| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 04.02.2026 |
YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Değerli milletvekilleri, bugün bu kürsüden konuşurken takvimler bize bu ülkenin unutamayacağı büyük bir acının, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümüne yaklaştığımızı hatırlatıyor. Hepimizin zihninde aynı soru var: Bu kadar büyük bir felaketten sonra gerçekten ders aldık mı? O gün binlerce insanımızı kaybettik. Sadece canlarımızı değil, güven duygumuzu, adalet beklentimizi ve devlet zamanında gelir inancımızı da kaybettik. Enkaz başında günlerce yardım bekleyen insanlar aslında devletten sadece şunu istiyordu: Zamanında gel, hazırlıklı ol, sorumluluk al. Aradan geçen zamana karşı tablo hâlâ pek iç açıcı değildir. Hâlâ konteynerlerde yaşayan aileler vardır, hâlâ kalıcı konutlara kavuşamayan şehirler vardır, hâlâ afet yönetimine ilişkin köklü ve kapsamlı bir reform yapılmamıştır ve en önemlisi bu felaketin gerçekleriyle ilgili samimi bir siyasi ve idari hesaplaşma yaşanmamıştır. Biz bugün depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz ama açıkça söyleyeyim anmak yetmez, yönetemeyenlerin sorumluluk üstlenmesi gerekirdi.
Şimdi, önümüzde Karayolları Trafik Kanunu'nda değişiklik yapan bir kanun teklifi var, 36 maddelik kapsamlı bir tekliften söz ediyoruz ancak bu teklif aylardır Meclis gündeminde sürüncemede bırakılmış, parça parça görüşülmüş ve hâlâ tamamlanamamıştır. Bu tablo, iktidarın yasama sürecini ne kadar plansız ve ciddiyetsiz yürüttüğünün açık bir göstergesidir: AK PARTİ'si iktidarı bu teklifi trafik güvenliği gerekçesiyle savunmaktadır, oysa teklifin bütününe baktığımızda karşımıza çıkan gerçek şudur: Bu metin sorunları çözmeye değil, sadece ve sadece cezaları artırmaya odaklanan bir zihniyetin ürünüdür. Bu teklif trafik güvenliğini sağlamak için değil, vatandaşı cezayla hizaya sokmak, disipline etmek için hazırlanmıştır. Bakınız, bu ülkede trafik kazalarının nedenleri bellidir: Bozuk yollar, yanlış kavşaklar, yetersiz aydınlatma, plansız şehirleşme, zayıf denetim ve yetersiz sürücü eğitimi. Peki, bu sorunların hangisi bu teklifin içinde madde olarak çözülmekte? Hiçbiri. Ama teklifte ne var? 140 bin lira ceza, 180 bin lira ceza, 200 bin lira ceza var çünkü iktidar için en kolay yol budur, çözmek yerine ceza makbuzu kesmek. Buradan iktidar sıralarına açıkça sesleniyorum: Siz gerçekten trafik güvenliğini mi istiyorsunuz, yoksa sadece para mı gelsin diyorsunuz? Çünkü bu teklif trafik güvenliğini öncelemiyor, bütçe açıklarını vatandaşa yazılan cezalarla kapatma anlayışınızı yansıtıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığının rakamları ortadadır. Trafik cezaları her yıl yeniden değerleme oranında zaten artırılmaktadır. Şimdi, bu teklifle birlikte cezalar fahiş seviyelere çıkarılmaktadır. Vatandaşın sokakta söylediği şu cümle boşuna değildir: "İktidar bütçe açığını trafik cezalarıyla kapatmaya çalışıyor." Bu algı bizzat iktidarın politikalarının sonucudur. Daha da vahimi şudur: Bu ceza miktarlarının vatandaşın gelir düzeyiyle hiçbir ilgisi yoktur. Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir vatandaş için, emekli maaşıyla geçinmeye çalışan bir vatandaş için 46 bin lira, 140 bin lira gibi rakamlar bir ceza uyarısı değil, açıkça bir yıkımdır. Hukuk devleti cezayı belirlerken toplumsal ve ekonomik gerçekliği yok sayamaz. Orantısız ceza adaletsiz cezadır. Denetim anlayışınızda bu şekilde bir sorun var. Radarlar sürücüyü uyaran, kazayı önleyen noktalara değil, ani fren yapılacak yerlere konulmaktadır. Tabelalar yetersizdir, bilgilendirme eksiktir. Bu bir önlem değil, tuzaktır, kumpastır. Devlet vatandaşına tuzak kurar mı? Kurmaz, kurmamalı. Devlet yol gösterir, önler, korur; vatandaşı yakalamaya değil, kazayı önlemeye odaklanır. Bu teklif usul açısından da sakattır. Bu teklif doğrudan trafik düzenini ve kolluk yetkililerini ilgilendirmesine rağmen ilgili komisyonlarca gereği gibi tartışılmamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Meslek örgütleri yok, şoför esnafı yok, taşımacılar yok, sivil toplum yok, milletin hayatını doğrudan etkileyen bir düzenleme millet yok sayılarak yapılamaz.
Değerli milletvekilleri, buradan açık ve net bir şekilde söylüyorum: Bu teklif bir güvenlik teklifi değildir, bu teklif bir ceza teklifidir. Depremler, felaketler bize çok acı bir ders verdi, sorunları erteleyerek, görmezden gelerek ve faturayı vatandaşa keserek çözemezsiniz, trafikte de aynı yanlışı yapmaktasınız. Bu teklif güvenliği değil geliri, çözümü değil cezayı, adaleti değil korkuyu esas alıyor ve buradan yine de açıkça söylüyorum, tekrarlıyorum: Devlet vatandaşına kumpas kurmamalı kuramaz. Devlet ceza keserek değil, hayat kurtararak güçlü olur. Devletin görevi korkutmak değil, korumak. Bu nedenle de bu teklif derhâl geri çekilmeli ve yeniden ele alınmalıdır.
Güçlü devlet adaletli devlettir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)