GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:40
Tarih:22.12.2025

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kaz Dağları’nı biliyorsunuz, Kaz Dağları’nda inanılmaz bir ağaç kıyımı yaşandı ve gerçekten orada hem ormana hem ormanda yaşayan canlılara ve su varlıklarına inanılmaz bir kırım gerçekleşti fakat bunu gerçekleştiren TÜMAD Madenciliğe çevre ödülü verilmiş; düşünebiliyor musunuz? Yani bu denli ekolojiye karşı, çevreye karşı zihniyetin açığa çıktığı başka bir şeyi görmek mümkün değil; kara mizah gibi! Hep dile getiriyoruz, gerçekten Türkiye'de ekolojik kriz ciddi boyutlardadır. Bu anlamıyla bu yıkımın önüne geçmek gerekiyor. Tabii, bu yıkımın önüne geçmenin yolu da her şeyden önce bu madencilik anlayışından, bu enerji anlayışından bir an önce çıkmak. Adil bir geçiş programına ihtiyaç olduğunu dile getiriyoruz, bu konuda düşünmemiz gerekirken biz bu yıkım politikalarına, madencilik ve enerji politikalarına devam ediyoruz. Bu ödülü hemen geri alınmalıdır; bu kabul edilebilir bir şey değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DİSK yollarda ve gelirde, vergide adalet, insanca ücret için İstanbul'dan Ankara'ya yürüyor. DİSK bu yürüyüşle "Bu ücret adaletsizliğine, vergi adaletsizliğine artık yeter!" diyor. Gerçekten Türkiye'de çok ciddi bir ücret adaletsizliği var, bu ücret adaletsizliğinin belki de en önemli göstergesi asgari ücret. Asgari ücret konusunda görüşmeler sürüyor, üçüncü, dördüncü turlara kadar uzayacağı söyleniyor.

Biliyorsunuz, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ bu görüşmelerden çekildi fakat bu görüşmelerden çekilmesinin iktidar üzerinde herhangi bir hassasiyet yaratmadığını görüyoruz. Oysa bu kurulda işçilerin temsilcilerinin olmamasını oturup düşünmek gerekiyor çünkü Türkiye'de asgari ücret artık açlık sınırının altında kalıyor ve görüşmelerde de sınır bu; oysa, yoksulluk sınırı 100 bin liraya dayanmış durumda. Dün bütçe görüşmelerinde Sayın Cevdet Yılmaz âdeta bu yoksulluk sınırı hesaplarıyla alay etti; bence alay etmemeli, ciddiye almalı. Türkiye'de göreli yoksulluk meselesindeki, medyan nüfus meselesindeki istatistiklere gerçekten dönüp bakarsa şunu anlayacak ki Türkiye'de çok ciddi bir yoksulluk var ve bu 100 bin lira sınırı da sahici bir hesaptır, doğru bir hesaptır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, bütçe görüşmeleri, evet, yoğundu. Maalesef, bütçenin muhtevası, bütçenin içeriği, kapsadığı alan itibarıyla değil de teknik rakamlara boğulmuş bir sunum izledik. Biz belli gerçekleri, belli hakikatleri dile getirdik ama karşılığında yeterince yanıtlar alamadık. Herkes neyle gelmişse onunla gidiyor; böyle olmaz, birbirimizi dinlememiz lazım, eleştirileri doğru yerden anlayıp yanıtlar üretmemiz gerekiyor.

Bakın, özellikle, yine, dün çok dile getirildi -bugün de deprem mağdurları Meclisteydi, bütün partilerle görüştüler- depremle ilgili karşımıza hep şu mesele çıkıyor, deniyor ki: "90 milyar dolar harcadık." Yahu, harcadınız da babanızın parasını harcamadınız ki; o 90 milyar doları hepimiz, Türkiye halkları finanse etti yani o, bizim vergilerimizle oluştu. Hatırlayın, biz burada ek bütçe yaptık. Büyümeyle çok övünüyorsunuz, doğru; nasıl büyüdünüz? İnşaat sektörüyle. Yani, dolayısıyla, bir şey bağışlamıyorsunuz, yapmanız gerekeni yapıyorsunuz; bu yapmanız gerekenin sonunda övünülecek şeyi görüyorsunuz da eleştirilecek şeyleri neden görmüyorsunuz? Evet, ekonomi inşaat sektörüyle büyüdü. Bu inşaat sektörünü nasıl büyüttünüz? İşte, deprem konutlarıyla. Peki, bu deprem konutları gerçekten problemi çözen bir yerden mi? Hatay'a gittiğimizde, Samandağ'a gittiğimizde bunu göremiyoruz. Tam tersine, deprem mağdurlarını mağdur etmeye devam edecek bir zihniyetin yargı paketlerine yansıdığını görüyoruz ki bunu kabul etmek mümkün değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık meselesini de dile getirdik. Sayın Yılmaz bize yanıt verdi fakat biz ona yanıtımızı veremedik çünkü dün yaşanan hadiseleri biliyorsunuz. O vesileyle, arkasından konuşmak gibi olacak ama eminim o da bu konuşmayı anlayacaktır çünkü bu yanıtı iletmek istiyorum özellikle. Bakın, dedi ki kendisi konuşmalarında: "'Hem hastane yapıyorsunuz hem de hastalar artıyor.' diyorsunuz." Bakın, buradaki çelişkiyi dile getirdik. Yapılarla bazen yapısal sorunları çözmek mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yapı stoklarıyla, yapı artışlarıyla bazen yapısal sorunları çözemezsiniz. Türkiye'de düzenli olarak hasta sayısında bir artış var, bunun nedenlerine inmek gerekiyor. Bunun nedenlerine çözüm getirecek bir sağlık politikasına ihtiyaç var. Piyasacı bir anlayışla bunu çözemediğimizi geçmiş yıllarda gayet iyi öğrendik, biz buna işaret yaptık ve sonrasında dedi ki: "Hem bunu söylüyorsunuz hem hastane istiyorsunuz." Efendim, tabii, hastane istiyoruz. Hastane olmayan yerde hastane istemekten daha doğal bir şey olabilir mi? Muş hastaneye muhtaç ve hastane hakkını istiyor, sağlık hakkını istiyor. Dolayısıyla, sağlık hizmetleri hastanelerde üretilir, olmayan bir yerde zaten sağlık hizmeti olmaz. Dolayısıyla böyle bir mantık çarpıtması üzerinden yanıt vermesi bizleri üzmüştür. Meseleyi doğru anlayıp doğru bir çözüm, kaynak adaletini sağlayacak bir çözümün üretilmesi beklentimizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, dün Mecliste yaşanan hadiseye dikkat çekmek istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Kabul etmek mümkün değildir. Burası Meclistir, buranın bir tarihi vardır, buranın bir saygınlığı vardır. Biz burada nefret söyleminden, hakaretten, bu kirli dilden kurtulmaya çalışıyoruz. Biz bundan kurtulmaya çalışırken bir de bakıyoruz ki burası kavga meydanına dönmüş. Bunu kabul etmiyoruz. Kim, nasıl bu meselede rol almışsa alsın, hepsine aynı eleştirimizi getiriyoruz. Bu kürsünün saygınlığına yakışır konuşmaların olmasını istiyoruz. Eleştiri tabii olacaktır ama hakaret, küfür, saldırganlık asla kabul edeceğimiz bir şey değildir. Sadece kürsünün saygınlığı değil, topluma karşı olan sorumluluğumuz da çok çok önemlidir. Bunun farkında olarak lütfen bu kürsüye çıkalım çünkü burada söylediğimiz söz toplumda muhakkak karşılığını bulacak. Biz toplumdaki nefret söylemlerinden kurtulmaya çalışırken, ayrımcılıktan kurtulmaya çalışırken burada sürekli bir tribün amigosu aklıyla konuşmaları kabul etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, son kez uzatıyorum.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Tribünlere yansıyan, Leyla Zana şahsında sürdürülen bu nefret söyleminin önüne dikilmemiz gerekirken âdeta onu teşvik eden şeylere karşı olduğumuzu bir kez daha dile getiriyorum ve ısrarla da altını çiziyorum: Leyla Zana onurumuzdur. Leyla Zana'ya yönelik her nefret söylemini Kürt halkına yapılmış bir nefret söylemi olarak gördüğümüzü de belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.