GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:46
Tarih:13.01.2026

SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Sayın Başkan, sayın vekiller; tekrardan merhaba, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, Türkiye'nin Kürt meselesindeki siyasi trafiğe üzerine ve özelde de Halep konusunda birkaç şeyi sizinle paylaşmak istiyorum sıcağı sıcağına. Yüz yıldan bu yana devletin enerjisini, zihnini, ekonomisini alan Kürt meselesi ortada duruyor, her ne kadar Cumhur İttifakı "Böyle bir mesele yoktur." dese de. Şimdi, bu klasik sömürgeler üzerinde durmak istemiyorum; coğrafyası, dini ayrı olan klasik sömürgeler ayrı bir mecrada çözüldü fakat Kuzey İrlanda, Bask, Katalonya, Çeçenistan, Güney Afrika -iç sömürgeydi- Doğu Timor, Belucistan ve tabii ki kürdistan parçaları üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Buralarda coğrafya sınırdaş, din ve mezhep de aşağı yukarı aynı. Dolayısıyla, sorun çok kangrenli olmuştur, çok zor olmuştur. Şimdi, burada örgütler, partiler sözünü ettiğim bütün alanlarda silahlı mücadelenin sınırlarına vardılar ulusal kurtuluş mücadelesinde. Ne dedi Sayın Öcalan? Çağrı yaptı, dedi ki: "Biz silahlı mücadeleyi bırakıyoruz, kendimizi tekrarlıyoruz." Peki, sözünü ettiğim bütün devletler -İspanya, Portekiz, İngiltere ve benzeri- bunlar silahlı mücadelenin sınırlarına varmadılar mı, görmediler mi? Putin silahlı mücadelenin sınırlarını görmeseydi, Çeçenistan'ı tanklarla, toplarla yerle bir eden Putin Çeçenistan'a yarı-devlet özerklik hakkını tanır mıydı? İngiltere yüzyıldan fazla uğraştığı Kuzey İrlanda'ya özerklik hakkını kabul eder miydi? İspanya kabul eder miydi? Etmezdi. Türkiye somutuna gelelim biz. Somut olarak soruyorum sayın Cumhur İttifakı'na, sayın vekillere: Türkiye yüzyıldan bu yana şiddet sarmalı değil mi? Tehcir, zor, katliam ne oldu sahi Kürt meselesi, bitti mi Kürt meselesi yoksa büyüdü mü? Büyüdüğünü ben söylemiyorum; ya, İlker Başbuğ'un kendisi söyledi, Genelkurmay Başkanı "Biz yirmi altı yıl savaştık, PKK'yi 5 kere bitirdik ama PKK yine var." dedi. Burada devletin de silah meselesinde sınırları var. Kürt meselesi 1921'e, 1925'e, 1926'ya, 1938'e göre daha da büyüdü. Bunun üzerine Cumhur İttifakı'nın ve devletin düşünmesi lazım; bir.

İki; ya, şimdi, devletin, Suriye'nin toprak birliği meselesini gündeme getirirken izlediği politikanın özü şudur: Kürtlerin statüsüzlüğü üzerinde Suriye'nin toprak birliği. Kürtlerin statüsü olursa Türkiye ayrı bir politika izleyecek, statüsü olmasa toprak birliğini savunacak. Bu, net olarak, son olarak görüldü. Türkiye ne diyor? Son Halep meselesinde çok net görüldü ki... Paris'te görüşme sonrası ne oldu? İsrail ile Türkiye sabah akşam kulağımızı patlattılar, değil mi? "İsrail siyonizmi, İsrail siyonizmi, İsrail siyonizmi..." Fiiliyatta ne oldu dostlar, sayın vekiller? Halep meselesinde Türkiye ile İsrail karşılıklı birbirine böyle yaptı: Güneyde o bayrağı dalgalandırdı, Kuzeyde de... Dışişleri Bakanı açıkladı: "Biz operasyona karar vermek zorundaydık, süreci başlatmak zorundaydık." dedi. Ne süreciydi o? İşte, Halep'te olup bitenlerin süreciydi. Türkiye başlattı o süreci, kendisi söyledi, ben söylemiyorum, Dışişleri Bakanı söyledi bunu. Yani, burada izlenen politikanın özü şudur, diyor ki Türkiye: "Kürt kaybetsin de kim kazanırsa kazansın. IŞİD mi kazanıyor, HTŞ mi kazanıyor, İsrail mi kazanıyor, Amerika mı, Avrupa mı; kim kazanırsa mesele değil, yeter ki Kürt kaybetsin." Burada Türkiye Cumhuriyeti'nin aklına bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Kürt kaybetsin meselesi, statüsüzlüğü meselesi dün güney Kürdistan'da yaşandı, doğru mu? "Kaybetsin." dendi. Şimdi, Rojova'da, bizim tabirimizde batı kürdistanda yaşanıyor, yarın doğu kürdistanda yaşanabilir. Çağrımız bizim şudur devlet aklına: Kürt'ün statüsüzlüğü üzerinden -kürdistan parçalarını bölen de biz değiliz, kürdistanı bölen biz değiliz, bölenler bunu düşünsün- koşturacağına, eğer Güney Kafkasya'dan Mısır'a kadar etkin olmak istiyorsa demokratik siyasetle Kürtlerle stratejik ittifak kursun hazır çağrı yapılmışken diyorum.

Halep meselesinde daha önce söylemiştim, çok net görüldü bu; çözüme ilişkin birkaç şey söylemek istiyorum. Birincisi, demin söylediğim, Türkiye Cumhuriyeti'ne tekrar çağrıda bulunuyoruz: Hazır çözüm süreci de devam ediyorken Kürt'ün parçalarındaki statüsüzlük üzerinden koşturmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Enerjisini buna yormasın. Bu saatten sonra Orta Doğu'da Kürt'ün statüsüzlüğü üzerine her siyaset çıkmazdır sayın dostlar; çıkmazdır bu, görüldü bu, net görüldü bu. Türkiye Cumhuriyeti bunu güney Kürdistan'da kabul etti, yarın doğu kürdistan da benzer durumla yüzleşirse, güney Azerbaycan benzer bir durumla yüzleşirse Türkiye ne yapacak? Statüsüzlüğe mi oynayacak? Bu siyasete son verilmeli, tekrarlıyorum, güney Kafkasya'dan Mısır'a kadar eğer hakikaten Orta Doğu'da demokratik siyasette etkin olmak istiyorsa Kürtlerle stratejik ittifakını kursun hazır bin yıllık arka planı varken; bu, bir.

İki, milliyetçiliği tehlikeli noktalara tırmanıyor. Milliyetçiliği ezen ulus milliyetçiliği tırmandıranlar bile yarın altında kalabilir, yarın altında kalabilir. Bazen yer yer kontrollü olarak bu özellikle büyük kentlerde tetiklendi, sonradan frenlendi. Benim de çağrım şudur: Tehlikeli bir noktaya doğru gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen, tamamlayın.

Buyurun.

SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Son olarak, demin de söylediğim gibi, şunu söylüyorum: Sayın Öcalan'ın çağrısı varken, silahlı mücadeleye veda demişken, devlet de kendi yüz yıllık siyasetine aynayı tutsun, ona göre bir çözüme yönelinsin.

Sağ olun, var olun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)