GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:49
Tarih:21.01.2026

SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzde 8 bakanlığı ilgilendiren bir kanun teklifi var. Teklif, korkuyu büyüterek başlıyor, vesayetle devam ediyor, vicdandan yoksun bir şekilde de noktalıyor kendini. Aday memurların korkusunu büyütüyor mesela. Elbette, memuriyet de tüm çalışma hayatı gibi disiplin ister ama bunun bir disiplin değil de baskı aracı olduğuna dair inanış için yeterince örnek yaşıyoruz zannediyorum iktidarınızda. "Aday memurluk" denilen süreç, bir eğitim, bir yetiştirme dönemiyken, bir tehdit, bir sindirme mekanizması hâline dönüşüyor. Uyarma ve kınama gibi en hafif cezaların dahi memuriyetten çıkarma yoluna dönüştürmek, liyakati değil, itaati ödüllendirmek anlamına gelir. İş güvencesinden yoksun, bu fikirden bile yoksun bir memur devletinden, milletinden önce mutlaka amirine bakar; hukukla değil talimatla hareket eder. Bu madde keyfîliği esas alıyor, sadakati de kişiye bağlıyor. Mahkeme kararlarının etkisizleştirildiği, zaman aşımının anlamını yitirdiği, aday memurun birkaç subjektif değerlendirmeyle mesleğinden koparıldığı bir sistemle, iddia ettiğiniz gibi, kamu hizmetinin kalitesini artırmış olmazsınız; korkuyla hizaya sokulan bir memuriyet anlayışını hâkim kılarsanız ancak. Vesayeti büyütüyorsunuz yine bu teklifle beraber.

Elektrikli skuterlerle alakalı bir madde var. Denetimi ve ceza yetkisini belediyelerden alıp merkezî idareye sevk ediyor. Bakın, bu basit gibi görünen madde bile teknik bir düzenleme değil açık bir vesayet. Şehir içi ulaşımı, kaldırım düzenini, park alanını ve yaya güvenliğini Ankara'daki masabaşından yönetme ısrarının altında bir rant hevesinin olduğunu yakında anlayacağız zannediyorum ama ben şimdilik sadece herkesin gördüğüyle, zahirle izah edeyim. Diyorsunuz ki İstanbul'un, Diyarbakır'ın, Denizli'nin ara sokağındaki kaldırım işgalini en iyi bilen o kaldırımdan geçen şehrin belediyesi değil Ankara'dır. Yetkiyi alıp cezayı kesmek isteyen merkezî idare "Çözüm üretiyoruz." iddiasına inandırmak için skuter parklarının, altyapı düzenlemelerinin, yaya güvenliğini sağlayacak şehir içi yatırımlarının da sorumluluğunu üstlenmeli değil mi? Ama öyle olmuyor işte; sorumluluğu yerele, geliri merkeze toplama hesabı yapılıyor bununla. Külfet şehre, nimet Ankara'ya; fatura vatandaşa, yük belediyeye kesiliyor ve güçlendirilen şey kamu hizmeti değil merkezî yönetimin kontrol hırsı oluyor.

Bakın, bu hırs şehrim Denizli'ye de bedel ödetti. Daha önce biri ilçe, diğeri büyükşehir belediyesine ait 2 işletme; Pamukkale Kocaçukur ve Denizli Kayak Merkezi belediyelerin yönetimi vatandaşça el değiştirilince ellerinden alındı. Belediyeler mahkeme süreci başlattı ve o süreç boyunca işletmesi kendilerinde olmadığı için belediyeler dokunamadı, merkezî yönetim de Ankara'dan çare bulamadığı için dokunmadı ve aylarca hizmet verilmedi. Şimdi, mahkeme süreçleri sonlandı ve işletmeler belediyeye tekrar geri iade edildi; bu arada olan şehrimize, hemşehrilerimize ve turistlere oldu. Siz belediyelere hırslanırken bunun bedelini de vatandaşlara ödetiyorsunuz.

Gelelim büyüyen vicdansızlığınıza, en düşük emekli aylığını 20 bin lira yapan teklifinize. Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyetinin 39 bin lirayı aştığı bir yerde ömrünü çalışarak geçirmiş emekliye 20 bin liralık sefalet ücretini sunmanın adı vicdansızlıktan başkası değildir elbette. Üstelik kök aylıkları artırmak yerine, hazineden tamamlama yoluna giderek gelecekteki zamları daha baştan gasbediyorsunuz. Enflasyon zammı yapılıyor ama milyonlarca emeklinin cebine bir kuruş dahi girmiyor. 9000 prim gün ödeyen ile 3600 prim gün ödeyenin maaşını aynı noktada eşitlemek sigorta sisteminin ruhunu yok etmek, çalışmayı ve alın terini cezalandırmak demektir.

Değerli iktidar milletvekili arkadaşlarım, zaman zaman emeklileri günah keçisi yapan, inciten ifadeleriniz oluyor. Bugün ne yazık ki emeklilere bakışınız sosyal devlet anlayışı değil, muhasebe defterine bakan bir şirket anlayışı. İfadelerinizden anlıyoruz ki emeklileri yıllarca çalışmış, vergi ödemiş vatandaşlar olarak değil, bütçenin kısılması gereken kalemleri, taşınması zor yükleri olarak görüyorsunuz; emekliler sizin için bir gider kalemi olmuş âdeta. Bu yaklaşım sizin de vicdanınızdan alıp götürüyor ama vicdanı bir tarafa bırakalım, bir piyasa gerçeğiyle konuşalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEMA SİLKİN ÜN (Devamla) - Toparlayayım Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEMA SİLKİN ÜN (Devamla) - Asgari ücretle çalışan bir işçi bugün toplam yüzde 20 işçi, işveren payıyla 6.600 lira ölüm, yaşlılık, malullük primi ödüyor devlete. 7200 prim ödediğinde 1 milyon 600 bin lira eder; bunu minimum ücretten ve minimum zamandan söylüyorum, bunun ortalamasını aldığınızda katbekat üzerine çıkacaktır. Bugün bu parayı bankaya verseniz, size 70 bin lira civarında bir faiz ödemesi yapıyor. Yani sizi, siyasetçiyi bankadan daha insafsız, daha vicdansız yapan bu gerçekle yüzleşmeye davet ediyorum ve emeklilerin hakları olanı vermeye çağırıyorum. Asla onlara ödediğiniz sizden giden bir şey değil, onların hakkı olanı geri ödemeniz şeklindedir. Bunu anlamanızı tekrar rica ediyorum diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)