GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:50
Tarih:22.01.2026

İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, ekranları başlarında bizleri izleyen değerli halklarımız; üç gündür adı aslında emekli yasası olan ama bir torba yasasıyla karşı karşıyayız. Bu madde de Cumhurbaşkanına verilmesi gereken yetkiyi bizden isteyen bir madde ama biz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini ilk günden itibaren kabul etmedik ve şimdi de kabul etmek istemiyoruz çünkü bu, aslında çoğunluğun demokrasi falan değil, diktatörlüğü anlamına gelmiş bir sistemdir. Biz bunu içimize sindiremiyoruz ve itiraz etmeye devam ediyoruz. O nedenle de bu maddeye olur vermemiz mümkün değil.

Sözlerime devam etmek istersem aslında Meclisin genel işleyişi hakkında söz kurmak isterim. Gerçekten bu Meclisi değersizleştirme konusunda iktidar ortakları özel gayret sarf ediyorlar; söz kurduğumuzda, itiraz ettiğimizde zorlarına gidiyor ama gerçeklik şu: Tamamen mevcut Cumhurbaşkanlığı sistemi gereği sarayda hazırlanmış olan yasaları getirip onaylayarak geri göndermekle yükümlü olduğumuz bir durumu bir milletvekili olarak kabul etmem mümkün değil. Her fırsatta da bunu söylemeye devam edeceğiz. Ancak konumuz şu: Evet, bir emeklilik meselesini konuşuyoruz ama bu sistem öylesine can acıtıyor ki daha dün ya da bir hafta önce Akbelen'de yani Milas'ın köylerinde -6 köyde- 679 parsele bir günde Cumhurbaşkanı yasasıyla el koyabiliyorlar. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş, bir anda bu kadar el koyma meselesi söz konusu ve bu sistemin sonuçları bunlar da. Bu Meclis bunlara "okey" veriyor mu vermiyor mu, tartışma konusu bile yapılamıyor. Dolayısıyla biz "Adalet mülkün temelidir." diye laf ediyorsak, bunun her yargı organlarında tartışmasını yapıyorsak adalet artık mülkün falan temeli değildir, kamunun ve dolayısıyla mülkiyetinde hiçbir hakkı kalmamış oluyor bu durumuyla.

Emeklilerle ilgili konuya gelecek olursak gerçekten 1,100 lira ilave para vererek yapılmasının istenmesi, tabiri caizse bir parmak bal sürmekten başka bir şey değil. İnsanlar bunu izliyorlar, Meclisteki bütün vekiller söylediler; evet, emekliler gerçekten bu sonucu ciddiyetle bekliyorlar ve büyük bir ölçüde hayal kırıklığı yaşayacaklar. Bu ülkede para mı yok? Var ama nereye gidiyor para? Şirketlere gidiyor. Peki, biraz önce bahsettiğim mesele, kaç paraya mal olacak bu kamuya, kime mal olacak bu? Şirketlere verilmek üzere, Limak şirketine verilmek üzere orası kamulaştırılıyor. Demek ki para var, kime veriliyor? Şirketlere veriliyor. Sözde enerji eksikliğimiz olarak bakılıyor ama asla böyle bir şey doğru değil. Bilim adamları da enerji mühendisleri de bunu söylüyor. Somut olarak şunu söylemek istiyoruz: Emekliler buna layık değil. Açlık sınırının herkes tarafından 30 binlerin üzerinde olduğu bir yerde emekliye 20 bin lirayı reva görmek mümkün değil ve katılmak da mümkün değil. Aksi bir şey daha söylemek isterim. Aynı zamanda bu yapılan emekliler arasında büyük bir adaletsizliği yaratıyor; emeklileri en alt limite çekiyor ve emekliler arasında aynı zamanda ortak olarak değerlendirildiğinde korkunç bir adaletsizliğe sebep olmuş oluyor. Bu açıdan da, emekliler arasında ayırımcılık yapılması, eşit bir yükselme sağlanmamış olmasının da yine adaletsizliği körükleyen temel faktörlerden biri olduğunu düşünerek de kabul etmek mümkün değil zaten. O nedenle, gelin, bu yasayı geri çekin ve sonuç olarak yeni, adaletli, demokratik bir yasa yapalım. Bunu öneriyoruz ama karşılığı var mı? Asla yok. Sevgili milletvekilim de söyledi, buradan böyle bir şey çıkması mümkün değil çünkü gerçek anlamda bu meseleye burada karar verilmiyor. Başka yerde karar verildiği için burası onay merkezi hâline getirilmek isteniyor. O nedenle itiraz ediyoruz zaten. Dolayısıyla şu yaşadığımız pratik bir kez daha Türkiye'deki demokrasinin ve demokratik kurumların ne kadar değersizleştirildiğini ve kuralsızlığın kural hâle geldiğini, uluslararası hukukun da bu bakımdan buna cevaz verdiğini görüyoruz ama gelin, bu ülkedeki çokluğu, çok kimlikli kültürün ortak yaşaması bakımından hukuka uyalım, adaleti temin edelim ve eğer bunu yapmazsak bugün güçlü gibi göründüğünüz sizler yarın başka türlü bir sonuçla karşı karşıya kalabilir ve adalete sığınmak zorunda kalabilirsiniz. O nedenle, bugün güçlü olanların aslında yarını düşünerek daha adaletli, daha demokratik, daha katılımcı, herkesin hakkını veren bir şekilde olması gerektiğini düşünüyorum.

Son söz olarak da şunu söylemeye çalışıyorum: Rojava'daki gelişmelere bağlı olarak sokakta meşru, demokratik hakkını kullanan insanlara karşı yapılan işkenceleri ve saldırıları ve gözaltıları buradan bir kez daha protesto ediyoruz. Bu, kabul edilebilir bir durum değil. İnsanların orada akrabaları öldürülürken, katledilirken sessiz kalmasını bekleyemezsiniz. O nedenle, bütün milletvekillerinin, bütün muhalefet vekillerinin burada ses çıkarması gerektiğini düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - Çünkü bizim yanı başımızda kurulmak istenen cihatçı örgütün yapmak istediği iş gelecek dönemde, geçmişlerinde olduğu gibi, bu ülkemizin kaderini, geleceğini etkileyecek bir karanlık sistemin parçası hâline getirmeye çalışacak dolayısıyla yanı başımızdaki bu kötülük sisteminin karşısında bugün gerçek anlamda "Demokratım." diyenler, "Aydınım." diyenler, "Çağdaşım." diyenler, "Gerçek hukuk sistemi içerisinde yaşamak istiyorum." diyenler itiraz etmelidir, sesini yükseltmelidir, kardeş dayanışmasını ve birlikteliğini geliştirmelidir. Aksi takdirde, gerçekten durum vahimdir. O nedenle, ben bir kez daha bütün halkımızı duyarlı olmaya çağırıyorum.

Sağ olun, var olun. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)