| Konu: | 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılına ve depremzedeler adına yapmak istediği çağrıya ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 57 |
| Tarih: | 05.02.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, yarın 6 Şubat ve onun bir gün öncesindeyiz ve hepimiz biliyoruz ki 6 Şubatta aslında zaman durdu ve 6 Şubatın üzerinden üç yıl geçmesine rağmen ne acısı dindi ne yası bitti ne de aslında yapılması gerekenler yapılıp bir nebze de olsa 6 Şubattan sonra yaşama tutunmaya çalışanların yaraları sarıldı, acıları dindirildi.
Ben, bir kez daha buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, 6 Şubat depreminde yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğimi ve o büyük acıyı yüreğimizde hissettiğimizi ifade etmek istiyorum.
Evet, aslında, on binlerce insanın depremden değil ihmal, rant ve denetimsizlik sonucu öldüğünü hepimiz biliyoruz. Bunu kitaplardan okumadık, raporlardan öğrenmedik, birilerinden duymadık; bizzat o enkazların başındaydık, bizzat o enkazların başında çığlıkları duyduk, gelmeyen yardımları gördük ve günlerce insanların enkazların başında nasıl bir yaşam savaşı verdiğine, hayatta kalanların bir şekilde o karda, o kışta, hava sıcaklıklarının eksi 20'leri bulduğu mevsim koşullarında nasıl sığınacak bir yer aradığına da bizzat kendi gözlerimizle tanıklık ettik. O anlamıyla buna bir "afet" demek çok hafif kalır; bu, büyük bir siyasal yıkımdı; devletin kurumlarının çöktüğünü, içinin boşaldığını, insan yaşamının hiçe sayıldığını hepimize gösteren aslında çok büyük bir felaketti. Üzerinden üç yıl geçti, nelere tanık olmadık ki? Kızılayın çadır sattığına, Kızılayın kan sattığını, AFAD'ın gelmediğini, yurt dışından gelen ekiplerin oraya sevk edilmediğini, hastanelerin, daha yepyeni yapılan hastanelerin çöktüğünü, hizmet dışı kaldığını, büyük büyük vaatlerle söylenen, "Duble yollar yaptık, otoyollar yaptık." denilen şeyde otoyolların çöküp aslında kentlere, şehirlere ulaşımın engellendiğini gördük. Adıyaman'da, Çelikhan'da, dağ köylerinde insanlara yardım gitmediği için, oradaki koşullar nedeniyle insanların yaşamını soğuktan donarak yitirdiğini bizzat dinledik ama bütün bunları biz dinledik, biz anladık, biz acısını duyduk. Ne yazık ki bu konuda sorumlu olanlar gerçekten sorumluluklarının gereğini yapmadılar; tek bir yetkili istifa etmedi, tek bir bakan özür dilemedi, tek bir Hükûmet yetkilisinden "Bu konuda eksik kaldık, bunu da yetersiz yaptık. Bir insan bizim yetersizliğimizden dolayı yaşamını yitirdiyse üzgünüz, özür diliyoruz, affımızı istiyoruz." cümlesini ne yazık ki duymadık. Şimdi, "Asrın felaketini asrın destanına çevirdik." diyorlar. Ne kadar acı bir şey değil mi? Resmî rakamlara göre 50 bin insanın öldüğü ama aslında çok daha fazla insanın öldüğünü bildiğimiz bir felaketin üzerinden destan yazılmaya çalışılıyor. Bu, destanı yazılacak bir mesele midir; ben herkese bu soruyu sormak istiyorum.
Üç yıl sonra hâlâ konteyner kentler devam ediyor, üç yıl sonra hâlâ yoksulluk devam ediyor. Bölgedeki, deprem bölgesindeki özellikle esnafa, bütün o yoksulluk girdabına rağmen hiçbir şekilde yardım kendisine ulaşamıyor, siftah yapamıyor. Okul sorunundan tutalım, barınma sorununa kadar her türlü sorun yerli yerinde duruyor. "Anahtar teslim ettik." denilen konutlarda yaşanan eksiklikleri bugün saymaya başlasak herhâlde akşama kadar bizlere zaman yetmeyecektir ama bütün bunlara kulaklar kapalı. Yarın orada tumturaklı sözler söylenecek, teslim edilen binaların sayıları anlatılacak ama o binaların aslında gerçekten yuva olmadığını, gerçek anlamda tamamlanarak hak sahiplerine verilmediğini, insanların çok büyük borçlar altına konulduğunu, rezerv alan nedeniyle insanların mülkiyet hakkının gasbedildiğini, tarım alanlarının yok edildiğini, hayvancılığın bölgede bittiğini, molozlar nedeniyle, asbest nedeniyle insanların büyük bir kanser riski tehdidiyle baş başa kaldığını biz iktidardan duyamayacağız. Bu konuda alınmış tek bir önlemi, ne yazık ki, dinleyemeyeceğiz. Tarım alanlarına TOKİ binaları diktiler. Gelecek depreme davetiye çıkardılar, zemin etütleri yapmadan binaları getirip üst üste koydular. Şimdi, binaların sayılarıyla övünüyorlar. "Peki, o binalar gerçekten depreme dayanıklı mı, zemin etütleri yapıldı mı, gerçek anlamda, o kentte yaşayan insanlar bir daha korkusuzca o evlerde yaşayabilecekler mi?" sorularıysa ne yazık ki yanıtsız kalıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Peki, sadece bu mu? Depremde uzuvlarını kaybeden, engelli bir hayatı yaşamak zorunda kalanların gerçek anlamda rampasız konteynerlere, rampasız okullara, rampasız bir kentte, engelliler için erişimi olmayan bir kentte yaşamaya mahkûm edildiğine dair biz iktidardan bir cümle duyacak mıyız? Ne yazık ki bunu da duymayacağız. O anlamıyla açık ve net söyleyelim, bütün bunları, gerçekten depremde yaşanan eksiklikleri önüne koyan -ki burada bir komisyon da kuruldu, tuğla gibi raporu da var- buradan dersler çıkaran, bütün bir ülkeyi, deprem kuşağında olan bu ülkeyi depreme hazırlayan, kurumlarını buna göre organize eden, içini dolduran, seferber eden bir anlayış yerine ne yazık ki depremi bir fırsata, bir ranta çevirmeye çalışan bir anlayışın, bir aklın hâlâ geçerli olduğunu görüyoruz. O anlamıyla açık ve net söyleyelim: Her yönüyle deprem ülkenin üzerine çöktü. Bu depremin altında kalan devletin kurumlarının bizzat kendi ve iktidarın bizzat kendidir. Bizi deprem öldürmedi, halkımızı deprem öldürmedi; alınmamış önlemler öldürdü, deprem kuşağında olan bir ülke olmamıza rağmen getirilen imar afları, kaçak katlara getirilen imar afları öldürdü; bunu bütün dünya da biliyor, bütün Türkiye halkları da biliyor. Özellikle de kentin hafızasının yok edilmesinin; Hatay'da, Antakya'da kadim binlerce yıllık medeniyetin yok edilip ucube binaların üst üste konulmasının; bir kültürün, bir hafızanın yok edilmesinin de ayrıca içimizi parçaladığını ifade etmek istiyorum ve buradan, acının üstünü örten, acıdan rant devşiren değil, acıdan gerçekten destanlar çıkaran değil; acıyı gerçekçi kılan, acıyı paylaşan, ihmalleri gören ve bu ihmallere göre de önlem alan bir anlayışın ortaya konulması gerektiğinin bir kez daha altını çizmek istiyorum. Evet, bugünden itibaren bütün milletvekili arkadaşlarımız, Eş Genel Başkanlarımız deprem bölgesinde olacaklar, anmalarda olacaklar; 04.17'de kent meydanlarında meşaleler yakarak yitirdiklerimizi, yitirdiğimiz o güzelim insanları anacağız ama bütün bu anmaları yaparken her zaman "Gelecek bir depreme bu ülke hazır mı? Gelecek bir depreme bu ülkenin kurumları hazır mı?" sorusunu da sormaya devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.
Bugün aslında söylenecek çok şey var ama şunu söyleyeyim: Ben depremde Doğanşehir'deydim, yaklaşık yirmi gün kaldım deprem bölgesinde, bizzat Doğanşehir'de ve onun beldelerinde kaldım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Herkesin söylediği ve AKP'ye oy verenlerin de başka partilere oy verenlerin de söylediği bir şey vardı: "Biz bu ülkenin yurttaşı değil miydik? Biz yıllarca devlete vergi verdik, biz yıllarca üzerimize düşen ne varsa onu yerine getirdik. Bugün biz enkazın altındayız ama yardımımıza koşan yok, devlet yanımızda yok." Bu sözü bizzat yüzlerce insandan duyduğumu buradan ifade etmek istiyorum ve buradan da onlar adına bir çağrı yapmak istiyorum: Bir sonraki depremde enkaz altında bırakmayacağımız bir sistemi hep beraber inşa edelim, sorumlu davranalım ve Meclis bu sorumluluğun en önemli paydaşıdır diyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.