| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 23.12.2025 |
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Ben konuşmamda yarın görüşülecek olan teklifin 21'inci maddesiyle ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum, belki yarın konuşmaya fırsat bulamayız. Teklifin 21'inci maddesiyle, Türk Ceza Kanunu'nun 223'üncü maddesinde düzenlenen suçun adı ve içeriği değiştiriliyor. "Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması" şeklinde olan suç adı "hareketin engellenmesi" ifadesinin ilavesiyle "ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkonulması" şekline dönüştürülüyor. Madde metninden de "cebir veya tehdit kullanarak" ibaresi çıkarılıp öngörülen cezalar artırılıyor. Bu düzenlemenin yapılma sebebi gerekçede "Son dönemde trafikte çıkan tartışmalar ve akabinde ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesine veya durmasına neden olan eylemler hem trafik güvenliğini tehlikeye sokmakta hem de kişilerin yaralanmasına, hatta ölümüne sebebiyet verebilmektedir." denilerek açıklanmaya çalışılıyor ancak bu işin özünü ve asıl sebebini açıklamaktan uzak bir gerekçe. Aslında burada yapılmak istenen şey, protesto amaçlı eylemlerin cezasız kaldığı veya caydırıcı bir müdahaleyle önlenemediği inancıyla bir düzenleme getirerek halkın demokratik protesto ve barışçıl gösteri yapmasını önlemek. Gerekçedeki ifade ise AKP'nin hazırladığı zehre kapladığı şeker; AKP yıllarca hep böyle yaptı ve yapıyor. Hazırladığı dışı şeker, içi zehir hapı tüm toplum yutsun istiyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Ben Komisyon görüşmelerinde ve başlayıp yarım bıraktığımız Karayolları Trafik Kanunu'nda da bu konu üzerinde ısrarla durdum. Orada kara yollarına çıkan, konvoy oluşturan araçlarla ilgili cezaların artırılması noktasındaki düzenlemeyle ilgili de ısrarla bunu ifade ettim, Yozgat çiftçilerini örnek vererek ifade ettim. Bu yapılan demokrasiye sığmaz, hukuka da ceza adaleti anlayışına da sığmaz. AKP sıcak sulara alışmış herkes aynısını yapsın istiyor. AKP sokaktan korkuyor, AKP sokağa çıkan vatandaştan korkuyor; Türkiye'yi evinden çıkamaz hâle getirmek istiyor.
Hukukta tepkisel düzenlemelere yer yoktur. Bu düzenlemeler kalıcı olmaz, bir yeri yaparken bir başka yeri bozar; bu anlayıştan vazgeçmek gerekir. Siz bunları yapıyorsunuz ama dünyadaki çeşitli uluslararası endekslere ve raporlamalara göre Türkiye son on yılda özgürlüklerin en çok gerilediği ilk 10 ülke arasında yer almaktadır. Gerileyen özgürlüklerin biri de toplanma hürriyetinin engellenmesidir. İşte, bu maddedeki düzenleme de buna yöneliktir. Bilindiği üzere, Anayasa'mızın 34'üncü maddesi barışçıl gösteri ve toplanma hürriyetini düzenlemektedir. Barışçıl olmak kaydıyla gösteri ve toplanmanın herhangi bir yaptırıma tabi olmadığını ifade etmektedir ama yapılan düzenlemeyle bu hakkın kullanımının, bu anayasal hakkın kullanımının engellenmesi ve cezai müeyyideye bağlanması maalesef söz konusu olacak; niyetin tam da bu olduğunu ifade etmek istiyorum. Türkiye'yi daha çok boğan, sıkan, özgürlüklerini kaybeden bir ülke durumuna sokmamak gerekir, dahası buradan çıkarmak gerekir. Aslında vatandaşların haklarını kullanırken gösterdikleri davranışlar karşısında özgürlükçü bir tutum takınmak gerekir. İlgili maddeye ceza adaleti açısından baktığımız zaman cebir ve şiddetin olduğu yerde suçun cezası bir ve üç yıl iken -basit hâlinden söylüyorum- cebir ve şiddeti kaldırıyorsunuz, cezayı iki yıldan beş yıla yükseltiyorsunuz yani buradaki artış ceza adaleti açısından uygun değil, fahiş bir artıştır.
Buradaki amacın cezanın alt sınırını iki yılın üzerine çıkarmak olduğunu, böyle olunca da suçun hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamasının kapsamı dışına çıkarmak olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla "Vatandaş toplanmasın, bir araya gelmesin, gösteri ve yürüyüşlere katılmasın, korksun." diye getirilmiş bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Bu maddenin geri çekilmesi ya da saydığım çekinceleri bertaraf edecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği açıktır.
Biz her şeyi konuşalım ama AKP yargısına olan güvenin bugün yüzde 20'lere, kimi rakamlara göre yüzde 30'ların altına düştüğünü unutmayalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ünver, lütfen tamamlayın.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - "Yargı reformu" diye getirdiğiniz paketlerin yargıya olan güveni artırıcı, yargıdaki problemleri çözücü hiçbir yönü yoktur. AKP ve Adalet Bakanlığı bile hukuk devletinden, adaletin sağlanmasından umudunu kesmiş durumdadır aslında.
Bütçe sunuşunda Adalet Bakanı bu 32 sayfalık sunuşunun ilk 9 sayfasında hukuktan bahsetmiş, sonrasında hukuktan bahsetmeyi bırakmış, inşaat, tefrişat, ayniyat işlerinden bahsetmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu sunuş bana göre Adalet Bakanlığı açısından ibretliktir; hukuktan, hukuk devleti ilkesinden vazgeçtiğinin belgesidir.
Adliyelerin fiziksel kapasitelerinin artırılması önemlidir ama sadece bunların varlığı adaleti sağlamaz. Adalet saraylarda değil, vicdanlarda doğar. Sorun, vicdanın olup olmadığı ya da vicdanın kimde olduğu veya kimde olmadığıdır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)