| Konu: | 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depreminin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen depremzedelerin yaşadığı sorunlara ve enflasyona ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 55 |
| Tarih: | 03.02.2026 |
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6 Şubat 2023 tarihinde 10 ilimizi kapsayan Kahramanmaraş merkezli bir depremin üzerinden tam üç sene geçti. Bu üç yıllık süreç içerisinde iktidara mensup kimi çevreler buradan bir kahramanlık hikâyesi çıkarmaya, iktidara karşı olan kimi çevreler de felaket tellallığı üzerinden yapılanları görmeyip depremzedelerin esas sorunlarının konuşulmasını maalesef bu polemiklerin arasına sıkıştırma gayretine girmektedir. Oysa, aradan geçen üç yıllık süreç zarfında ne kahramanlık hikâyelerine ne de felaket tellallığına ihtiyacımız yok; depremzedelerimizin hâlihazırda yaşamakta olduğu sorunların üzerine gidilip, sorunlarının ne olduğunu tespit edip çözümlerine odaklanmamız lazım. İlk konu, konutların teslimi. İktidar, 450 bini aşkın konutun teslim edildiği hikâyesiyle buradan bir şey yapmaya çalışırken konutlara yerleşen depremzede sayısıyla ilgili net bir rakam verememektedir. Dolayısıyla, henüz daha bitmemiş yerin kurada çıkmasını eğer biz "konut teslimi" olarak görürsek o zaman Hatay'da depremin başlangıcında konteyner kentte yaşayan 217 bin olan kişi sayısının aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ niye 150 ve 160 binler seviyesinde olduğunu anlatamayız, bu sorunu görmezlikten gelmiş oluruz.
Birleşmiş Milletlerin ortalamalarına göre on iki ya da on sekiz ay insani şartlarda bu tür felaketlerden sonra konteyner kentlerde kalma süresi. Oysa biz, sadece Hatay için söylüyorum, hâlâ 160 bin depremzedemiz aradan geçen otuz altı aya rağmen bu konteyner kentlerde yaşamını sürdürmeye çalışıyor, ağır kış koşullarında üç kış geçirdiler, bir dördüncü kışı geçirmeyeceklerine dair de elimizde somut bir veri yok. Dolayısıyla buradan iktidara, teslim ettiği konutlarla ilgili teşekkür ederken topluma ve bu Meclise olan bir borcunu da hatırlatıyorum: Teslim ettikleri kişilerden konutlara yerleşen kişi sayısı kaçtır, hâlihazırda hâlâ konteyner kentlerde yaşamını sürdürmekte olan vatandaşlarımızın sayısı kaçtır? Dediğim gibi, bu ne bir ayıp ne de bir kahramanlık hikâyesidir; sadece milletimizin, vatandaşlarımızın çektiği sıkıntıları tespit edebilmemize, denetime imkân verecek bir sayıdır. Dolayısıyla iktidardan beklentimiz bu; bugüne kadar teslim ettiğiniz ve konutlarına yerleşen depremzede sayısı kaçtır? Aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ konteyner kentlerde yaşamak mecburiyetinde kalan vatandaşlarımızın sayısı nedir? Bu soruya cevap vermek çok mu zor Allah aşkına? Bunları öğrenmek bu milletin hakkı değil mi?
Burada eğer gerçekten bir başarı varsa biz de takdir ederiz. Bir eksiklik varsa, gelin, sebeplerini hep beraber değerlendirelim ve çözüm yollarını bulalım yoksa salt sizi suçlamak için, başarısızlığınızı ortaya koymak için bu rakamları istiyor değiliz ama siz bu millet adına, üstelik ek vergilerle deprem bölgelerine yardım etme adına birçok vergi koydunuz ve deprem kentlerini ayağa kaldırmakla övünüyorsunuz. O hâlde, bu rakamları net bir şekilde vermek zorundasınız. Sadece soyut kavramlarla, şovlarla, gösterişlerle depremzedelerin bütün sorunlarını çözdüğünüzü ortaya koyamazsınız.
Dediğim gibi, bunları işaret ederken yapmış olduğunuz oradaki faydalı işleri görmezlikten geldiğim için değil ama net ve şeffaf bir şekilde yaptıklarınızı ve yapamadıklarınızı ortaya koyarsanız biz de millet adına denetim görevimizi görür, yapılamayanlar eğer bir mazeretten kaynaklanıyorsa saygı duyarız ama bir eksikliğiniz varsa da onu da eleştirmek millet adına en tabii hakkımız olur. Dolayısıyla, bu sorunun cevabını Hükûmetten beklediğimizi buradan aziz milletimize bir kez daha vurguluyoruz.
Soru net: Bugüne kadar teslim ettiğiniz ve konutlara yerleşen depremzede sayısı kaç? Hâlâ konteyner kentlerde yaşamak zorunda olan depremzede sayımız nedir ve bunların ne kadarlık bir süre içerisinde bu konteyner kentlerden kurtulacağını bu millete vadediyorsunuz? Bu sorunun cevabını beklediğimizi ifade edelim.
İkinci bir konu, deprem bölgelerinde ticari hayatın düzenlenmesi. Mücbir sebeplerle kamuya olan borçların, kredi borçlarının 1 Kasım 2025'ten itibaren artık mücbir sebep ortadan kalktı diye ertelenmediği bir dönemi yaşıyoruz. Doğru, üç yıl süre içerisinde bu mücbir sebebin ortadan kalktığı esnaflarımız olduğu gibi, hâlâ tıpkı konteyner kentlerde yaşam mücadelesi verenler gibi hâlâ iş yerine dönememiş olan da binlerce vatandaşımız var. Dolayısıyla, burada da bir toptancı ayrımı ortaya koymamamız lazım. Gerçekten mücbir sebep kendisi için ortadan kalkan tüccar sayımız ne kadardır?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Gerçekten mücbir sebep ortadan kalkan tüccar sayısı, esnaf sayısı kaç kişidir? Ama kendisi için, hâlâ işine, ticaretine dönemediği için mücbir sebep devam eden ciddi sayıda da esnaflarımız vardır. Dolayısıyla bunların durumunu da net bir şekilde ortaya koymamız lazım.
Bir diğeri, "Tamam, artık borçlarınız var, aradan üç sene geçti, mücbir sebep kalktı, gelin kredi kullanın." diyorsunuz ama krediye erişimin bu memlekette o kadar da kolay olmadığı, teminat istendiği, ipotek istendiği, oysa depremde varını yoğunu kaybetmiş bu esnafların teminat bulmakta da çok ciddi sıkıntılar çektiği herkesin malumu. Bu konuda ne tür kolaylaştırıcı önlemler aldığınızı da kamuoyuna izah etmek durumundasınız. Ve yine, oradaki ticari hayatın canlanması için en önemli ihtiyaçlardan bir tanesi elektrik ve altyapı çünkü sanayideki elektrik kullanımı ve sanayideki altyapı kullanımı diğer altyapı kullanımlarına benzemez. Tüccarın ayağa kalkıp üretime başlayabilmesi için bu elektrik ve diğer altyapı hizmetlerinin mutlaka tamamlanmış olması lazım, buna dair eksiklikleri de burada hep beraber konuşmamız lazım.
Bir diğer konu ise, rezerv alanı mağdurlarının mağduriyetlerini yine burada hep beraber konuşmamız lazım. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi birbirimize laf yetiştireceğimiz ya da dediğim gibi kahramanlık ya da felaket tellallığı yapacağımız bir yer değil; vatandaşın sorunlarını enine boyuna ele alacağımız, doğru işleri alkışlamamıza imkân veren ama yanlışları da eleştirmemize imkân veren, doğru veri ve bilgilerle muhalefeti ve Meclisi bilgilendireceğiniz, bunlar üzerinden değerlendireceğimiz bir atmosfere dönüşmesi lazım. Yoksa buraya gelip icraatın içinden şovu yapacaksanız bu milletin sorunlarını biz tespit de edemeyiz, çözemeyiz de diyorum.
Bir diğer konu... Zaten depremi bu üç gün boyunca bu bahsettiğimiz başlıklar etrafında etraflıca değerlendirip dile getirmeye gayret edeceğiz.
Bir diğer konu enflasyon. Ocak ayı enflasyon oranı yüzde 4,84. Hani iktidarın enflasyonu tek haneli rakamlara indirme gibi bir vaadi vardı. Bu orandan sonra şunu sorma ihtiyacı hissediyoruz: Siz tek haneli rakama indirmeyi kastederken aylık mı, yoksa yıllık enflasyondan mı bahsediyorsunuz? Yani neredeyse aylık enflasyon artık çift haneli rakamlara çıkmak gibi bir durumla karşı karşıya kalabilir. O açıdan ilk ayda yüzde 4,84'lük bir enflasyonun hedef yüzde 16 enflasyon oranına nasıl ulaştığı konusunda da milleti bilgilendirmeniz lazım. Peki, bu enflasyonun, yüzde 4,8'in, üç yıllık yeni Hükûmetinizin icraatlarına rağmen hâlâ yüzde 30'un altına düşüremediğiniz enflasyonun maliyetini kim çekiyor? Sabit gelirliyi sürekli, hedef enflasyon uydurmacasıyla, açlığa mahkûm ederek bu enflasyonu düşürmeye çalışıyorsunuz. Yine yüzde 8,5'la başlayıp ta yüzde 50'lere çıkardığınız faizlerin hâlâ yüzde 37'lerde kalmasıyla yüksek enflasyonla bu halkı daha da yoksullaştırarak güya enflasyonla mücadeleyi başarmaya çalışıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Son bir dakika...
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Ve yine bu enflasyonu hâlâ yüzde 30'un altına çekememenize rağmen bu programınızın arkasında duruyorsunuz ama baskılanan kurla ekonomiye vermiş olduğunuz zararı, üretimsizliği ve Türkiye'den her geçen gün kaçan üreticiyi maalesef cevaplandıramıyorsunuz. Dolayısıyla bir kere şunu gözden geçirmeniz lazım: Kış şartları, yaz şartları, mevsimsel şartlar, pandemi, deprem; geçin bunları. Açıkladığınız aylık yüzde 4,84 enflasyon 20 tane G20 ülkesinin 17'sinin yıllık enflasyonundan bile daha fazla. Kriz oralara uğramadı mı? Pandemi oralara uğramadı mı? Ekonomik kriz oralara uğramadı mı? Nasıl oluyor da sizin yarışmakta olduğunuz 20 tane ülkenin 17'sinin yıllık enflasyonu yüzde 4,84'ün altında? Bu sizin aylık enflasyonunuz.
O zaman burada yanlış olan bir şey var. O da Hükûmetiniz ve Hükûmetinizin ekonomi ve enflasyon politikasıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.