GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:50
Tarih:22.01.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan,.

Değerli arkadaşlar, ekranları başında bizleri izleyen ve cezaevinde direnen tüm yoldaşlarıma saygı ve sevgilerimi gönderiyorum.

Bugün 22 Ocak 2026. Sınırlarımızın hemen ötesinde Kuzey ve Doğu Suriye'de yani Rojava'da bir halkın varlık ve yokluk mücadelesi verdiği, sivillerin üzerine bombaları yağdırıldığı, IŞİD barbarlarının yeniden hortlatılmak istendiği karanlık bir dönemden geçiyoruz ancak ne acıdır ki Türkiye'de ana akım medya bu trajediyi tüm çıplaklığıyla halka anlatmak yerine evrensel gazetecilik ilkelerini ayaklar altına alan militarist bir savaş medyacılığı yapmaktadır.

Ana akım medya bugün Türkiye'de halkları birbirine düşüren, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bir savaş aygıtına dönüştürülmüştür. Önergemizde de belirttiğimiz üzere, çatışma süreçlerinde sadece bir zafer veya imha kurgusu üzerinden değil bölgede yaşanan halkların, kadınların, çocukların yaşadığı acıların kasten görünmez kılındığını, Kuzeydoğu Suriye'de Kürtlere, Alevilere, Süryanilere kadınlara yönelik insanlık dışı saldırılar yaşanırken kimi medya organları bu vahşeti bir temizlik harekâtı olarak sundular bugün.

HTŞ ve türevi karanlık yapılar medya aracılığıyla "muhalif güçler" adı altında makyajlanarak topluma meşru birer yapı olarak sunulmaya çalışılmaktadır. Başka bir ifadeyle, barbar çeteler meşrulaştırılmak isteniyor. Sosyal medyada denetimsizce yayılan ve kimi zaman resmî ağızlarca desteklenen savaş çığırtkanlığı toplumun sinir uçlarıyla oynamakta ve ırkçı saldırılara zemin hazırlamaktadır; tam da bu, tam olarak toplumda infial yaratma çabasıdır. Mevcut medya düzeninde hâkim olan tekçi ve şovenist dil, Türkiye'deki farklı halkların birbirine olan güvenini sarsmakta ve cezasızlık kültürünü beslemektedir. Savaş medyacılığı; ölümü, yıkımı ve göçü kutsuyor; barış medyacılığı ise çatışmanın insani maliyetini, sivillerin yaşadığı acıları ve her şeye rağmen var olan çözüm olanaklarını görünür kılmaya çalışıyor. Ama BTK, 2026 yılında, bir ay içerisinde, 1 milyondan fazla hesabı erişime kapatıyor. Anlaşılan BTK 2026'yı Türkiye için "erişim engeli yılı" olarak ilan etmiş.

Ben bu sözleri yazarken X hesabım kullanılıyordu ama dün gece baktım ki benim X hesabım BTK tarafından, yasal bir talep doğrultusunda, Türkiye sınırları içerisinde erişime engellenmiş. Bir milletvekilinin hesabı engellenebiliyorsa bu ülkede mahkeme kararıyla her şey yapılabilir demektir.

Bugün kimi medya organlarının bir savaş aygıtı olarak kullanılmasının önüne geçilmesi, halkların kardeşliğini ve demokratik değerleri esas alan bir yayıncılık anlayışının teşvik edilmesi, Türkiye'nin geleceği için hayati bir önemdedir. Bakın, 2 örnek vereceğim; biri Yunanistan'dan, biri Ruanda'dan. Yunanistan'da Albaylar darbesinde gazetecilerin rolü üzerine bir film de çekildi, "Ölümsüz" -"Z" diye geçiyor- Costa-Gavras'ın yaptığı bir film; Fransa'da ödül de aldı, Yılmaz Güney'in "Yol" filmiyle beraber ödül de aldı. Orada, basında bir gazetecinin rolünün ne kadar önemli olduğu ön plana çıkıyor. Albaylar darbesinden sonra yargılanması gereken kişilerin suçlarını ve delillerini ortaya koyuyor ve oradaki bir cesur savcı bunun üzerine gidip bu olayı aydınlığa kavuşturuyor. Daha sonra o savcı Yunanistan Cumhurbaşkanı oluyor, Sartzetakis'ten bahsediyorum.

Yine Ruanda'da bir radyo yayınıyla başlıyor aslında her şey, 1994 yılında yapıldı bu. Bir radyo yayınıyla halklar Tutsiler ve Hutular olarak birbiriyle kırdırılmaya çalışılıyor ve ölüm çığırtkanlığı, savaş çığırtkanlığı yapılıyor radyoda ve 500 bin ile 800 bin insan Ruanda'da yaşamını yitiriyor.

İşte, barışın rolü aslında bu iki örnek arasında gidip geliyor. Eğer siz Türkiye'de savaş çığırtkanlığı yaparsanız, her gün elinizde değnekler çıkarsanız canlı yayınlarda "Şöyle olacak, böyle olacak, bilmem uzmanım, savaş şeyiyim, generalim, şuyum." derseniz savaş çığırtkanlığı yaparsınız ama bu ülkenin savaş çığırtkanlığına, savaşa ihtiyacı yok; barışa, hiç denenmemiş bir şeye... Bir kez olsun bunu deneyin; barış görüşmeleri, kardeşçe masada oturun ve çözümü konuşun. Bir kere olsun deneyin, görün ne olacak bu ülkenin hâli, nereye varacak bu ülke? Bu ülkenin hak ettiği durum bu değil. Bu savaş çığırtkanlarının sesi olmak değil, barışın sesini yükseltmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

KAMURAN TANHAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dolayısıyla bu önemde, tam bu minvalde 27 Şubat çağrısı, barış ve demokratik toplum çağrısı, Sayın Öcalan'ın bu çağrısı Türkiye'de yaşayan tüm halklara, tüm topluluklara birer fırsat ve zemin sunmuştur. İktidarın ve medyanın -medyayı hariç tutuyorum- muhalefetin neredeyse tamamı bu sürece sahip çıkıyor ve meyvelerini de görüyoruz, toplumda neler olduğunu da görüyoruz. Bir yıldan fazla bir zamandır bu ülkede insanlar ağlamadı, gözyaşı dökmedi. Bu yetmiyor mu? Bizim buna dört elle sarılmamız gerekirken bunu körükleyecek veya savaşı körükleyecek söylemler ve ifadelerden kaçınmamız gerekir. Biliyorum, benden sonra iktidar vekillerinden veya farklı vekillerden çıkıp savaş çığırtkanlığı yapacak olanlar olacaktır elbette, dün de gördüm, bugün de göreceğiz, yarın da göreceğiz ama biz barışın sesini yükseltmeye, barışın sesi olmaya devam edeceğiz. (DEM PPARTİ sıralarından alkışlar)