| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 48 |
| Tarih: | 20.01.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Unsurlarının Görev Süresinin Bir Yıl Uzatılmasına İlişkin Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerine YENİ YOL Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
Sözlerimin başında Hint okyanusunun zorlu sularında sevdiklerinden ve vatan toprağından ayrı bir şekilde bayrağımızı şerefle dalgalandıran kahraman denizcilerimize, Türk bahriyelilerine buradan selam ve dualarımı gönderiyorum.
Değerli milletvekilleri, önümüzdeki tezkere 2008'den bu yana uzatılan Türk donanmasının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerdeki görev süresinin devamını öngören bir düzenleme olarak görülebilir. Tezkere metninde de atıf yapıldığı üzere bu görevlendirme Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2008-2021 yılları arasındaki kararları ile Yüce Meclisimizin 2009'dan bu yana verdiği izinlere dayanmaktadır. Tezkerenin amacı nettir: Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerimizin emniyetini sağlamak, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadele etmek ve uluslararası harekatlara katkı sunmaktır ancak bizler dış politikada ve güvenlik meselelerinde "rutin" kavramının arkasına sığınmasını doğru bulmuyoruz. Her tezkere dönemin şartlarına, değişen jeopolitik risklere ve Türkiye'nin uzun vadeli stratejik çıkarlarına göre yeniden titizlikle değerlendirilmelidir. Elimizdeki metni "Evet." deyip geçilecek bir kâğıt parçası olarak görmüyoruz, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki stratejisinin bir muhasebesi olarak ele alıyoruz.
Tezkere metninde dikkat çekici bir hukuki nüans bulunmaktadır: Somali'nin talebi doğrultusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2022 sonrasında Somali kara suları için yeni bir karar almamış, deniz haydutluğu ve denizde terörizmle mücadele ise 1851 sayılı Karar temelinde kara suları dışındaki sahada sürdürülmüştür. Bu durum Türkiye'nin bölgedeki varlığının hukuki dayanağının yalnızca Birleşmiş Milletler kararlarına değil, ikili anlaşmalar ve uluslararası deniz hukuku teamüllerine de yaslandığını göstermektedir. Somali'yle imzalanan Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması çerçevesinde atılan her adımda hukuki meşruiyetin askeri gereklilik kadar titizlikle gözetilmesi büyük önem taşımaktadır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye deniz haydutluğuyla mücadelede rüştünü ispat etmiş bir ülkedir. NATO'nun Okyanus Kalkanı Harekâtından Birleşik Görev Kuvvetine kadar birçok uluslararası misyonda aktif rol aldık. Hatta gururla ifade edelim ki ülkemiz 2009-2025 yılları arasında tam 7 kez bu Birleşik Görev Kuvveti Komutanlığı görevini üstlenmiştir. Bu tecrübe Türk Deniz Kuvvetlerinin açık denizlerdeki operasyonel kabiliyetini artırmış, donanmamıza mavi vatanın ötesinde bir perspektif kazandırmıştır. Bu birikime desteğimiz tamdır ancak resmin bütününde dikkat edilmesi gereken stratejik riskler de bulunmaktadır. Birincisi, bölgesel güvenlik ikliminin değişmesidir. Tezkere gerekçesinde deniz haydutluğu ve silahlı soygun vurgusu yapılmaktadır ancak 2026 itibarıyla Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki tehditler bunlarla sınırlı değildir. Bölge küresel güç rekabeti ve asimetrik risklerle daha kırılgan hâle gelmiştir. Bu nedenle, misyon tanımı ve angajman kurallarının güncel tehdit ortamına uygun biçimde belirlenmesi, askerî varlığımızın caydırıcılık ekseninde ve gereksiz risklerden kaçınacak şekilde sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. İkincisi ise Somali-Etiyopya ilişkileri ve Türkiye'nin pozisyonudur. Türkiye Somali'yle çok derin tarihî ve stratejik ilişkilere sahipken Etiyopya'yla da köklü ekonomik ve diplomatik bağlara sahiptir. Son dönemde iki ülke arasında yaşanan ve Türkiye'nin de ara buluculuk rolü üstlendiği gerilim hassas bir dengede yürütülmektedir. Bu hassas dengeyi zorlayan bir diğer gelişme ise İsrail'in 26 Aralık 2025 tarihinde Somaliland'ın bağımsızlığını tanıdığını açıklamasıdır. Uluslararası toplum tarafından bugüne kadar tanınmayan bu yapıya yönelik söz konusu adım Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan, uluslararası hukuka aykırı bir girişimdir. Bu coğrafyada dış aktörlerin, özellikle de İsrail'in attığı adımlar yalnızca diplomatik girişimler olarak değerlendirilemez. Müslüman toplumların içine fitne tohumları ekmeyi, ayrışmaları derinleştirmeyi ve yeni gerilim alanları üretmeyi hedefleyen bu yaklaşım, bölgesel barışı zedeleyen açık bir istikrarsızlaştırma çabasıdır. Türkiye'nin duruşu ise net olmalıdır. Biz, bölge halklarının iradesini merkeze alan, çatışmayı değil barışı, bölünmeyi değil istikrarı esas alan bir anlayışı savunuyoruz. Somali'nin geleceği dış müdahalelerle değil Somali halkının kendi iradesiyle şekillenmelidir. Bu çerçevede, donanmamızın bölgedeki varlığı, korsanla mücadele eden bir unsur olmanın yanı sıra, aynı zamanda güçlü bir siyasi semboldür. Somali'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunurken Etiyopya'yla olan diyalog kanallarını da açık tutan, dengeleyici ve yapıcı rolümüzü sürdürmeliyiz. Türkiye'nin askerî varlığı, bölgede taraf değil istikrarın teminatı olarak algılanmalı, yeni kutuplaşmalara yol açmadan barışın korunmasına katkı sunmalıdır.
Üçüncüsü, enerji stratejimiz ve Oruç Reis'tir. Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, Somali açıklarındaki ruhsat sahalarında yürüttüğü çalışmalarla enerji diplomasimiz açısından önemli bir rol üstlenmektedir. Deniz Kuvvetlerimizin bölgedeki varlığı bu faaliyetlerin güvenliği için elzemdir ancak kalıcı başarı yalnızca gemi göndermekle değil üretimden pazarlamaya uzanan uluslararası iş birliklerinin bugünden kurulmasıyla mümkündür. Bu nedenle, Hint Okyanusu'nda hukuki altyapısı güçlü ve kazan-kazan esaslı bir enerji stratejisi izlenmeli, askerî güç diplomatik akılla desteklenmelidir.
Değerli milletvekilleri, bizler güçlü Türkiye'nin sadece askerî kabiliyetlerini gösteren değil diplomatik zekâsını konuşturan, yumuşak gücüyle sert gücünü uyum içinde kullanan bir Türkiye olduğuna inanıyoruz. Tezkere metninde uluslararası ve millî sorumluluklarımızın bir gereği denilmektedir. Evet, Süveyş Kanalı'ndan Babülmendep'e uzanan hat bizim ticaretimizin de can damarıdır. Buradaki istikrarsızlık doğrudan ekonomimizi, ihracatçımızı etkileyecektir. Bu yüzden orada olmak tercihin ötesinde bir mecburiyettir. Ancak bu mecburiyeti yönetirken Somali halkının gönlündeki yerimizin fırkateynlerimizden ziyade onlara uzattığımız insani yardım eliyle, açtığımız hastanelerle, okullarla kaim olduğunu unutmamalıyız. Askerî varlığımız bu insani ve vicdani duruşumuza gölge düşürmemeli bilakis onun koruyucusu olmalıdır. Biz Türk bayrağının dünyanın her denizinde şerefle dalgalanmasından gurur duyuyoruz. Deniz haydutluğuyla mücadele gibi insanlığın ortak yararına olan bir konuda Türkiye'nin inisiyatif almasını Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumla iş birliği yapmasını doğru buluyoruz.
Meclisin 4 Şubat 2025 tarihli kararıyla verilen iznin 10 Şubat 2026'dan itibaren bir yıl süreyle uzatılmasına millî menfaatlerimiz ve üstlendiğimiz küresel sorumluluklar çerçevesinde kabul oyu vereceğiz. Ancak bu irade denetimsiz ya da sınırsız bir yetkilendirme anlamına gelmemektedir. Aksine söz konusu yetkinin hangi amaçla, nasıl ve ne ölçüde kullanıldığının şeffaf biçimde izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, gemilerimizin angajman kuralları güncel tehdit ortamına uygun mudur? Personelimizin güvenliği için gerekli tüm tedbirler eksiksiz şekilde alınmış mıdır? Somali ile Etiyopya arasındaki ara buluculuk rolümüz ile askerî varlığımız arasındaki hassas denge korunmakta mıdır? Harcanan kamu kaynakları ile elde edilen stratejik kazanımlar arasında sağlıklı ve rasyonel bir ilişki kurulabilmekte midir? Bu sorulara cevap aramak yalnızca siyasi bir tercih değil, milletimizin bize tevdi ettiği denetim yetkisinin doğal ve vazgeçilmez bir gerçeğidir. Hükûmetten beklentimiz, askerimizin sahadaki başarısını masada, diplomatik başarılarla taçlandırmasıdır; rasyonel, planlı ve öngörülebilir bir dış politika izlenmesidir.
Sözlerime son verirken Aden Körfezi'nde, Somali açıklarında ve Arap Denizi'nde görev yapacak olan tüm leventlerimize, denizcilerimize Rabb'imden muvaffakiyetler diliyorum. Pruvaları neta, rüzgarları kolayına, bahtları açık olsun.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)