GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:50
Tarih:22.01.2026

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Rojava'da direnen halklarımız ve dünyada Rojava'daki katliamlara karşı ses çıkaran, eylem yapan, nöbet tutan, direnen Kürt halkı hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüden konuşurken sadece sınırlarımızın ötesinde yaşanan bir saldırıyı değil, sınırlarla bölünmüş ama kaderi, hafızası ve acısı ortak bir halkın yaşadıklarını dile getiriyoruz. Rojava'da yaşananlar Türkiye'deki Kürtler için uzakta cereyan eden herhangi bir olay değildir, o topraklarda, dağlarda katledilenler bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın amcasıdır, teyzesidir, kuzenidir, kardeşidir. Sınır çizgileri cetvelle çizilmiş olabilir ama akrabalık bağları, ortak tarihî ve ortak yaşam parçalanmamıştır. Urfa'dan Cizre'ye, Mardin'den Iğdır'a kadar uzanan bu coğrafyada Kürtler yalnızca aynı dili konuştukları için değil, aynı ailelerin çocukları olduğu için Rojava'da yaşananlara aynı duyguyla bakmaktalar. Rojava'da Kürt halkına yönelik saldırılar karşısında dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin ayağa kalkmasının nedeni tam da budur. Avrupa'da, Orta Doğu'da, Kafkasya'da, nerede yaşarsa yaşasın Kürtler kendi halklarının yaşam hakkı için ses çıkarmaktadır. Bu bir provokasyon değildir, bu bir halkın varlığına, onuruna ve geleceğine sahip çıkma iradesidir. Tarih boyunca inkârla, imhayla, sürgünle karşı karşıya kalmış bir halkın refleksidir bu. Kürtler bugün yalnızca kendileri için değil, bölgede halklar arası bir boğazlaşmanın önüne geçmek için de direnmekteler. Kürt ile Arap'ı, Kürt ile Türk'ü karşı karşıya getirmek isteyen zihniyetlere karşı halkların eşit ve ortak yaşamını savunmaktadır. Silahların değil, diyaloğun konuşmasını isteyenler yine Kürtlerdir. Katliam politikalarına karşı barışı savunanlar yine Kürtlerdir. Ancak, ne yazık ki, bu barışçıl tutum hem sınırın ötesinde hem de sınırın bu yanında hedef alınmaktadır. Türkiye'de Rojava'daki saldırıları protesto eden insanlar, anayasal haklarını kullanarak barışçıl gösteriler yapmak istediklerinde karşılarında orantısız güç, sert müdahale ve gözaltılar bulunmaktadır. Sormak gerekiyor, sınırın öte yanında insanlar katledilirken sessiz kalmayan yurttaşlarımız mı suç işlemektedir, yoksa bu sessizliği zorla dayatan anlayış mı? Türkiye'de yapılan protestolar ne şiddet çağrısıdır ne de kamu düzenini bozma girişimidir. Bu protestolar sınırın diğer ucunda yaşanan katliamlara karşı yükselen vicdani bir çığlıktır. Sivillerin hedef alınmasına, halkların yok sayılmasına karşı yükselen itirazdır. Bu itirazı bastırmak aslında adalet duygusunu da bastırmaktadır. Dün, bunun en somut örneğini seçim bölgem Iğdır'da yaşadık. Rojava'da Kürt halkına yönelik saldırıları protesto etmek isteyen yurttaşlara yönelik ağır bir müdahale gerçekleştirildi. Aralarında DEM PARTİ ve DBP il yöneticilerinin de bulunduğu toplam 48 kişi gözaltına alındı. Bu insanlar ne silah taşıyordu ne de şiddet çağrısı yapıyordu. Tek yaptıkları sınırın öte yanında katledilen akrabaları için ses çıkarmaktı. Ayrıca, bu durum sadece seçim bölgem Iğdır'da yaşanmadı, Türkiye'nin birçok yerinde benzer şekilde Rojava için anayasal hakkını kullananlara kolluk kuvvetlerince sert müdahaleler yapıldı. Merak ediyoruz, bir halkın katledilmesine itiraz etmek ne zamandan beri suç oldu? Kadınların başı kesilirken susmayanlar mı kamu düzenini bozuyor yoksa bu suskunluğu zorla dayatan anlayış mı? Kürt halkının Rojava için yaptığı protestolarda yaşananlar Türkiye'de barışçıl protesto hakkının nasıl sistematik bir şekilde bastırıldığını bir kez daha göstermiştir. Kolluk kuvvetlerinin barışçıl gösterilerine yönelik sert müdahalesi kabul edilemez. Demokratik bir ülkede devletin görevi yurttaşların sesini kısmak değil, o sesi duymaktır. Copla, gazla, gözaltıyla bastırılan her protesto toplumsal barışa vurulmuş bir darbedir. Bugün, Kürt halkının acısına tahammül edemeyen bir anlayış yarın bu ülkedeki hiçbir toplumsal talebe tahammül edemez. Buradan açıkça söylüyoruz: Rojava'daki Kürt halkının yaşam hakkı meşrudur, dünyanın dört bir yanında bu halk için ayağa kalkanların tutumu da meşrudur, Türkiye'de barışçıl protesto yapan yurttaşların talebi meşrudur; gayrimeşru olan katliamlara göz yummaktır, gayrimeşru olan bu katliamlara karşı ses çıkaranlara şiddet uygulamaktır. Eğer gerçekten kardeşlikten söz edilecekse bu kardeşlik zor günlerde sınanır. Eğer gerçekten barış isteniyorsa bu barış önce Kürt halkının acısına kulak vermekle olur. Bu Meclisin sorumluğu da tam olarak da buradadır; halklarının acısını inkâr eden değil, adaleti ve barışı büyüten bir siyasal hattı savunmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

YILMAZ HUN (Devamla) - Sınırların ayıramadığı halkların, copların susturamadığı hakikatlerin sesi olmaya devam edeceğiz. Rojava'da yaşayan Kürt halkının onurlu yaşam hakkını savunmaktan asla geri durmayacağız. Çatışmalar derhâl durdurularak diyalog ve müzakere süreci işletilmelidir. Kürt halkının Suriye'de tekrardan statüsüz, kimliksiz bırakılmasına dönük politikalara son verilmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)