| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 45 |
| Tarih: | 08.01.2026 |
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Başkanım, Halep'in kuzeyinden, özellikle Şeyh Maksut ve Eşrefiye'den gelen haberler endişe verici. On üç yıldır büyük bedeller ödeyen, yorgun düşmüş bir coğrafyada yeni bir şehir savaşının fitilini ateşlemek hiç kimseye bir şey kazandırmayacaktır. Buradaki gerilimin maalesef sadece yerel bir çatışma olarak kalmayıp eski yaraları kaşıyan, tehlikeli bir provokasyona dönüşme riski bulunmaktadır. Bu noktada, bazı hususların altını çizmek hepimizin vicdani sorumluluğudur. Sahadaki siyasi veya askerî hesaplaşmaların faturası sivil halka kesilemez. Oradaki anlaşmazlığı bir etnik çatışmaya dönüştürmek, bölgedeki sivillerin hayatını tehlikeye atacak bir iklime zemin hazırlamak insanlığa karşı işlenecek en büyük suçlardan biri olur. Siyasi sorunlar siyasetle çözülür; mahalleler kuşatılarak, siviller sürülerek, aç bırakılarak ve göçe zorlanarak değil.
Bir diğer nokta, şu ana kadar 10 sivil can kaybı yaşandığına dair bilgiler gelmektedir. Hiç kimse sivil yerleşim yerlerini çatışma sahasına çevirip masum insanların can güvenliği üzerinden siyasi hesap güdemez. Sivillerin hayatı hiçbir siyasi ajandanın, çatışmanın pazarlığı, konusu yapılamaz. Çözüm, namlunun ucunda değil masadadır; elimizde 10 Mart mutabakatı gibi diplomatik bir zemin varken yeniden çatışma diline dönmek akıl tutulmasıdır. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riskini herkes görmelidir; hiç kimsenin Suriye'yi bir kez daha bir iç savaş ve çatışma döngüsüne sokacak gerilimleri yapmaya hakkı yoktur. Türkiye olarak bize düşen, yangına körükle gitmek değil yangını büyütmeden söndürmektir. Bölgenin artık yeni bir acıya, yeni bir göç dalgasına tahammülü kalmamıştır. Aklıselim galip gelmeli, silahlar susmalı ve sorunlar konuşularak çözülmelidir; 10 Mart Mutabakatı'nın Suriye'nin yeniden kurulması noktasında sağlamış olduğu geniş meşruiyet zemini korunmalıdır ve bu geliştirilmelidir. 10 Mart Mutabakatı'nın gerektirdiği yapısal dönüşümler gerçekleşmeden aceleci baskı ve tavırlardan kaçınılmalıdır. SDG, İsrail'le ilişki kurmakla suçlanırken Şam yönetiminin ansızın ABD yönetiminin aracılığı, Fransa'nın ev sahipliği ve Türkiye'nin şahitliğiyle bir anlaşma yapmasına tanık olduk. Eğer Amerika ve Fransa, İsrail ile SDG'yi barıştırabiliyor, bir masaya oturtabiliyor, anlaştırılabiliyor ise, Türkiye de bunun dolaylı da olsa bir parçası ise şu anda iktidara düşen, Şam ile SDG arasındaki bütün sorunların tek tek çözülmesi noktasında inisiyatif almaktır. "Sen çağırırsan ben de gelir savaşın bir tarafı olurum." demek Türkiye'ye yakışan, aklıselim bir duruş değildir. Türkiye, Suriye'deki bütün gücünü aynı zamanda Kürtler gibi, Aleviler ve Dürzilerin de yeni döneme entegrasyonu noktasında kullanmalıdır.
Sayın Başkanım, Meclisimiz zaman zaman sorun sahibi kişiler ve aileler tarafından ziyaret ediliyor. Bugün de Diyarbakır'da yaşanan elim bir olayın tarafı olan Güran ailesi Grup Başkanlığımızı ziyaret ederek Grup Başkanımız Sayın Bülent Kaya'yla aile ve yargılama hakkındaki son durumu görüşmüştür. Ailenin son durumuna baktığımızda, gerçekten birçok açıdan ciddi şekilde sorunlu bir yargı süreciyle karşı karşıya olduğumuzu tespit etmemiz gerekiyor. Ceza yargılamamız tarihinde ilk kez HTS kayıtlarından yararlanılarak geçmişe dönük âdeta oda bazlı birtakım incelemeler yapılmış ve bu daraltılmış baz raporunun ilmî olarak Adli Tıp açısından da kabul görmediği ortadayken buna dayanılarak hüküm kurulmuştur. Yargı üzerinde baskı anlamına gelebilecek talihsizlikler ilk günlerde yaşandı; bakanı, Cumhurbaşkanı danışmanı, Valisi, Jandarma Genel Komutanı, herkes masumiyet karinesini yok sayarak doğrudan aileyi suçlu ilan etti ve bunun delillerini oluşturmaya çalıştı, bir aydınlatmadan ziyade bir delillendirme yoğunluğu üzerinde duruldu. Gizli soruşturma evrakları medyayla paylaşıldı, medya günlerce köyden canlı yayın yaptı. Cezaevi özel görüşmeleri sızdırıldı, bunun bir şekilde dışarıya çıkması mümkün değil; bu, ancak cezaevi idaresinin yapabileceği bir işlemdir, bu bile masumiyet karinesinin ihlali noktasında ne kadar vahim bir fotoğrafa işaret etmektedir ve bu yönüyle bir kamuoyu baskısı yaratıldı. Bu kamuoyu baskısı nedeniyle önce istinafta dosya başkanının 16 sayfalık muhalefet şerhiyle onandı, gariptir ki bu başkan görev değişikliğine maruz kaldı. Yahu, bir istinaf dairesi başkanı hukuk, adalet ve vicdan anlayışıyla bir muhalefet şerhi yazıyorsa bunun gereğini tartışmak varken bu başkanın görevinden alınarak başka bir yere normal üye olarak atanmasını biz normal bir yargılama faaliyeti olarak görebilir miyiz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bir başka vahim durum da şu oldu: Tam 24 klasörlük bir yargılamadan bahsediyoruz, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bunun on dokuz günde tebliğnamesini hazırladı yani on dokuz gün yemese, içmese, yatmasa, bu evrakları okusa bu tebliğname hazırlanamaz. Peki, sonra ne oldu? İlgili daire bu 24 klasörü dört günü hafta sonu sayılan dokuz gün içerisinde okuyarak onayladı. Yahu, sayın üyeler, sayın müzakere heyeti, sayın tetkik hâkimleri; bu dosyaları ne zaman okudunuz, ne zaman müzakere ettiniz ve ne zaman onadınız? Bunun kabul edilebilir makul sürelerle izahı kabil değildir ve burada, çok net olarak adil yargılama süresinin geciktirilerek değil hızlandırılarak sanıklar aleyhine sonuç üretilmesi söz konusudur. Diğer taraftan, Yargıtay, küçük çocuğun özel bölgesindeki PSA bulgusuna dair iddiaları, daha doğrusu bulguları görmezden gelmiştir. Bütün bu konulara bir arada baktığımızda, ister vicdan ister hukuk ister ahlak deyin, hiçbir kamusal değer, duygu bu dosyanın Ankara'da toplam bir ay içerisinde hızlandırılmış bir şekilde, yılbaşına giderken onanmış olmasının izahı kabil değildir. Hukukumuzda olağanüstü yargılama yolları mevcuttur. Başta Adalet Bakanımız Sayın Yılmaz Tunç Bey olmak üzere Yargıtay Başkanlığı ve ilgili bütün yargı mensuplarına olağanüstü yargılama yolları yoluyla bu dosyanın tekrar ele alarak herkesi tatmin edecek bir şekilde neticeye kavuşturulmasını talep etmekteyiz.
Yargılama deyince bir başka mevzu da maalesef, Tayfun Kahraman'ın durumu. Tayfun Kahraman'ın, Anayasa Mahkemesinin sağlık durumu kritik olduğu için vermiş olduğu hak ihlali kararına rağmen tutukluluğu devam ettirilmektedir. Avukatlar "Sağlık durumu kritik, bu süreç böyle devam ederse Tayfun Kahraman felç kalabilir." diyor. Tayfun Kahraman'ın cezaevinde tutukluluğunun devamının ne egemen anlayışa ne hukuk devletine hiçbir faydası yoktur. Telafisi imkânsız risklerle karşı karşıyayız. Benzer durum, Belediye Başkanı Sayın Murat Çalık için de söz konusudur. Tayfun Kahraman'la ilgili Anayasa Mahkemesinin kararının bir an önce uygulanarak infaza son verilmesi gerektiğini buradan ifade etmek istiyoruz.
Sayın Başkanım, bütçe görüşmelerinde yerli muzun ithal muzla rekabet edememesi gerekçesiyle ithal muz üzerindeki vergi yükünün artırılması gerektiğini talep etmiş idik. Bu talebimiz önemli ölçüde karşılandı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın lütfen.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Ticaret Bakanı Sayın Ömer Bolat ve İç Ticaret Genel Müdürüne teşekkür ediyoruz ancak ithal muzda zincir marketlerin piyasayı bozucu hegemonik yapısı devam etmektedir. Zincir marketlerin bu politikasına karşı mutlaka bir tedbir gerekiyor. Aynı şekilde, muz üretimi için gerekli sübvansiyonlu krediler kaldırılmıştır, modernizasyon kredisi kaldırılmıştır. Üretici eskiyen naylonunu ve demirini dahi değiştiremez hâle gelmiştir. Mersin Anamur Bozyazı Ziraat Odası Başkanı Sayın Ahmet Şeref Gümüş aylardır bu konuyu siyasetin gündemine taşımaktadır. Ziraat Bankasının vermiş olduğu modernizasyon kredisi tekrar aktif hâle getirilmelidir. Anamur Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya ilçeleri bir havza mantığıyla bu noktada özel olarak desteklenmelidir. Muz ile avokado arasındaki ara ekim, münavebeli ekim yasağı da kaldırılmalıdır yani çiftçiler bunu münavebeli olarak ekebilmektedir ama Tarım Bakanlığı dayatıyor "Ya muz ekeceksin ya avokado." diye. Bu da mantığı olmayan bir dayatmadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Teşekkür ediyorum.
Son bir hususa değinip tamamlıyorum.
Gümrük kanunundaki bir düzenlemeyle 30 euronun altındaki alışverişlere ilişkin muafiyet kaldırılmıştır. Bu yani Türkiye maliyesinin 30 eurodan aşağı yapılan bir alışverişteki istisnalara muhtaç hâle gelmesi büyük bir utanç vesilesidir. Bu utanılacak bir şeydir ya! 30 euroya ne satın alınabilir ki, ne satın alınabilir buradaki gümrük istisnasını kaldırıyorsun? Ama ben iktidara çağrı yapıyorum, tüketici korumanın yolları var. Bakınız burada doğrudan marka ismi vermekten de çekinmeyeceğim: Columbia Delta Ridge Mont diye bir mont Columbia'nın mağazasında, internet sitesinde değil, 150 dolara yani 6.450 liraya satılırken Türkiye mağazasının satış fiyatı 17.999 liradır, tam 3 kattır. Eğer kamu otoritesi bir şekilde gücünü ve iradesini kullanacaksa tüketiciyi korumak için kullanmalıdır yoksa ithalat kartellerini koruyacak yönde alınacak tedbirlerle bunu sağlayamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Mikrofonunuzu son kez açıyorum.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tamamladım.
Teşekkür ediyorum.