| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 43 |
| Tarih: | 06.01.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hukuk yoksa zorbalık vardır. Biz, Venezuela'da bir zorbalığa tanıklık ettik çünkü uluslararası hukuk yoktu, hukuk yoktu, hukukun olmadığı yerde de bu sahneyi hep beraber izledik. Peki, hukuk adına bir ses çıkarma, bir itiraz etme hâli var mı? Yok, olmadı çünkü herkes kendine dokunmayan kötülüğün bin yaşamasını istiyor, herkes o hukuksuzluktan kendi nasibine düşenle aslında iktidarını devam ettirmek istiyor. Evet, emperyal bir zorbalık ama bu emperyal zorbalığı besleyen kapitalist ulus devletlerin otoriter rejimleri var. Dolayısıyla, sistem kendini bu şekilde yeniden yeniden üretiyor. Tabii, bu sistem kendini böyle ürettikçe de bunun mağduriyetini, bu zorbalığın yaratmış olduğu tahribatı da halklar yaşıyor, toplumlar yaşıyor, insanlar yaşıyor, Venezuela halkı yaşıyor, dünyadaki bütün halklar yaşıyor. Topyekûn bu zorbalığa karşı çıkmamız lazım; bunun yolu hukuku savunmaktan geçiyor, evrensel hukuku savunmaktan geçiyor. O yüzden de her yerde hukukun hâkimiyetini, hukukun üstünlüğünü savunmak zorundayız. Tabii, bunu yapamadığımız zaman karşımıza otoriter rejimler, onların dayattığı sistemler ve onların üzerinde kendisini var etmiş bu emperyal düzeni maalesef yaşamak zorunda kalıyoruz.
"Hukuk" deyince, hukuku her yerde savunmak lazım. Mesela, buraya çok yakın olan Ankara Adliyesinde de gidip hukuku savunmak lazım, evrensel hukuku savunmak lazım çünkü orada, istinaf mahkemesinde uluslararası hukukun kararını çiğneyen bir mahkeme var, Demirtaş kararı orada. Buradan Venezuela'daki hukuku savunmak ne kadar meşruysa Ankara'daki İstinaf Mahkemesi karşısında Demirtaş kararını savunmak da o kadar meşru olmalı. İşte o zaman sahici olursunuz, işte o zaman samimi olursunuz, işte o zaman sizin sözünüzün bir kıymeti olur. Demirtaş kararını hâlâ hayata geçirmeyen bu istinaf mahkemesinin yaptığı nedir? Hukuk mudur? Hayır, zorbalıktır. O zorbalığa karşı çıkmadığınız sürece aslında dünyada hiçbir yerde sesinizin duyulma şansı yoktur. Biz bunu söylerken âdeta hukuku savunanlarla, adaleti savunanlarla dalga geçer gibi bugün yine Selahattin Demirtaş'a ceza verildi. Sevgili Selahattin Demirtaş on yıl önce bir konuşma yapmış, adaleti savunmuş, eleştirilerde bulunmuş ve bu konuşmasından dolayı, eleştiride bulunduğu için, bu siyasi konuşmasından dolayı bugün bir kez daha kendisine ceza verildi. Biz bu cezayı kabul etmiyoruz. Biz siyaseti yargı eliyle, yargı sopasıyla dizayn eden bu zihniyeti kabul etmiyoruz. Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere bütün arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten bugün küresel sistem büyük bir adaletsizlik girdabı içinde. Etrafımıza baktığımızda bunu görüyoruz. İşte, İran'a dönüp bakalım. İran'da günlerdir yüz binlerce insan sokaklarda, rejime karşı adalet arayışında, ekmek arayışında, özgürlük arayışında, tıpkı 2022 yılında Mahsa Jina Amini'nin yapmış olduğu eylemlerde dile getirdiği gibi hâlâ devam ediyor adalet arayışı. "..."(*) diye yükselen o ses bugün hâlâ aynı kararlılıkla mücadelesine devam ediyor. Bu bir hukuk arayışıdır, bu bir adalet arayışıdır. Buna sessiz kalınabilir mi? Orada onlarca Kürt bir hafta içinde katledildi ama biz dedik ya "O kötülük onların kötülüğü, bu kötülük bizim kötülüğümüz." Dolayısıyla kötülüklerden beslenen bir dünya sistemine karşı ya hep beraber ses çıkaracağız ya da o kötülüklerin gelip bizi de bu şekilde yok etmesine seyirci kalacağız.
Bir başka hukuksuzluk örneği Suriye'de yaşanıyor. Evet, Suriye çok zor yıllar geride bıraktı. O zor yılların en önemli müsebbibi kimdi? Esat rejimiydi. Hep beraber Esad rejimine karşı çıktık. Neden? Bir tek adam rejimiydi; halkların, toplumun, orada yaşayan insanların hukukunu yok sayan bir zihniyetti, devrildi gitti. Biz, Suriye halkları birlikte demokratik bir Suriye'yi inşa etsin diye çabalamak yerine bir tek adam rejimini savunur olduk. Bu kabul edilemez bir şey. Bütün bunların nedeni nedir? Aslında bir dış politika eksikliğidir, bir dış politika yoksunluğudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Türkiye'nin bir dış politikası var mı? İşte Venezuela, işte İran, işte Suriye, işte Ukrayna. Dünyanın neresine giderseniz gidin "Türkiye'nin dış politikası nedir?" diye sorduğunuzda... Bütün bu olan bitenlerin içinde bir tane dış politika ilkesi var Türkiye'nin: "Kürt, annesini görmesin." Stratejisi bu, başka bir stratejisi yok. Suriye'ye bakarken, İran'a bakarken, dünyaya bakarken yegâne stratejisi hâlâ bu olan bir anlayış kabul edilebilir mi? Oysa etrafımızda bunca risk varken, işte İsrail faktörü, işte emperyal düzenin, o zorbaların Orta Doğu paylaşım düzeni bu kadar riskleri büyütürken biz ittifakımızı, kardeşliğimizi güçlendirmek yerine hâlâ savaştan, hâlâ eski kodlardan bahsetmeye devam ediyoruz. Bu bizim için en büyük risktir. Biz önümüzdeki yılın dış politikasını üretirken artık Kürtlerle beraber Suriye'de de, dünyanın her yerinde de güçlü bir ittifak, güçlü bir kardeşlik zemini üzerinde bu politikayı var etmeliyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, adaletten bu kadar bahsedince cezaevlerine de bir kez daha değinmek istiyoruz. Sürekli burada bu konuyu dile getiriyoruz ama ne Adalet Bakanlığı bizi duyuyor ne iktidar bizi duyuyor. Cezaevlerindeki durum artık çok ciddi boyutlardadır. Bakın, birkaç tane örnek vereceğim. İdari gözlem kurullarının yaratmış olduğu aslında paralel yargı sisteminden bahsedeceğim size. Evet, paralel yargı sistemidir. Bakın, Bolu F Tipi Cezaevinde Nurettin Ataman, otuz yıldır cezaevinde infazı sekiz kez yakılıyor; sekiz kez otuz yıldan sonra. Bu hangi adalet anlayışına sığar, bu hangi vicdana sığar? Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi, otuz bir yıldır tutsak Hacı Haykır, infazı yine yakılmış, nedeni belli değil. Sincan Kadın Cezaevinde kalan 11 kadın mahpusun infazları sürekli yakılıyor, hiçbir açıklama yok. Sadece paralel bir yargılama yapılıyor ve "Pişman mısın?" sorusu, bu kadar ve yeniden, yeniden infazları yakılıyor. Mesela, cezaevinde Selçuk Kozağaçlı'nın, Sevgili Selçuk'un tahliyesine izin verilmiyor, infazı yakılıyor. Ne diyorlar biliyor musunuz? "Toplumla bütünleşecek durumda değil." Selçuk Kozağaçlı'nın toplumla nasıl bütünleştiğini öğrenmek istiyorsanız gidin Soma'ya bakın. İşte bu gerekçelerle insanların infazı yakılıyor. Saymakla bitmez, bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Hasta tutsaklar... Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada sürekli dile getirdik, hasta tutsaklar konusunda mutlaka inisiyatif almamız gerekiyor. Bu konuda bir düzenleme yapmamız gerekiyor fakat maalesef hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor. İşte, Mehmet Emin Çam...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Mehmet Emin Çam, değnekle, destekle, bastonla yürüyemiyor ama cezaevinde.
Tayfun Kahraman, MS hastası, bir an önce bırakılması lazım, bırakılmıyor.
Şaban Kaygusuz, bir kolu, bir bacağı yok, tek başına bir hücrede yaşam mücadelesi veriyor. Bunları say say bitmiyor fakat biz burada saydıkça sanki bizim bu söylediklerimizi dikkate alıp buna uygun adım atmak yerine, âdeta "Neden söyledik?" diye bu hasta mahpuslara işkence, bu tutsaklara işkence artıyor.
Bakın, Burhan Şık'tan bahsetmek istiyorum size Sincan'da, vakanın ne hâle geldiğini, durumun ne hâle geldiğini anlatmak için. Hücresine giriyorlar, diyorlar ki Burhan Şık'a "Çöpünü çıkar." Burhan Şık da diyor ki: "Çöp yok." Odasında çöp yok. "Vay, niye çöp yok." diye omzunu kırıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son kez açıyorum.
Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Evet, omzunu kırıyorlar, 4 gardiyan birden Burhan Şık'ı darp ediyor ve omzunu kırıyorlar.
Şimdi, durum bu. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız ve biz adalet, hukuk, bunlardan bahsediyoruz. Eğer bu söylediklerimizin bir anlamı olsun istiyorsak gerçekten bütün bu adaletsizliklere son vermemiz gerekiyor.
Tabii "adaletsizlik" deyince adaletsizliğin bir kolu da kayyumlar. Kayyumlar hâlâ hayatta ve kayyum uygulamalarına baktığımızda âdeta halkın iradesini yok sayan bir anlayışla yine Kürt'e, Kürtçeye yönelik düşmani tutumlarını devam ettiriyorlar.
Bir örnekle bitiriyorum Sayın Başkan: Van'da bir anaokulunun adı “…”(*) “…”(*) kelebek demek. Bu ismi yasaklayıp tabelayı indiren bir kayyum var orada. Bu kayyumun bir an önce görevden alınmasını ve belediye eş başkanlarımızın görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.
Teşekkür ederim.