| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 45 |
| Tarih: | 08.01.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ben de öncelikle görme engelli yurttaşlarımızın sorunlarını dile getirmek istiyorum. Türkiye'deki engelli nüfusu toplam nüfusun yüzde 13'ünün üzerindedir ve bunun içinde 3 milyona yakın görme engelli yurttaşımız söz konusu. Görme engelli yurttaşlarımızın hayattan dışlandığını çok iyi biliyoruz, yaşam koşullarının çok zor olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, bu konuda gerçekten tüm engelli yurttaşlarımızın ve başta da görme engelli yurttaşlarımızın sorunlarını ortadan kaldıracak bir planlamaya, bir programa ihtiyacımız var. Maalesef, engelli yurttaşlarımıza yönelik ne yeterince bir kaynak aktarımı söz konusu ne de belli düzenlemelerin hayata geçmesi söz konusu olabiliyor. Neyle karşı karşıya kalıyoruz? Âdeta yine bir muhtaçlık anlayışı ve muhtaçlara yardım eden bir hayırsever devlet anlayışı meseleyi çözmüş kabul ediliyor. Hâlbuki meseleyi çözmüyor, sadece yurttaşlarımızı hayattan, yaşamdan dışlıyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 8 Ocak 96'da Ümraniye'de öldürülen, tutukluları takip etmek adına gazetecilik görevi nedeniyle orada olan sevgili Metin Göktepe işkenceyle katledildi. Evet, Metin Göktepe'yi katledenler maalesef ki yargıda kendilerini kurtarabildiler ama sadece Metin Göktepe değil bu ülkede o kadar çok gazeteci katledildi ki Ape Musalar, Nazım Taştan, Cihan Bilgin, adını saymakla bitiremeyeceğim çok sayıda gazeteciyi kaybettik, yitirdik çünkü katledildiler. Neden? Çünkü bu ülkede bir basın özgürlüğüne tahammül yok. Kim ki basın özgürlüğü adına gazetecilik yapıyor, onlar işte bu şiddetle karşı karşıya kalıyorlar. Türkiye 180 ülke arasında Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 159'uncu sırada. Böyle büyük bir utancı yaşıyoruz ve gazeteciler katlediliyor.
Yarın 9 Ocak, 2013 yılında Paris'te Sakine Cansız ve arkadaşları katledildi. Neden? Siyaset yaptıkları için, barışın siyasetini, özgürlüğün siyasetini yaptıkları için. Bu ülkede çok sayıda siyasetçi katledildi. Neden? Siyaset özgür olmasın diye.
Bir ülkenin güvenliğini sağlamak istiyorsanız her şeyden önce o ülkenin siyasetinin özgür olması, basın emekçilerinin özgür olması, basının özgür olması gerekir. Ancak o sayede o ülkede demokrasiyi hayata geçirebilirsiniz, o sayede hukukun üstünlüğünü koruyabilirsiniz, o sayede de toplumsal barışı ve toplumsal güvenliği var edebilirsiniz. Bu bütün ülkeler için geçerlidir ama biz o darbe mekaniğinin çarkları arasında siyasetçileri katleden, basın emekçileri katleden bir ülke olageldik. Buradan çıkmanın yollarını arıyoruz. Barışı var etmek istiyoruz, hukuku var etmek istiyoruz ama hâlâ o mekaniğe kafasını kaptırmış olanlar âdeta bu ülkeyi şiddete, âdeta bu ülkeyi işte bu girdaplara sürüklemeye devam ediyor. Oysa güvenliğin yolu barıştan, demokrasiden, hukuk devletinden geçiyor. Bu, Türkiye'de olduğu gibi dünyanın her yerinde de geçerli bir kuraldır, Suriye'de de geçerli bir kuraldır. Suriye'nin güvenliğini sağlamak istiyorsanız Suriye'nin demokratikleşmesine katkı sunmak zorundasınız. Halep'te olan katliama sessiz kalarak Suriye'de güvenliği sağlayamazsınız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halep'ten gelen görüntüleri görüyor musunuz? O görüntülere katlanmak mümkün değil. O görüntüleri seyrettiğinizde Şengal'de yaşananlar aklınıza geliyor, Ezidilere yapılanlar aklınıza geliyor. O görüntülere baktığınızda Afrin'de yaşananlar aklınıza geliyor. Evet, yine IŞİD çeteleri, caddelerde, yollarda insanları katlediyorlar; farklı kimlikleri olduğu için, farklı inançları olduğu için Alevileri katlediyorlar, Kürtleri katlediyorlar, Süryanileri katlediyorlar ve biz bu katliamı kınamak, bu katliamı durdurmak yerine burada âdeta bir sessizlik hâlâ hâkim. Hayır, bunu kabul edemeyiz, bu insanlık suçu işlenirken, bu savaş suçu orada, yanı başımızda hayata geçerken sessiz kalamayız. Halep'in tarihini bilmek lazım, Suriye'nin tarihini bilmek lazım. Orada yaşayan insanlar, aslında bütün bu coğrafyadaki kardeşlik hukukunu var eden insanlar, oradaki Aleviler, Kürtler, Türkmenler; aynı hukuka tabiyiz, sırtınızı çeviremezsiniz. Sadece sırt çevirmekle kalsak bir yana, daha vahim bir tablo var karşımızda. Bakın, IŞİD'in işlemiş olduğu suçları hafızalarınızdan silmeyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suruç'u hatırlayın, 10 Mart Ankara katliamını hatırlayın; hadi, onları unuttunuz, on gün önce Yalova'da katledilen polisleri hatırlayın hiç olmazsa. IŞİD insanlık suçu işlemeye devam ediyor IŞİD artıklarıyla beraber, farklı üniforma giyseler de aynı suçta bir ortaklık orada kendini var ediyor. Neden? Nedenini açıklayacak hiçbir mazeretiniz yok. Ama sizin Bakanlarınız öyle açıklamalar yapıyor ki gerçekten, hani, bu suça ortak oluyorsunuz demeye dilim varmıyor ama Bakanlarınızın açıklamaları bizi dehşete düşürüyor.
Bakın, Dışişleri Bakanının bir açıklaması var. Dışişleri Bakanı diyor ki: "SDG orada katliam yapıyor. SDG orada suç işliyor." El insaf, SDG orada yok. SDG 10 Mart Mutabakatı'ndan sonra, 1 Nisan Anlaşması'yla çekildi bölgeden, orada SDG yok. Bir Dışişleri Bakanı dezenformasyon yapar mı, bir Dışişleri Bakanı bu gerçekleri saklamak için böyle bir açıklama yapar mı?
Dışişleri Bakanı bunu yapıyor da Savunma Bakanı ne yapıyor? Savunma Bakanı diyor ki: "Orada Suriye ordusuna destek olacağız." Ya, orada bir Suriye ordusu yok, orada bir çete koalisyonu var. Yıllardır bu koalisyona destek ola ola Suriye'yi perişan ettiniz, Türkiye'yi perişan ettiniz, hâlâ bu çeteleri destekleyeceğinizi söylüyorsunuz. Birazcık ciddiyet, devlet ciddiyeti gerekir. Hiç, bu çetelerle iş tutan bir devlet olabilir mi, bu çetelere destek olacağını söyleyen bir açıklama olabilir mi? Kendinize gelin!
Suriye'ye huzur lazımsa, güven lazımsa, Suriye'de bir devletin inşası gerekiyorsa o zaman doğru yerde durmak lazım; Suriye halklarının çıkarını, Suriye halklarının geleceğini düşünmek lazım. Kalkıp da çetelere destek olacak bir yerden hareketle Suriye'ye bir gelecek yaratmak mümkün olabilir mi? Olamaz. Bunu siz de biliyorsunuz ama takıntılarınız var, saplantılarınız var, kurtulamıyorsunuz. Kürt düşmanlığı saplantısından kendinizi çıkaramıyorsunuz. Kürtlerin ve Türklerin ortak tarihi, ortak geleceği, ortak hayatı bu kadar herkesçe kabul edilmiş ve bunun çabası içine girilmişken bu tür davranışlar aslında kabul edilebilir değildir.
Bakın "Suriye'nin güvenliği bizim güvenliğimizdir." diyor; evet, doğru. Suriye'nin güvenliği bizim güvenliğimizdir ama bu güvenlik böyle sağlanmaz, bu güvenliğin yolu buradan geçmez. Bu güvenliğin yolu barıştan, demokrasiden, o güçlü ittifaklardan geçer. Bu ittifakları ancak orada gerçekten halkın temsilcileriyle var edebilirsiniz. Oraya oradan, buradan gelmiş çetelerle, ittifakla Suriye'ye bir gelecek inşa etmeniz mümkün mü? Mümkün değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Suriye'yi yeniden bir savaşa sürüklersiniz. Suriye halkları çok çekti, biz de çektik. İşte mülteci sorunu: Yerinden yurdundan edilmiş 5 milyondan fazla, 6 milyon neredeyse Suriyeli geleceğini kaydetti. Bu ülkede çektikleri acıları biliyoruz; bir de geldiler, bu ülkede onlara karşı bir de ırkçılık saldırısıyla karşı karşıya kaldılar ki onu şimdi konuşmak bile istemiyoruz. Dolayısıyla, insanlar yerinde, yurdundan barış içinde yaşasın istiyorsak gerçekten barışa dair çözümler üretmek zorundayız. Bırakın bu çete sevdasını, çetelerle iş tutarak yol alamazsınız. Bakın, Golan Tepeleri gitti, Suriye'de birçok yer daha gidecek. Neden gidecek, biliyor musunuz? Çünkü Suriye'de, hani diyorsunuz ya "toprak bütünlüğü" hani diyorsunuz ya "Suriye'de bir tek devlet olsun." onun yoluna...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - ...engel çıkaran aslında bu zihniyetinizdir, bu anlayışınızdır, bundan vazgeçin, bundan vazgeçin. Artık burada güçlü bir barış iradesi ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki bu barış iradesine sahip çıkın. Bu barış iradesini Suriye'ye de Orta Doğu'ya da bütün dünyaya da kabul ettirecek bir siyasetin tarafı olun.
Teşekkür ederim.