| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 49 |
| Tarih: | 21.01.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Üniversiteler; evet, Türkiye'de 2.209 üniversite var ve -bu üniversitelerde- hakikaten buralar bilim yuvası mı, bunlarla ilgili olarak bir araştırma önergesi verdik. Neyle ilgili? Aynı zamanda, akademiaya eleman alımlarıyla ilgili yani üniversite öğretim elemanlarının alınmasıyla ilgili. Bu üniversite öğretim elemanları hakikaten objektif kriterlerle mi alınıyor, liyakat ve ehliyet usulüne göre mi alınıyor; bunun araştırılması gerekiyor. Adrese teslim kadroların ilanları var; sadece telefon numarası yok, T.C'si yok, ismi yazılmıyor, ev adresi yazılmıyor ama -bu şahsın alınması- biliniyor ki o şahıs alınacak ve buradan da liyakat ve ehliyet bekleyeceğiz. Üniversiteler fikir anarşistlerinin yeridir arkadaşlar. Üniversitelerde fikirler çarpışır, orada hakikat şimşeği doğar. Üniversitelerde mezhepler, çatışmaz, etnisiteler çatışmaz, ideolojiler çatışmaz; fikirler çatışır ve oradaki çatışanlara da "fikir anarşistleri" adı verilir.
Bakıyorsunuz, şimdi, üniversitelere rektör atamaları var. Üniversitelere rektör atamalarında eskiden seçimler oluyordu ve bu seçimlerde 6 kişi YÖK'e takdim ediliyordu, 3 kişi de Cumhurbaşkanına gönderiliyordu, Cumhurbaşkanları burada kendi takdir haklarını kullanıyorlardı yani bir yandan siyasi görüşlerine göre, bir diğer yandan da ideolojik görüşlerine göre de takdir haklarında da liyakat ve ehliyet zaman zaman gözetilmiyordu. Ama şimdi ne oldu biliyor musunuz? Şimdi sadece ve sadece üniversitelere müracaat ediyor birileri, müracaat edenler YÖK'e müracaat ediyorlar ve onlardan biri Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanıyor. Bugün, Türkiye'deki 70 üniversite rektörünün dünyada, dünya literatüründe atıflarının olmadığı, bilim literatürüne atıflarının olmadığını gözlemliyoruz ve burada açık ve net söylüyorum: Gelin, bir araştırma yapalım ve bu araştırmada şunu yapalım: Özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtikten sonra Türkiye, bu rektörlerin hanımları dâhil, çocukları dâhil olmak üzere birinci derece akrabalarından kaç kişi üniversitelere intisap ettiler yani öğretim elemanı oldular, araştırma görevlisi oldular, öğretim görevlisi oldular veya oralarda personel oldular, uzman oldular, araştırma görevlileri oldular? Ve ardından şunu da yapalım: Buradaki akademik kadroların hakikaten liyakat esasına uygun bir şekilde yükseltilmelerinin yani ünvan yükseltilmelerinin olup olmadığını gözlemleyelim; olmadığını gözlemleyeceğiz, iyileri tenzih ederim. Türkiye'de hakikaten liyakat esasına dayalı olarak zekâlarıyla, yetenekleriyle, hiç kimseden torpil aramadan, hakikaten kendi gayretleriyle girenler var üniversitelere. Ben yirmi sene hocalık yaptım üniversitelerde, hem eğitim fakültelerinde hem de spor bilimleri fakültelerinde hocalık yaptım.
Değerli arkadaşlar, eskiden ÖYP diye bir programınız vardı, öğretim elemanı yerleştirme programı. Bakın, bunu kaldırdınız, kaldırmayın bunu, tekrar getirin, hiçbir torpil yoktu, liyakat esasına dayalıydı ama şimdi ne yapıyorsunuz? 1 kişi alacağınız zaman, 1 asistan alacağınız zaman, araştırma görevlisi veya öğretim elemanı 4 kişiyi mülakata çağırıyordunuz; 2'yse 8... Sonra ne yaptınız burayı? 10 yaptınız. Sonra ne yaptınız? 20 yaptınız. 1 kişi alacaksanız 10 kişiyi mülakata çağırıyorsunuz veya 20 kişiyi, ardından da bunlar içerisinden de mutlaka birileri torpilli olarak oluyor. 209 üniversite var ve hemen hemen her ilçede yüksekokul var; bunların hepsinin yeniden incelenmesi lazım. Bir YÖK kanunu mutlaka çıkarılması lazım, yeniden YÖK'ün mutlaka bir kanunun olması gerekiyor üniversitelerin ama bu üniversite kanunu ne zaman çıktı? 12 Eylül 1980 darbesinden sonra çıktı, buna rağmen oralarda liyakat esası kısmen gözetiliyordu ama şimdi ise gözetilmiyor değerli arkadaşlarım. Aynı zamanda, akademiada biliyorsunuz yükseltilmeler var, bu yükseltilmelerle ilgili de problemler var. Rektörlerin veya dekanların iki dudağının arasında doçent olabilirsiniz, iki dudağının arasında profesör olabilirsiniz, iki dudağının arasında doktor öğretim üyesi olabilirsiniz veya olamayabilirsiniz. İstediğiniz kadar kriterleriniz olsun, siz, buralardan çok rahat bir şekilde gelip "Ben doçent olurum, ben profesör olurum." diyemezsiniz. Neden? Üniversiteler, artık, bir noktada ideolojinin eseri hâline dönüştürülmeye başlandı.
Bakın, şimdi, burada bir örnek vereceğim değerli arkadaşlar: 29 Mayıs Üniversitesi, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından kurulmuş burada. Bir kişi alınacak buraya. Kim alınacak? Aranan şartlar o kadar ilginç ki dinler tarihi doçenti olacak; şu, şu, şu çalışmaları yapmış olacak. İddialara bakıyorsunuz; bu kişi kim? Ya, bu kişi bilinen bir kişi ve bu bilinen kişi buraya ilanla profesör yapılıyor veya öbür tarafta İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesine uzanıyorsunuz, orada durum daha da trajikomik. Bölüm başkanı "Yapmayın." diyor, dekanlık "Etik değil." diyor ama rektörlük ne yapıyor? Görev süresinin bitmesine günler kala, giderayak ne kurtarırsak kârdır mantığıyla, yangından mal kaçırır gibi ilana çıkıyor. Devlet üniversitesini babasının çiftliği gibi yönetme cüretini nereden buluyor bu yöneticiler? Elbette ki bu siyasi iklimden buluyor değerli arkadaşlar. Şırnak'ta yaşanıyor en son bariz bir örnek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Nasıl yaşanıyor? Şırnak Üniversitesi Rektörü, bir bilim insanı mı yoksa bir korku filmi senaristi mi belli değil. Sosyal medyadan personeline sesleniyor, ne diyor? "Bu kurumun duvarları bile benimle konuşur, koridorların yankısı bile bana rapor verir." Bu nasıl bir zihniyettir değerli milletvekilleri? Bu nasıl bir tehdittir? Burası üniversite mi yoksa George Orwell'ın 1984 romanındaki "Büyük Birader"in gözetleme kulesi mi? Siz bir akademisyeni "Duvarlar beni dinliyor." diyerek tehdit ederseniz o hoca derse girip özgürce konuşabilir mi; üniversitede özgürlük olur mu? Olmaz ki üniversitelerde ve siz bakıyorsunuz, üniversitelerde ilk 500'e giren üniversiteniz hemen hemen yok denecek kadar az, ilk bine giren üniversitenin sayısı da 36 civarında ve dünya kriterleri içerisinde de sonlara doğru geliyorsunuz. "Bin yıllık tarih, beş bin yıllık millet, yüz iki yıllık cumhuriyet." diyorsunuz ama akademianızdan Nobel ödülü alan bir şahıs hemen hemen çıkmıyor ve sizin akademisyenlerinizin liyakatli ve ehliyetli olanları Amerika'da, Kanada'da veya başka yerlerde cirit atıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Gelin, üniversitelerle ilgili, bu akademik alımlarla ilgili yani personel alımlarıyla ilgili, yükseltilmelerle ve rektör atamalarıyla ilgili bir araştırma komisyonu kuralım. Hep beraber bu ülkeyi, üniversiteleri bilim yuvası ve bilim anarşistlerinin olduğu yer yapalım diyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)