| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 50 |
| Tarih: | 22.01.2026 |
CHP GRUBU ADINA AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Başkanım, sizi ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Ayrıca, size hem dünkü tutumunuz nedeniyle hem de Meclisin adaletini ve ahlakını savunan açıklamalarınız nedeniyle şükran duygularımı sunmak istiyorum.
Arkadaşlar, medya, insanların tarifi konusunda çok şaşırdıkları bir şey; sizi övdüğü zaman çok iyi, yerdiği zaman çok kötüdür. Sayın Erdal İnönü bir sohbetimiz sırasında "Ben başkalarıyla ilgili yazılıp çizilenleri okudukça çok merak ediyorum, okuyorum ama benimle ilgili yazıların hepsi yalan." dedi, "Genelde öyle olur efendim." dedim. Biz medyayı şekillendirme konusunda özgürlük alanını oluşturursak; sermaye özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ve çalışanların örgütlenme özgürlüğü; eğer bunları yaratabilirsek medyayı özgürleştirmiş oluruz. O zaman gazetecinin ya da medya mensubunun hangi düşünceyi savunduğu çok önemli olmaz. Elbette hepimiz bir düşünceyi savunacağız, onlar da savunuyorlar; önemli olan, objektif bakabilmektir yani bir siyasi partiyle ilgili haber ya da bir olguyla karşılaştığında o olguyu objektif olarak değerlendirebilmesidir; vicdanıyla, bilgisiyle, aklıyla, değerlendirebilmesidir. Bunun ötesine geçtiğiniz zaman ne olur? Bunun ötesine geçtiğiniz zaman bugün yaşadığımız sorunları yaşamaya devam ederiz.
Sorun medyanın sermayesi sorunu. Peki, sermaye kimlerden oluşuyor? Hırsızlardan. Sorun medyanın patronluğu sorunu yani medya yönetimi sorunu. Kimlerden oluşuyor? Ahlaksızlardan. Sorun çalışan sorunu; keyfinize göre çalışan belirlemeye çalışıyorsunuz. Ne oluyor? Çürümüş, kirli bir düzenle karşılaşıyoruz. Peki, bunlar nasıl temizlenir? Medyayı kendi hâline bırakacaksınız.
Arkadaşlar, RTÜK'ten bir ceza çıktı biraz önce. Adını söylemiyorum, bir televizyon kanalında bir programcı oturmuş bakanlara karne vermiş. Efendim "Şu bakana sıfır." "Vay, sen nasıl sıfır verirsin! O bakan çok değerli adam, sen ona nasıl 10 değil de sıfır verirsin." diye idari para cezası... Şimdi, arkadaşlar, bunu A Haber yapsa ne olur, Halk TV yapsa ne olur, Sözcü yapsa ne olur, Kanal D yapsa ne olur, başkası yapsa ne olur? Önemli olan, bu anlayışı değiştirebilmektir.
Barış Terkoğlu diye bir gazeteciyi doğru haber yaptığı için aldınız, götürdünüz, tutukladınız. Dezenformasyona göre tutukladınız; işlenemez suç. Burada hep beraber konuşmuştuk; işlenemez suçu işlemekten tutukladınız. Soru ne? Soru şu: "Haberi kimden aldın?" Peki, gönderdiğiniz, salıverdiğiniz gazetecinin telefonuna niye el koyarsınız? Bakın, arkadaşlar, çok tehlikeli bir gidiş bu; bu, Türkiye'yi çöle çevirir, bundan geri dönün.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Bir mikrofon, bir cep telefonuyla halk röportajı yapıyor vatandaş; içeri attınız, çıkamıyor. Peki, o vatandaş eleştiri değil de "Çok iyi yönetiyorsunuz." dediği zaman ne oluyor? "Aferin, bak, çocuk ne güzel söylüyor." diyorsunuz. Oysa, arkadaşlar, medyanın işlevi -ben kırk yıl yaptım- eleştirmektir; hangi taraf olduğu önemli değil.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ama nasıl eleştirdiği de önemli.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Efendim, hakaret varsa mahkemeler var.
Turgut Özal'dan -dün dinledik Cengiz Bey'le birlikte bir dostumuzdan, Allah rahmet eylesin, eski Cumhurbaşkanımızı yakından tanırdım ve severdim- çok güzel bir hikâye: Bazı tarikat ve cemaat liderleri bu çok kanallı yapıya geçince kendisini ziyaret etmişler Başbakanlık konutunda, rahatsızlıklarını belirtmişler; kumandayı istemiş, düğmeye basmış, "Bak, gördün mü o gitti." demiş, "Beni mi görmek istiyorsun?" Basmış "İşte, bak, ben buradayım." demiş. Özgürlüklere getirdiğiniz her sınır bulunduğunuz zeminin yok olmasıdır.
Saygılar sunuyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)