| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 45 |
| Tarih: | 08.01.2026 |
HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukuk düzenleri bireysel haklılığı tespit etmenin ötesinde, toplumsal barışı ve kamusal düzeni korumak için inşa edilir, aksi hâlde haklılık öfkeyle birleştiğinde yeni haksızlıklar üretir. Aslında bugün tartıştığımız mesele tam olarak budur. Devletin görevi yalnızca cezalandırmak değil, insanı kavgaya, öfkeye ve hakkını kendi imkânlarıyla aramaya iten zemini ortadan kaldırmayı esas almaktır. Bu nedenle, hukukun görevi sonucu tespit etmekle sınırlı kalmaz, o sonucu doğuran şartları ve zemini de görmeyi, sorgulamayı zorunlu kılar. Bugün görüştüğümüz Karayolları Trafik Kanunu Teklifi de tam olarak bu sorumluluğu önümüze koymaktadır. Bu teklif yalnızca hız sınırlarını, cezaları ya da yaptırım maddelerini düzenleyen teknik bir metin değildir, toplumsal düzeni ve içinde yaşadığımız sosyolojiyi yeniden düşünmemizi gerektiren bir çerçeve sunmaktadır. Kurallar ve kanun maddeleri kadar toplum olarak nasıl bir hayat yaşadığımızı, birbirimize nasıl davrandığımızı ve insan hayatına ne kadar değer verdiğimizi de sorgulamak durumundayız. Hepimiz sahada şu tabloyla karşı karşıyayız: Trafikte en küçük bir olayda insanlar araçlarından iniyor, sopa ve bıçaklara sarılıyor, birbirlerinin üzerine araç sürüyor, hiç tanımadıkları insanlara hiç olmadık sebeplerle saldırabiliyor. Bu tablo karşısında şu soruları sormadan ilerleyemeyiz: İnsanlar neden en küçük bir tartışmada araçlarından iniyor? Neden kendilerini korumak zorunda hissedip araçlarında sopa taşıyor? Neden trafikte güvende olduklarına inanmıyor. Neden anlık bir gerilim kısa sürede şiddete ve geri dönülmez sonuçlara dönüşebiliyor? Bu sorulara cevap vermeden, yalnızca kanun maddelerini artırarak kalıcı bir çözüm üretmemiz mümkün değildir çünkü karşımızdaki sorun trafik kurallarının ihlalinden ibaret değildir; toplumsal güvenin zayıfladığı, tahammül sınırlarının daraldığı ve yaptırımların yeterince caydırıcı olmadığı algısının sahaya yansıdığı daha geniş bir zemine işaret etmektedir. Trafikteki öfke ve şiddet de bu toplumsal yıpranmışlığın en görünür sonucudur. Toplumun genel ruh hâlini göz ardı ederek trafikte yaşananları anlamamız mümkün değildir. Bugün maalesef toplumun önemli bir kesimi huzurlu değildir, mutlu değildir. Bu huzursuzluk trafikte, evde, sokakta, iş yerinde kendini göstermekte, en küçük meselelerin bile büyük gerilimlere dönüşmesine yol açmaktadır. Öyle ki artan bu sıkışmışlık hâlinin en çarpıcı göstergelerinden biri son on yılda antidepresan kullanımının yaklaşık yüzde 67 oranında artmış olmasıdır. Trafikteki öfke ve tahammülsüzlük bu toplumsal yıpranmışlığın en görünür yansımalarından maalesef biridir. Bu ruh hâlini besleyen unsurlardan biri de günlük yayınlarda ve medyada şiddeti, agresifliği ve yozlaşmayı normalleştiren dildir. Topluma sürekli gerilim, çatışma ve hoyratlık sunulurken bunun psikolojik ve sosyolojik yansımalarını trafikte görmemek mümkün değildir. Bu tabloyu derinleştiren unsurlardan biri de kutuplaştırıcı siyaset dilidir. Siyasetçiler toplum için rol modeldir. Kullanılan dil ve tutumlar toplumsal davranışları doğrudan etkiler; sertleşen siyaset dili kürsülerle sınırlı kalmaz, sokağa, eve, iş yerine ve trafiğe yansır. Toplumdan sabır ve kural bilinci bekliyorsak bu dili önce bizim inşa etmemiz gerekir.
Değerli milletvekilleri, trafikte kalıcı düzen ve güvenlik caydırıcılığın nasıl inşa edildiğini doğru okumayı da gerektirir. Caydırıcılığı yalnızca para cezalarına indirgemek yeterli değildir. Kalıcı etki, etik bir zemin ve adalet duygusuyla mümkündür. Trafik kurallarına uyum, ceza korkusundan önce insana saygı bilincine dayanır. Bu bilincin çocuk yaşta kazanılması gerektiği de açıktır. Bu nedenle, trafik güvenliğinin millî eğitimden başlayarak çocuklara kazandırılması büyük önem taşımaktadır. Aynı şekilde meselenin yalnızca fiziki şartlarla açıklanamayacağı da ortadadır, elbette yolların modernleştirilmesi ve standartların yükseltilmesi gereklidir ancak yollar genişledikçe suç ve cezalar azalmıyorsa sorunun yalnızca asfalt ve altyapı yatırımlarıyla çözülemeyeceği görülmektedir. Yolları altınla dahi kaplasanız insanın kalbine, ruhuna ve zihnine giden yolları iyileştirmeden bu soruna kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
HASAN KARAL (İstanbul) - Sonuç olarak, kanun yazmak kolaydır, zor olan, adalet duygusunu ayakta tutmaktır; ceza da ancak bu duyguya yaslandığında caydırıcı olur. Trafikte öfke yerine sükûneti, kavga yerine saygıyı, korku yerine güveni hâkim kılmak zorundayız. Bir canın telafisi yoktur ancak doğru bir hukuk ve doğru bir kültürle yeni can kayıplarının önüne geçmek mümkündür.
Hepinize teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)