GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:50
Tarih:22.01.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı şeyleri dile getirmek o kadar zor ki ama dile getirmek zorundayız. Size bir fotoğraf göstereceğim. Bu adam elinde bir kadının saç örgüsünü tutuyor ve tutarken şunu söylüyor: "Ondan geriye sağlam kalan tek şey bu örgüydü." Kim bu? Bir IŞİD'li, sonra HTŞ'li, şimdi Suriye ordusu elemanı. Bugün Savunma Bakanı diyor ki "Biz Suriye'de Suriye ordusunun arkasındayız." Bunun mu arkasındasın? Cevap verin; bu katillerin, bu soykırımcıların mı arkasındasınız? Tıpkı Şengal'de Ezidileri soykırıma uğratıldıkları zaman ki gibi sessiz mi kalacaksınız? Afrin'deki katliamdaki gibi sessiz mi kalacaksınız? Bu Meclisin sessiz kalmaya hakkı yoktur bu soykırım karşısında; bu Meclis ortaklaşmalıdır, Türkiye, kamuoyuna bir açıklama yapmalıdır, dünya kamuoyuna bir çağrı yapmalıdır. Bu canileri durdurmanın yolunu, yöntemini siyaset belirlemelidir, bürokratlar değil; bürokrattan olan Bakan ancak bu kadar konuşur işte. O yüzden siyaseti inisiyatif almaya çağırıyoruz. Bu Parlamentodaki kadınlara sesleniyoruz, Özlem Hanım'a sesleniyorum, Filiz Hanım'a sesleniyorum: Sessiz mi kalacaksınız bu soykırım karşısında? Bir cümleniz olmayacak mı? Bir şey demeyecek misiniz? Bu ülke, bu çetelerin arkasına dizilecek bir ülke değildir. Artık, gerçekten, şapkayı önümüze koyup düşünmenin zamanı gelmiştir. Daha önce de belirttik: IŞİD'in, bu çetelerin aslında amacı bellidir; yaşam hakkımıza, yaşam anlayışımıza saldırmaktadır. Biraz önce Süleyman Şah Türbesi'nden bahsedildi, Süleyman Şah Türbesi'ne kimler saldırdı? İşte bunlar saldırdı. O türbeyi kimler kurtardı oradan? Türkiye ile SDG beraber kurtardı çünkü Kürtler ve Türkler bilir ki ortak tarihe, ortak değerlere birlikte sahip çıkılır; yoksa, IŞİD'le iş birliği yaparak hiç şeyi kurtaramazsınız; bu ülke de gider.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, Nusaybin'de bir çağrı yaptık, bir araya geldik, toplandık, halkımızla beraber bir protesto, demokratik haklarımızı kullanarak bir protesto eylemi yaptık. Neden? İşte, bu duruma dikkat çekmek için ve o gün orada kolluk güçleri insanlara saldırdılar. Bir fotoğraf göstereceğim çok kısa olarak, işkenceye maruz kalmış bir genç. Bu genç gibi birçok gence -Diyar Koç gencin adı, şu anda komada, kırılmadık kemiği kalmamış, kafatası dâhil- bu saldırı uygulandı. Orada Nusaybin'de toplananların amacı, işte biraz önce bahsettiğim bu soykırıma, bu çetelere karşı dünyaya bir ses vermek, dünyayı bu konuda duyarlılığa davet etmektir. Peki, ne oldu? Bugün de Suruç'ta toplandık. Sayısız parti orada, demokratik kitle örgütleri orada, sendikalar orada, Eş Genel Başkanımız orada, partimiz orada, halkımız orada ve Suruç'ta özellikle bu saldırılara karşı dikkat çeken bu eyleme bir saldırı gerçekleşti. Suruç'ta yüzlerce insan şu anda yaralı; gazla, suyla bir saldırı. Neden, neyi savunuyorsunuz, neye karşı saldırıyorsunuz? Kobani'de bir kuşatma var, bu kuşatma insani değildir, bu kuşatmanın kalkması lazım diyoruz.

IŞİD tehlikesine dikkat çekiyoruz, bize saldırıyorsunuz. Ben İçişleri Bakanına soruyorum: Ne yapıyorsun sen? Kimi koruyorsun? Sen kimin İçişleri Bakanısın? Sen hangi ülkenin İçişleri Bakanısın ki bizim Eş Genel Başkanımıza, bizim arkadaşlarımıza, bu ülkenin siyasi partilerine, bu ülkenin demokratik kitle örgütlerine saldırıyorsun? Neden, nedeni ne? Dolayısıyla bunları anlamakta güçlük çekiyoruz ve bir an önce Kobani'deki kuşatmanın kalkması gerekiyor. Elektrik, su verilmesi gerekiyor; insanlar orada açlığa terk edilmiş durumda. Bakın, 2014'ü hatırlayın, 2014'te insani koridor açılması için onca eylem yaptık "İnsanlar katledilecek." dedik. O eylemlerden dolayı biz yargılandık. IŞİD'e sahip çıkanlar daha sonra Allah'tan IŞİD orada durduruldu, rahat bir nefes aldı. Şimdi, aynı senaryo tekrar önümüzde, aynı hatayı bir daha yapma şansınız yok. Türkiye'ye yönelik bu riski, Rojova'ya yönelik bu riski hep beraber durdurmak zorundayız.

Burada da kalmıyor. Şimdi, bunun haberini yapanlar gazeteciler tabii, değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Buradaki gazeteciler Kesira Önel, Pelşin Çetinkaya, Heval Önkol, Ferhat Akıncı, Muhammed Ali Yılmaz; gözaltına alındılar, tutuklandılar. Neden? Bölgeden haber yapmasınlar diye. Sadece 2025 yılında 127 gazeteci gözaltına alınmış, 35 gazeteci tutuklanmış, son 5 gazeteci dahil. Halkın haber alma hakkının bu şekilde engellenmesi, sosyal medya karartılıyor, bant daraltılıyor, gazeteciler gözaltına alınıyor. Nedir, hangi suçu gizleyeceksiniz? Gazeteciler neden gözaltına alınıyor, tutuklanıyor? Gazeteciler sizin televizyonlarda seyrettiğiniz o hani haritaların önüne geçip de ahkâm kesenler değil, bunlar hakikatin peşinde olan gazeteciler. Hakikatleri saklayamazsınız, eninde sonunda o hakikat gelir, sizi bulur.

Evet, biz bu duyarlılıklara davet ederken, hatırlayacaksınız burada Filistin konusunda gerçekten önemli mesajlar verdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - İsrail'in soykırımı konusunda önemli mesajlar verdik, bir araya geldik; geldik, geldik yolun sonunda nereye geldik biliyor musunuz? "Board of Peace"e geldik. Nedir bu "Board of Peace"? Hani bir "Truman Show" diye bir film vardı, şimdi de "Trump Show" diye bir film var. "Dünya 5'ten büyüktür." diye diye diye getirdik, bütün dünyayı tek adama teslim ettik. Dışişleri Bakanı oradaydı İsraillilerle beraber imzalıyor, tek veto yetkisi Trump'ta olan bir anlaşma imzalıyoruz. Meclisin haberi var mı? Yok. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun haberi var mı? Bence yok, kimsenin haberi yok. Kim adına gidiyorsunuz bu anlaşmayı imzalıyorsunuz? Kimlere karşı imzalıyorsunuz? Trump anlatıyor: Şunu yaptım, bunu yaptım, şunu yapacağım, bunu yapacağım. Biz Trump'ın arkasına dizilecek bir ülke miyiz ya da onun keyfîne göre hareket edecek bir ülke miyiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Birleşmiş Milletler hukukunu yetersiz görülürken, o hukuku geliştirmeye çalışırken şimdi artık gerçek anlamda bir tek adamın emrine giriyoruz. Bu kabul edilemez. Bu anlaşmadan nasıl ki Avrupa ülkeleri katılmamıştır, kendi ülke çıkarlarını ve uluslararası hukuku korumuşlardır. Biz de bir an önce bu anlaşmadan çekilmek zorundayız.

Teşekkür ederim.