| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 46 |
| Tarih: | 13.01.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Değerli milletvekilleri, çalışma saatleri konu, çalışalım, biz de bunu istiyoruz ama kiminle çalışacağız? Çoğu zaman bedeni burada olmadığına göre arkadaşlarımızın ruhlarıyla zahir. Kürsüye geldim madem, çok daha hayati bir konudan bahsetmek istiyorum. İYİ Parti Grubu adına Türkiye'nin yapay gündeminde boğulmaya çalışılan emeklilerimizin yanında olduğumuzu, onların her platformda da sesi olmaya devam edeceğimizi bir kere daha ifade etmek istiyorum ve anlamıyorum, biz niçin iktidar sıralarındaki arkadaşlarımızı emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılmasına, asgari ücretin de açlık sınırının altında olmamasına iknaya çalışmak durumunda kalıyoruz? İkna için ekstra gerekçe gerektiren bir konu değil ki bu.
Bakın, benim çocuğum 8 yaşında, onun matematik bilgisi vallahi de yeter bunu kavramaya, billahi de yeter. 8 yaşındaki çocuğun matematik bilgisi asgari ücretin verilebilecek en düşük maaş olduğunu ve bunun altının teklif dahi edilemeyeceğini anlamaya yeter. Bir çalışana -eşitlik ilkesi var, emekli dâhil bütün maaşlar için aynısı geçerli olmak durumunda- bir ülkede verilebilecek en düşük maaş belli, bunun altını veremezsiniz, alt sınırın altını "maaş" diye teklif edemezsiniz, veremezsiniz. Dahası, o alt sınırı da açlık sınırının altına düşüremezsiniz, hatta yoksulluk sınırının da altına düşüremezsiniz çünkü o "en düşük maaş" dediğiniz şey aslında sadece gıda değil yani sadece açlık değil, barınma ihtiyacını da karşılayacak şekilde, giyimi, kuşamı, sağlığı, kültürel ihtiyaçlarını da karşılayacak şekilde olmak zorunda. Tercihe de bırakılmıyor, bu bir zorunluluk aslında.
Şimdi, "gıda" diyorsam da tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş yani tüketilmemesi tavsiye edilen, bozulmaya yüz tutmuş "Çöpe gideceğine emekli yesin." denen değil, tezgâh altlarından toplanan değil ve bu tablo karşısında hiç değilse mahcubiyet bekliyoruz ya! Ne buluyoruz peki? Emekliyi evsiz bırakan, otogar köşelerinde yatıran, aç bırakan, kokmuş gıda kuyruğuna sokan maaşı verebiliyor olmakla övünüyorsunuz. Bu yani bunu verebiliyor olmakla övünmek, gerçekten başka tarifini bilmiyorum, utanmazlık. Açlık sınırının üçte 2'si çünkü övündüğünüz o maaş, yoksulluk sınırının beşte 1'i ve "Öl." demek bu yani hiçbir dilde başka bir anlamı yok, bu maaş "Öl." demek emekliye. Yaşayamıyor olmaktan daha ikna edici ne olabilir? Ben çok çaresiz kalıyorum bazen bu kürsüde yani ne dersek vicdanınıza dokunacak da yıllarca çalışmış, üretmiş, primlerini ödemiş insanların layığı bu onursuz muamele değildir diyebilir ve gereğini de yapabilir hâle geleceksiniz; inanılır gibi değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Günde 35 liralık zammın devlete maliyetini çıkarıyor arkadaşlar, ya, yük olmakla suçluyorlar emekliyi. KKM fantezisine kurban edilenden, 19 Mart operasyonuyla yol açılandan daha mı büyük bir yük peki bu mesela? 5510 sayılı Kanun'u emekli mi çıkardı? 3600 iş günü ile 7000 iş günü primi ödeyeni emekli mi eşitledi? İntibak yasasını çıkarmayan emekli mi? Bir gün arayla işe başlayan 2 çalışan arasında on yedi yıl fark oluşmasına sebep olan emekli mi? Mahcup olması gereken emekli değil, iktidar sahipleridir. Bedel ödemesi gereken de emekli değil, iktidar sahipleridir.
Bir husus daha var: Murat Çalık yani Allah'tan korkan yapmaz... Çetinkaya'da insanları diri diri yakanı sağlık gerekçesiyle saldınız, masumiyet karinesine uymakla yükümlü olduğunuz Çalık'ı infaz ediyorsunuz; Allah'tan korkan yapmaz, söyleyecek başka hiçbir şey bulamıyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)