GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:41
Tarih:23.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün, Antep'imizin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü. Yavuz Bülent Bakiler'in şiiriyle başlamak isterim konuşmama: "Ben Antepliyim, Şahin'im ağam / Mavzer omzuma yük / Ben yumruklarımla dövüşeceğim / Yumruklarım memleket kadar büyük."

İkinci olarak da Türkiye'de bir terörsüz Türkiye dönemi başladı. Elbetteki herkes terörsüz Türkiye özlemi içerisinde, hiç kimse eline silah alarak dağlara çıkmasın. Bu ülkenin çocukları aynı zamanda başka vatandaşlara, kendi insanlarına karşı silah kullanmasın. Devlet içerisinde bazıları da devletin imkânlarını kullanarak yine aynı şekilde yanlışlıklar yapmasın. Bununla ilgili olarak şunu söylemek isterim değerli arkadaşlar: Son zamanlarda stadyumlarımızda bazı sloganlar atılıyor, bazı tezahüratlar yapılıyor. Bakın, yıllardır Türkiye bir terör belasıyla uğraşıyor, kırk bir senedir uğraşıyor ve 50 bin kişiye mal oldu, 2 trilyon dolarımıza mal oldu, yaklaşık 16-17 bin civarında polisimiz, askerimiz, öğretmenimiz şehit oldular, o bölgedeki sivil vatandaşlarımız dâhil, çocuklar dâhil. Aynı zamanda infaz edilenler var hem terör örgütü tarafından hem bazı nedenlerle başkaları tarafından. O nedenle ben... Bu terör örgütü Türkiye'de Kürtler ile Türklerin kavga etmesine sebebiyet teşkil edemedi efendim. Her türlü mücadeleye rağmen, her türlü terör faaliyetine rağmen, her türlü ayrılık diline rağmen bunu başaramadılar, zaman zaman başkalarının yapmış olduğu hatalar da vardı. Ama bu stadyumlardaki söylemlere hepimiz dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Neden diyeceğiz? Ben yıllar önce, belki hatırlarsınız, Aysel Tuğluk'un annesi vefat etmişti ve Ankara Gölbaşı'na gömülecekti. Ben milliyetçi bir gelenekten geliyorum, yıllarca hapishanelerde kaldım, Muhsin Yazıcıoğlu'yla beraber siyaset yaptım yıllarca ve o zaman Aysel Tuğluk'un annesiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Aysel Tuğluk'un annesi Türkiye'de her yere gömülür demiştim. Evet, her yere gömülür arkadaşlar, suçların şahsiliği prensibi vardır. Herhangi birisinin yapmış olduğu bir suç varsa veya onun fikirlerine katılmıyorsanız "Bu fikirlere katılmadık." diyerek onun ailesinden intikam almaya gerek yok. Bu ne insanlığa ne İslama ne de bir Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarına yakış, yakışmaz değerli arkadaşlarım.

O zaman da yazmıştım ve kendisi de avukatı kanalıyla bana haber göndermişti, FOX TV'deydim ve orada da Aysel Tuğluk "Selçuk Bey'in yazısı acılarımı dindirdi." demişti. Şimdi Leyla Zana üzerinden de bu tür kötü sözler... Bir, biz Müslümanız, Müslüman birbirine kötü söz söylemez efendim. İki, birbirlerine karşı küfür etmez, hakaret etmez. Üçüncü olarak da yeni bir süreç başlıyor, bu süreçle ilgili olarak da bu süreci baltalamaya hiçbirimizin hakkı yok. Elbette ki acılarımız var, bu acıları mutlaka ki dindirmemiz gerekiyor; elbette ki şehitlerimiz var. Bu ülkenin çocukları aynı zamanda dağlara çıktılar, burada da sebep sonuç ilişkisini birlikte değerlendirmemiz gerekiyor; sadece sebeplere tutunmak veya sadece sonuçlara tutunmak doğru değildir. O nedenle ben bunu takbih ediyorum. Herkesi itidale davet ediyorum, sağduyuya davet ediyorum çünkü Türkiye çok değerli bir ülke, bu değerli ülkenin mutlaka barışa, mutlaka ki kardeşliğe, mutlaka demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ihtiyacı var. O nedenle, herkesi bir kez daha itidale davet ediyorum. Lütfen, acılar üzerinden yeni acılara, yeni yaralara sebebiyet teşkil etmeyelim.

Bir Tunceli milletvekili burada milletvekilliği yaptı, şunu söylemişti bir gün: "Annem ölmek üzereydi, Dersim olaylarını konuşuyorduk annemle, annem dedi ki: 'Oğlum yaralar kabuk bağlıyor, o yaraları bir daha açma, o kabuğu açmayın olur mu.'" ifadesini kullanmıştı. O nedenle, tarihçiler kendilerine göre yorumlarlar aynen körün fili tarif ettiği gibi, kimisi "Fil bir boynuzdur." diyebilir, kimisi "Hortum." diyebilir. Ben bir kez daha söylüyorum ki Türkiye'nin bir itidale ihtiyacı var, bu itidali de beraber yapmamız gerekiyor.

Asgari ücret 28.075 lira oldu ve asgari ücretle ilgili olarak herkes kabadayılık yapıyor. Ya, bu kabadayılığı iş adamları yapıyor arkadaşlar, amiyane tabirle söylüyorum, iş adamları veriyor bu parayı yani Hükûmetin cebinden bir kuruş para çıkmıyor ki. 28.075 lirayı kim verecek? Bu küçük esnaf verecek, dışarıda çalışan çocuklar kimin yanında çalışıyorsa, gençler kimin yanında çalışıyorsa onlar verecekler. Biz şunu istiyoruz Hükûmetten: Bakın, burada aynı zamanda İşsizlik Fonu var biliyorsunuz, bunun yüzde 15'inden bu asgari ücretten faydalananlar istifade ediyor, yüzde 85'ini tekrar yeniden işverenler üzerinden istihdama katkıda bulunsun diyerek yaptığınız gözüküyor, o nedenle, bunu tekrar sağlıklı düşünmeniz gerekiyor. Aynı zamanda vergiler var, hatta bu asgari ücretten Hükûmet vergiler de alıyor, çok ciddi vergiler alıyor. Bu vergilerle ilgili olarak da tekrar yeniden bu vergileri yüzde 50 oranında işverenin üzerinden azaltmak için çaba sarf etmeniz gerekir diye düşünüyorum.

Elimize bir metin var arkadaşlar, "Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" adını taşıyor ancak içeriğine baktığımızda karşımızda bir hukuk metni değil, bir yamalı bohça, âdeta sorumluluktan kaçış belgesi görüyoruz. Biz muhalefet olarak bir yıl önce, 17 Aralık 2024 tarihinde bir kanun teklifi vermiştik, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da değişiklik yapılsın demiştik, derdimiz şuydu: Aynı tarihte aynı suçu işlemiş, aynı cezayı almış iki insanı düşünün, yamalı bohça mesabesindeki İnfaz Kanunu'muz ve ceza hukukumuzdaki farklı uygulamalar nedeniyle bir vatandaşımız özgürlüğüne kavuşurken diğeri demir parmaklıklar ardında kalmaya devam ediyor. Bakın, suçları konuşmuyorum, bütün suçlara karşıyız. O nedenle, bu suçlar üzerinden "Efendim, şu suç şöyleydi, bu suç böyleydi. Bu, kamuda çok daha fazla infial yaratıyor, bu suç ise daha az infial yaratıyor." diye bakmak doğru değil, adalet ve eşitlik üzerinden bakmakta fayda var. Bu, hukuk devleti ilkesinin tabutuna çakılan son çivi değil de nedir? Peki, ne oldu o teklifimize? Tam bir yıldır Adalet Komisyonunun tozlu raflarında bekletiliyor. Biraz önce bir milletvekili arkadaşımızın kanun teklifi aşağı inmişti, onunla ilgili konuştu, doğru şeyler söyledi. Yine, aynı şekilde bu kanunla ilgiliydi, 31 Temmuz Covid yasasıyla, infaz yasasıyla ilgiliydi; herkes ret oyu verdi ama biraz sonra bununla ilgili uzlaşma yapacağız. Bakın, işte bu da sağlıklı bir demokrasinin olmadığını gösteriyor, hür düşünmediğimizi gösteriyor, parti taassubu içinde olduğumuzu gösteriyor ama biraz sonra anlaştığımız zaman -arkada görüşüyor, uzmanlar çalışıyorlar, bizler de çalıştık Grup Başkan Vekilleri olarak- hem depremdeki bu müteahhitlerin yapmış olduğu usulsüzlüklere karşı, kanunsuzluklara karşı, keyfîliklere karşı hem de aynı zamanda 31 Temmuz Covid infaz yasasındaki çelişkiler nedeniyle mağdur olan kısımlarla ilgili, daraltılan kısımla ilgili veya o zamanki daraltılmayan kısımla ilgili biraz sonra da büyük bir ihtimalle anlaşma sağlanacak ve bu kanun uzlaşmayla çıkacak. Keşke o kanun teklifine de "evet" oyu vermiş olsaydık da arkadaşlarımızla beraber onu da değerlendirmiş olsaydık.

Değerli arkadaşlar, tam bir yıldır Adalet Komisyonunun tozlu raflarından inmedi demiştim. Buradan iktidar sıralarına sesleniyorum: Muhalefetin yani bizim samimi, ihya edeceği, inşa edici muhalefet anlayışımıza da lütfen kulak verin diyorum. Ben uzun yıllar hapishanelerde kalmış bir arkadaşınızım. Dolayısıyla özgürlüğün ne denli kıymetli bir nimet olduğunu en iyi bilenlerdenim. Hani Nasrettin Hoca damdan düşmüş de demişler ki: "Sana doktor getirelim." "Yok, damdan düşeni getirin." diyerek... Damdan düşenler bilir bu adaletsizliğin ne demek olduğunu, hukuksuzluğun ne demek olduğunu, hürriyetsizliğin ne demek olduğunu; o nedenle herkesi bir kez daha bu kanun üzerinde kafa yormaya davet ediyorum.

Bakınız, tartıştığımız bu teklifle tam 12 farklı kanunda düzenleme yapılıyor. Modern hukuk dünyasında "torba yasa" denilen bu yöntem yasama kalitesinin âdeta katilidir. Etki analizi yapılmadan bu kanun huzura getirilmiştir ve bu kanun içerisinde ne vardır söyleyeyim size: Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nu sıkıştırmıştınız araya, şimdi o çıkartılıyor, 28'inci madde çıkartılacak. Bunu ayrıca değerlendiririz ki bu Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonunun Başkanı bile "Benim de yeni haberim oldu." demiş Plan ve Bütçe Komisyonunda. O nedenle, lütfen, paydaşlarla da görüşerek kanunları sağlıklı yapmanızı tavsiye ediyorum. Adaleti esnafın siciliyle, genel sağlık sigortası primiyle aynı kefeye koyan bir zihniyet adaletin ruhunu kavrayamamış demektir. Biz burada neyi oyluyoruz? Yargı reformunu mu, yoksa idari borç yapılandırmasını mı?

Şimdi, 31 Temmuz Covid yasası vardı biliyorsunuz. Bununla ilgili olarak da arkadaşlarımız ta bu yasa çıktığından beri konuşuyor. Biz milletvekilleri iki buçuk yıldır konuşuyoruz, diyoruz ki: Bakın, aynı suç, tarih aynı ama birileri çıkmış, infazları bitmiş, cezalarını almışlar, birilerinin dosyaları henüz tamamlanmadığı için veya istinafa gittiği için veya Yargıtaya gittiği için de bunlar faydalanamamış. Şöyle demiştiniz bize -hatırlarsanız eğer- bu Meclis tatile çıkmadan önce: "Bu ekim ayında Meclis açılır açılmaz yapacağız, bu işi düzenleyeceğiz." Ya, dağ fare doğurdu diyeceğim, dağ fare de doğurmadı ve şimdi aynı şekilde, bazı suçlar bugün daraltılırken, o gün daraltılmamış, şimdi onlar çıkmışlar. Şimdi, bazı suçlar da burada daraltılmış oluyor. Burada da bir çelişki var, burada da bir hukuksuzluk var, burada da bir keyfîlik var. O nedenle bunun da düzeltilmesi gerekmektedir. Mağduriyetler görmezden gelinerek adalet tesis edilemez değerli arkadaşlarım.

TCK 158 var biliyorsunuz. Nedir bu? Birilerinin sizin banka kartınızı kullanması veya IBAN'ınızı kullanılması sonucunda... Elbette ki çeteler vardır, bu konuyu istismar edenler vardır. Şimdi, ne yapıyor bankalarla Hükûmet? Hep beraber bu ATM'lerin önüne ne konuyor? Bir kamera konuyor ve en son kim kullanıyorsa bir cezai müeyyide onlara yapılacak. Peki, öncekiler ne olacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özdağ, lütfen tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Öncekilerle ilgili problem var. Bu TCK 158'le ilgili bir uzlaşma kültürü oluşturulabilir. Bunlarla, bu mağduriyetlerle ilgili olarak da tekrar yeniden bir değerlendirme yapmamız gerekmektedir. Bunları ağır cezadan alıp asli cezaya vermek çözüm değildir değerli arkadaşlarım.

Deprem bölgesini zaten söyledik biliyorsunuz, biraz önce Sayın Grup Başkan Vekili Gülistan Hanım da söyledi. Arkada oturduk, dedik ki: "Bakın, burada depremde bizim insanımız, 75-80 bin kişi öldü. Burada bazı müteahhitler kolonları kesmişler, bazı müteahhitler emsal kararları üzerinden çıkmışlar 5 katlı binayı 10 katlı yapmışlar, buralar yıkılmış ve insanlar ölmüş burada." Hatırlayın, lütfen, bütün insanların, orada 70 kişinin, 100 kişinin aynı apartman içerisinde öldüğünü düşünün lütfen. O nedenle toplumsal sorunlar kelepçeyle değil, adaletle çözülür değerli arkadaşlarım. Daha da vahim olanı bu teklifin Komisyon süreçleridir. Anayasa ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına tali olarak sevk edilen bu madde yığınları maalesef Türkiye'ye huzur getirmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bu on birinci yargı paketi de Türkiye'ye bir huzur getirmeyecek, adalet devletlerin dinidir ama görüyorum ki palyatif tedbirlerle çözüm bulmaya çalışıyorsunuz ve bu palyatif tedbirlerle bir problemi çözerken daha büyük bir problemi kucağımıza bırakıyorsunuz diyor; bu kanun teklifi bu şekilde gelirse, devam ederse, bir uzlaşma kültürü oluşmazsa, uzlaşamazsak "ret" oyu vereceğimizi şimdiden deklare ediyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)