GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:49
Tarih:21.01.2026

İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, klasik bir AKP torba yasasıyla karşı karşıyayız. Aslında konuştuğumuz emeklilerle ilgili bir mevzu ama onun içerisinde Anayasa Mahkemesinin bozmuş olmasına bağlı olarak bir düzenleme talep etmiş durumda Anayasa Mahkemesi ama ısrarla aynı şeyi devam ettirmeye çalışan, dokuz ayı altı aya çekmeye çalışan, memur üzerindeki sopayı devam ettirmek isteyen ve aynı zamanda iş barışını sürekli bir sopayla tehdit unsuru olarak devam ettirmek isteyen bir anlayış var. Bunu kabul etmek mümkün değil ama ben bunun üzerinde çok da uzun durmak istemiyorum çünkü Türkiye'nin daha önemli konuları da aynı zamanda var.

Şimdi sizlere özellikle bir şey okumak istiyorum. Biz ısrarla diyoruz ki: "Bu ülkede, bu kadar adaletsizliğin, ekonomik, toplumsal, siyasal adaletsizliğin yaşandığı bir yerde huzur ve güven olamaz." diyoruz ama bugün Davos'ta bir toplantı var, bütün dünyanın temsilcileri oraya gittiler, sermaye temsilcileri ve hükûmet temsilcileri gittiler, orada dünyanın en zenginlerinden olan ve onları temsil eden bir vatandaş, adı Fink ve diyor ki: "Sistem otuz yıldır halka hiçbir şey vermedi. Berlin Duvarı yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yakalandı ama bu bir anlamda toplumsal barışı sağlayamadı çünkü çok korkunç eşitsizlik yaşandı. Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramaz. Bu, aynı zamanda bir çöküntüye sebep olabilir." Ve arkasından "Sistemin tamamen çökmemesi için halkı büyümenin sadece kurbanı veya seyircisi değil aynı zamanda onun ortağı hâline getirmek durumundayız. Aksi takdirde bu süreci böyle devam ettirmek mümkün değil, bu adaletsizlik herkesin başına yıkılacaktır." diyor. Evet, biz de emekliler meselesine aynen böyle diyorduk ve böyle bakıyorduk. Bu sistem aslında sonuna gelmiştir.

Ben başka bir konuya değinmek istiyorum: Bugün Türkiye'nin dört bir tarafında ve aynı zamanda Ankara'da da Suriye'deki gelişmeler karşısında ayağa kalkmış halklarımız Rojava'daki Kürtlere, Alevilere, Araplara, Çerkezlere, Dürzilere yönelik saldırılar karşısında ifadelerini, isyanlarını ifade etmek istediler, maalesef yine Ankara Valimiz buna bir yasak getirdi. İki saat sokakta basın açıklaması yapma mücadelesi sonrası buraya geldim. Şimdi şunu söylemek istiyorum: Gerçekten Türkiye'de korkunç bir ruhsal kopukluk var. Yaşanan süreç açısından bakıldığında -biraz önce Kamuran Vekilim söyledi- kısaca bu meseleyi bir ortak gelecek bakımından değerlendirmeden, birbirimizi görmeden, arada duvar örerek, tabiri caizse müzakere ve münazara hikâyesi içerisinde, siyasetin tıkandığı bir zemin içerisinde Meclisin yasama yapmasının maalesef karşılıklı müzakerelerin yapılamamasına bağlayarak, bir duvar örülmesine bağlayarak yürütülemediği bir yerde gerçekten sorunlarımızı konuşmak ve çözmek mümkün değil. Ama bizim gördüğümüz şu: Geleceğimiz gidiyor, birlikte yaşamamız ciddi bir şekilde zehirleniyor. Bu ülkede yaşayan farklı farklı inançtan ve kimlikten olan insanların olduğu, "Kürtlerle kardeşiz." diyerek yürütülen şu mevcut koşullarda, özellikle Suriye'deki yaşanan durum korkunç bir şekilde toplumsal ve ruhsal kopukluğa neden oluyor. Bugün basın açıklamasında insanların isyanını gördük çünkü bu insanlar şunu gördüler: IŞİD katillerinin bu ülkede yarattıkları tahribatı, bombaları gördüler. Ankara'nın merkezinde 103 kişinin ölmesine sebep olan ve yüzlerce insanın da yaralanmasına sebep olan bir anlayışın dibimizde, komşu olan bir ülkede iktidar olmasını hem uluslararası hem de aynı zamanda, maalesef, ülkemizin siyaseti, Hükûmeti destekler hâle geldi. Bu anlayışın yarattığı travma gerçekten çok yüksek, bunu görmeden siyaset yapmanız mümkün değil, bu ülkedeki sorunları çözmeniz mümkün değil, buradaki vekillerimizin isyanlarını ve aynı zamanda, ifadelerin duymadan yürütmek mümkün değil. Ben şunu seslenmek istiyorum: Eğer bu ülkede "Çağdaşım." diyen, "Laikim." diyen, "Demokratım." diyen insanlar sessiz kalırsa "Orada başka bir hikâye oluyor." diye düşünürse göreceksiniz ki Türkiye önümüzdeki dönemde, yaşanan katliamların çok daha fazlasını yaşayacak. Bir katiller sürüsü cezaevinden bırakılmış, Türkiye sınırının dibinde ve bu ülkeye gelecekler. Ben buradan onlara sesleniyorum: Bu ülkedeki mevcut gelişmelere sessiz kalmayın. Sesinizi kısarsanız Türkiye'nin geleceği bakımından büyük bir karanlığın ortasına düşeceğiz ve buna ortak olacaksınız. O nedenle, ben gerçekten "Yurtseverim, demokratım, aydınım; bu ülkede çağdaş, medeni hukuk sistemi içerisinde yaşamak istiyorum." diyen herkesin bu konuda duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, gerçekten ülkemizin dibinde yaşanan bu durumu izlemeye devam ederseniz geleceğimiz hep birlikte kararacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - Ve şunu da ifade etmek istiyorum: Burada basit bir "terör" kavramıyla bu meseleyi izah edemezsiniz. Bu ülkedeki yaşanan her şeyin yakından tanığı olan insanlar, bunun bizzat muhatabı olan insanlar varken burada, onlara bu yaftayı yakıştırarak çözüm üretemezsiniz. O nedenle, bu ülkede son zamanlarda yaşanan sürece bir balta vurulmaya, süreç sabote edilmeye, ortadan kaldırılmaya çalışılıyor ve bunun sonuçlarını muhtemelen hep beraber göreceğiz ki çok ağır olacak. O nedenle "Suriye'de yaşanan, Rojava'da yaşanan konu bizi ilgilendirmez." deyip sesimizi soluğumuzu, kulağımızı kapatamayız. O nedenle, ben bütün halkımızın duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum ve oradaki çözümü bu ülkenin Hükûmetinin de pozitif bir yerden destekleyerek mevcut koşullarda o kardeşliğin örülmesini sağlayacak, çözüm üretecek siyaset yapması gerektiğini düşünüyorum. Siyaset, çözüm aracı olmaktan çıkarılmış, düşmanlığa dönmüştür; bunu kabul etmek mümkün değildir.