ benim vatandaşım birilerinden lütuf bekliyorsa, hâlâ anne babalar mahcup şekilde evlatlarının yüzüne bakıyorsa, hâlâ bize evsizlikten, protein açıklığından, ısınamamaktan bahsediyorsak biz bu işi kotaramamışız demektir; çok açık. Bunun yerine farklı bir düzen kurmaya mecburuz; yardımların parti propagandası aracı olması dünyasını reddetmek, sosyal devletin iflası olan bu tabloyu değiştirmeye mecburuz. Biz diyoruz ki: Devletin itibarı, vatandaşını kimseye muhtaç etmeyecek mekanizmaları kurmasıyla ölçülür. Biz diyoruz ki: Sosyal yardımlar bir lütuf değil, bir haktır. Biz diyoruz ki: Her konuda olduğu gibi sosyal yardımlarda da şeffaflık esastır.
Değerli milletvekilleri, üç sene önce bugün Hatay'da, Maraş'ta, Osmaniye'de gördüğüm mahşer manzarası gözümün önünde ama yirmi beş sene önce Yalova'da, Kocaeli'de gördüğüm manzara da gözümün önünde, altı ay önce Sındırgıda gördüğüm çaresizlik de gözümün önünde. Eğer gerekli önlemler alınmıyorsa, eğer risk analizleri rafta kalıyorsa vatandaşa olan sorumluluk ihmal edilmiş demektir. Gelin, bu defa bu işi şansa, talihe, kadere ihale etmeyelim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dalgın, tamamlayalım lütfen.
BURAK DALGIN (Devamla) - Gelin, bile bile lades demeyelim. Gelin, deprem acılarını anan son Meclis biz olalım.
Allah ülkemize bir daha böyle bir acı yaşatmasın.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)