| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 23.12.2025 |
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Otuz yıl önceki yasakçı, korkak, ırkçı akıl bugün İstanbul'un Küçükçekmece Kaymakamında yeniden vücut bulmuş. Ne mi yaptı? Çocukluğumuzun hafızası olan Evdilmelik Şexbekir'in kurmuş olduğu Koma Amed'in konserini yasakladı ve buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Evdilmelik'in seslendirdiği "Kulilka Azadi" şarkısı hiçbir yasaklamayla susturulamaz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Koma Amed şarkıları halkların dilinde bir özgürlük çiçeği gibi açmaya devam edecek ve yine unutmayın ki tarihî türküleri yasaklayanlar... Tarih onları yazmayacak; tarih bu türküleri, ezgileri bu yasakçı anlayışa rağmen söyleyenleri yazacak Evdilmelik Şexbekir'i yazdığı gibi.
Arkadaşlar, her fırsatta "ecdadımız, atamız" dediğiniz ve her kanalda adına diziler çektiğiniz Orhan Gazi ne demiş biliyor musunuz? "Adaletin en kötüsü geç tecelli edilenidir." demiş, yine demiş ki: "Sonunda hüküm isabetli olsa da geciken adalet zulümdür." Ben de bugün burada tam dokuz yıldır ve elli gündür geciken zulmün en ağırından bahsederek sözüme başlayacağım. Kim? Selahattin Demirtaş; hakkında 3 Kasımda kesinleşen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire kararının üzerinden tam elli gün geçti, elli gündür soruyoruz, neyi bekliyorsunuz diyoruz. Komisyon aşamasında sorduk, Genel Kurulda sorduk, bütçe görüşmelerinde Adalet Bakanı geldi buraya, yüzüne baka baka sorduk fakat cevap yok. Ne diyorlar? "Yok, mahkeme önünde; yok, istinafta; yok, hâkim geldi; yok, dağa kaçtı; yok, inek yedi." bir türlü bir cevap veremediniz buna siz. Aslında bu kararın uygulanmadığı her gün de sadece sizin değil siyasi itibarınızın da değil bütün ülkenin itibarına siyah bir çentik atılıyor ve bu çentikler biriktikçe de aslında adalet duygusu toplumda biraz daha kopmaya başlıyor ve biz buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Sayın Demirtaş, Sayın Yüksekdağ ve Kobani kumpas davasında tutsak bulunan arkadaşlarımız derhâl serbest bırakılmalıdır diyoruz.
Değerli arkadaşlar, halk soruyor, diyor ki: "Neden Türkiye pasaportunun değeri yok? Neden önceden rahatça gittiğimiz ülkeler bugün bize vize vermiyor? Neden Türk lirası her geçen gün değer kaybediyor?" Bunların tek bir sebebi var, o da bu siyasi iktidarın zihniyetinden başka bir şey değil. Siz bu ülkenin en büyük 3'üncü partisinin Eş Genel Başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ'ı yaklaşık on yıldır hukuksuz bir şekilde esir tutarsanız, siz Hatay halkının Vekili olarak seçtiği Can Atalay'ı tutsak tutmaya devam ederseniz, siz ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nu siyasi kumpaslarla tutuklarsanız, yine AİHM kararına rağmen Osman Kavala'yı serbest bırakmazsanız olacağı budur. Bakın, buradan ifade ediyoruz: AİHM kararı tavsiye değildir, Anayasa 90 açıktır, seçmeli değildir, birilerinin keyfîne bakmaz, birilerinin zamanının gelmesine bakmaz, birilerinin ajandasına bakmaz. Bu halk sizden artık kaos istemiyor ya, bu halk sizden artık ne istiyor biliyor musunuz? Çözümler istiyor; bu halk sizden hak ve özgürlüklerin olduğu, demokratik bir toplum ve demokratik bir cumhuriyet istiyor.
Değerli milletvekilleri, halkın isteklerinin altı ayda bir önümüze gelen yargı paketleriyle çözülemediği ortada zaten, görüyoruz. Her fırsatta getiriyorsunuz, dokuz geldi, on geldi, on bir geldi, aha on iki yolda; çözülmüyor, kriz her geçen gün büyüyor ve nereye bakarsak kriz var mı? Var. Adaletsizlik var mı? Var. Her geçen gün ülkede bir hukuk garabeti ortaya çıkıyor mu? Çıkıyor. Bakın, bugün Türkiye hapishanelerin kapasitesi ne kadar olmuş biliyor musunuz? 35 tane ilin nüfusunu geçmiş durumda Türkiye hapishaneleri. Yani siz, bu durumda Türkiye'yi âdeta bir hapishane cumhuriyetine çevirmiş durumdasınız, bunu da çok net bir şekilde de başarıyorsunuz. Bu tabloda insan değil, birer sayı olarak görülen hayatların trajedisi var arkadaşlar. Her mektupta, her telefonda yüreğimiz sızlıyor ya, dilimizde tüy bitti anlatmaktan ama tek bir adım atmıyorsunuz. Eskiden kaba dayak işkence vardı, şimdi ise inceltilmiş, kurumsallaştırılmış bir işkence var bu ülkede. Mahpusları hastaneye götürmeyerek, pis, kirli yataklarda yatırtarak, üst üste yataklara koyarak, insanlık onuruna aykırı koşullarda tutarak, sistematik hâle getirmiş olduğunuz bir işkence var bu ülkede.
Yine, idari gözlem kurulları... Kendilerini Bolu Beyi sanıyorlar maşallah, her biri bir yerden ferman veriyor. Bakın, yasanın verdiği haklar var mı? Var. Gasbediyorlar mı? Dik âlâsı gasbediyorlar. Yine istediğine "Sen geç." diyorlar, istediğine diyor ki: "Vallahi kusura bakma, sen kalmaya devam edeceksin." Ağız içi arama var mı? Var. İnkâr ettiğiniz çıplak arama var mı? Var. Yine kelepçeli muayeneler devam ediyor mu? Devam ediyor. Saatlerce ringler içerisinde insanları tutuyorsunuz ve sonra gelip diyorsunuz ki: "Türkiye'de işkence yok." Külahımıza anlatın bunu ya! Kim inanır ya buna? Bu işkencenin dik âlâsıdır vallahi. Hiç kusura bakmayın. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
Ve tablo o kadar vahim ki ülkenin sil baştan bütünlüklü bir infaz yasasına ihtiyacı var. Hak ve özgürlükleri, adil yargılamayı koruyan ceza hukukuna ihtiyacı var.
Gelgelelim, adına "yargı paketi" dediğiniz ama bize göre çürümüş bir binaya sürülen sıvadan başka bir şey olmayan pakete. Niye mi? Çünkü altındaki çatlakları, adaletsizlikleri düzeltmediğiniz sürece bu paket de hiçbir işe yaramayacak. Bakın, arkadaşlar, 27'nci maddede sözde Covid düzenlemesi getirilmiş ve yıllardır bu kürsüden söyledik, Covid düzenlemesini bir an önce getirin dedik. Getirdiniz ama ne yaptınız? Ayrımcı olarak getirdiniz. Getirdiniz, ne yaptınız? Eşitliksiz bir şekilde getirdiniz. Nasıl peki bunu kabul edeceğiz arkadaşlar? Binlerce insanın, milyonlarca insanın beklediği bir şey. Ayrımcılık yapıyorsunuz. "Hayır, ben burada örgütlü suçları dâhil etmem." diyorsunuz. Daha önce beş yıl yaptığımızı şu an "Hayır, kusura bakmayın, üç yıl yapıyorum." diyorsunuz. Yani keyfînize kalmış, istediğiniz şekilde yönettiğiniz bir şey var. Defalarca ifade ettik, Komisyonda söyledik, burada söyledik ama hâlen yol almamaya devam ediyorsunuz.
Yine, değerli arkadaşlar, bu pakette ne var? 2911 yetmiyor sanki bu ülkeye bir de "Toplantı ve yürüyüş yapılmasını nasıl engelleriz." denerek tuzaklı kanun maddeleri var. Bant daratlma var. "İçerik kaldırma." deyip ifade özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına ket vuran yasalar var.
Yine, sanki memleketin dört bir tarafına mantar gibi hukuk fakültelerini açan siz değilmişsiniz gibi, bir de avukatlara disiplin cezalarıyla daha da ağırlaştıran daha da zor duruma düşüren düzenlemeler var.
Yine, en büyük mağduriyet yaşanılan dosyalardan biri TCK 158. Bakın, kördüğüme dönüşmüş durumda. Komisyonda Bakan Yardımcısına uzun uzun ifade ettik, şu an kendisi burada değil, anlattık bütün mağduriyetleri. Bakın, TCK 158 mağdurlarının birçoğu gençler ve asıl suçun failleri hiçbir şekilde yargılanmıyorken TCK 158 mağdurları ısrarlı bir şekilde bu suçun faili olarak kalmaya devam ediyor. Söyledik "Yapacağız." diyorsunuz fakat çözüm oldu mu? Maalesef ki olmadı. Kanun teklifi verdik TCK 158'le ilgili "Uzlaşma kapsamına alın." dedik fakat ne yaptınız? Hiçbir şey yapmadınız buna dair.
Evet, değerli arkadaşlar, rahmetli Demirel'in şöyle bir sözü var: "Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmazmış." Siz de resmen şu an meseleleri bizim mesele etmememizi istiyorsunuz ama biz ne pahasına olursa olsun meseleleri mesele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Halkın adalet beklentisi, insanlık onuruna yakışır yasalar yapmanız, eşitlikçi ve özgürlükçü yasalar yapmanız için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.
Peki, bu meselenin çözümü nedir? Sizin "Mesele etmeyin." dediğiniz meselelerinin çözümü... Çözüm; onurlu bir barıştır, barış yasalarını yapmaktır. Peki, nedir bu yasalar? Yıllardır kangren olmuş sorunların yasal zeminde, diyalogla, hukukla, müzakereyle çözülmesini istiyoruz burada ve her fırsatta da ifade ediyoruz. Sonra dönüp "E, ne yani şimdi bu ülkenin tek sorunu Kürt meselesi mi? Kürt meselesi çözülürse bu ülkeye demokrasi mi gelecek?" diye söylenip duruyorsunuz. Tersten soralım o zaman biz de size bu ülkede milyonlarca insanın dilini, kültürünü, kimliğini, özgürlüğünü tanımadığınız sürece bu ülkeye demokrasi gelmez arkadaşlar. Yüz yıldır gelmedi, çözüm olmadı, yüz yıldır önümüzde bu sorun ve şu an tam da aslında bu haksızlıkların, adaletsizliklerin giderilmesi zamanıdır ve biz buradan bir kez daha bunu ifade ediyoruz. Artık acılar haber olmasın arkadaşlar, artık acılar haber olmasın diye barış yasa olsun diyoruz.
Yine, değerli arkadaşlar, yeni bir yılın eşiğindeyiz ve yalnızca yeni bir yıl değil, yeni bir dönemin de eşiğinde olduğumuzun farkına varmamız gerekiyor ve bu eşiğe yakışan yasalar ve politikalar yapmamız gerekir. Gelin, bu ülkenin çocuklarına bu dönemi anlatırken kimlerin daha çok hapse atıldığını anlatmayalım. Ne yapalım? Kimin bu ülkeyi daha çok kardeş kıldığını anlatacak bir tarih yazalım, birlikte ve ortak kurduğumuz geleceği miras bırakalım. Silahların sustuğu, yasaların yapıldığı, anaların ağlamadığı bir coğrafya hayal değil, yeter ki cesaret edin. Gelin, saatlerimizi barışa kuralım, hep birlikte bir ağızdan demokratik cumhuriyet için ondan geriye sayalım diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışylar)