| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 42 |
| Tarih: | 24.12.2025 |
MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; oldukça yorulduğumuz bir zaman dilimi içindeyiz, biliyorum. Ben de çok teknik bir konuşmaya girerek aslında sizi daha da yormak istemiyorum.
Genel değerlendirmelerle bu maddedeki kanaatlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Mesela, bir ülkede sosyal yardımların her yıl artmış olması, artıyor olması, her yıl sosyal yardım talebinde bulunan insanların daha fazlalaşması bir ülke için başarı mıdır veya biz o ülkeye sosyal yardımları artırdığı için sosyal devlet diyebilir miyiz? Baktığınız açıya göre değişir. Şayet sadece düz mantıkla, madalyonun tek yönüyle bakıyorsanız doğru, sosyal devlet olarak tanımlarsınız ama diğer boyutuyla baktığınızda yani "Nasıl oluyor da her yıl yardıma muhtaç olanların sayısı artıyor, burada bir problem yok mu?" sorusunu sorarsanız işte orada doğru bir bakış açısına ulaşmış olursunuz. Veya her yıl kömür yardımı alanların sayısı arttığında "Biz çok büyük bir iktidarız, her yıl kömür yardımını artırıyoruz." dersiniz ama "Neden bu sayı artıyor, niçin insanlar kendi ayakları üzerinde duramıyor?" sorusunun cevabını veremezseniz yine sosyal devlet olamazsınız. Veya şöyle: 8 milyon üniversite öğrencimiz var; "Çocuklarımızın her birisini üniversite diplomalı yapıyoruz." diye bir propagandayla beraber bunu ortaya koyarsınız ama sonrasında bu çocukların diplomalı işsiz olmasına sebep olursanız onların üniversite okumasının bir anlamı kalmaz. Bu örnekleri niye veriyorum biliyor musunuz? Büyük adalet saraylarınız olabilir, hatta adalet saraylarınızın önünde Avrupa'nın en büyüğü sıfatını taşıyan saraylar da olabilir ama eğer içinde adaletle ilgili endişeler varsa, adaletin sorgulandığına dair kanaatler varsa o yaptığınız adalet saraylarının, büyük büyük binaların adalete hizmet etmediğini biliniz. Ayrıca, on birinci yargı paketi, yine geçen sene bu zamanlarda onuncu yargı paketi, dokuzuncu yargı paketi, hepsini konuştuk. Yani birçok arkadaşımız o gün yaptığı değerlendirmede bunun aslında sonuca katkısı olmayacağını söylemişti. Bugün de aynı değerlendirmeyi yapan arkadaşlar var. Yargı paketi adedinin artmış olması, son tahlilde, yine arkadaşlar, adaletin tesis edilmesi anlamına gelmiyor. Bakın, burada, bütçe zamanında da değerlendirmeler yapıldı. O değerlendirmelerde hapishane sayısının artmış olmasına, mahkûm sayılarının artmış olmasına atıflar yapıldı. Ben de birkaç istatistiki sizlerle paylaşmak istiyorum. Mesela Brezilya'da mahkûm sayısı 910 bin civarında, nüfus 219 milyon yani 100 bin kişiye düşen mahkûm sayısı 416. İngiltere'de nüfus 60 milyon, 100 bin kişiye 134 mahkûm düşüyor, Almanya'da 100 bin kişiye 71 mahkûm düşüyor, Belçika'da 100 bin kişiye 113 mahkûm düşüyor. Şimdi, dikkat buyurun, Türkiye'de 100 bin kişiye 505 mahkûm düşüyor arkadaşlar. Bu kadar yargı paketine rağmen, şayet biz, hâlâ hapishane sayılarını artırmakla, hatta hapishane yapılamayan illere işte yapıldığında oralardaki milletvekilleri tarafından bir yatırım gibi lanse edilmesinin eğer içine koyduğumuz insanların, mahkûmların sayısı artıyorsa biz bu adalete maalesef "tamamlayıcı bir adalet" diyemeyiz.
Tabii, adaletin birçok boyutu var ama en önemli boyutu değerli arkadaşlar, adalet ve ahlak arasındaki ilişkidir. Adalet ve ahlak arasındaki ilişkiyi doğru kuramadığımız takdirde toplumsal barışımızı, iç huzurumuzu, insanlarımız arasındaki iletişimi, kamplaşmayı ortadan kaldırmadığımız müddetçe ve eğer bir başkasının, ötekinin karşı karşıya kaldığı risk karşısında, adaletsizlik karşısında onun yanında duramadığımız müddetçe ve her daim insanları birbirinden farklı görmeye başlayıp sonrasında onun sıkıntılarını kendi sıkıntımız gibi kabul etmediğimiz takdirde adalete olan güven hiçbir zaman tesis edilmeyecek, adil olmak, emin olmak, geleceğe güvenle bakabilmek, insanlar arasında huzuru tesis edebilmek ancak adalet ve ahlak arasındaki sağlıklı ilişkiyle mümkün olur diyor, sizleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)