| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 20.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2026 bütçesi kimin bütçesi diye baktık; faizcinin, patronların, yandaşların bütçesi. 2026 bütçesiyle, gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler içinde kurumlar vergisi yani patronların payı 2024'teki yüzde 52 seviyesinden yüzde 33'e düşürülecek, toplam bütçenin de yüzde 14,5'u faiz ödemelerine gidecek. Peki, sosyal yardım ve desteklere ayrılan tutara ne olacak? 917 milyar lirayla faiz harcamalarının sadece üçte 1'i oranında kalacak. Velhasıl halkı tefecilerin eline düşürdünüz. Halktan çaldıklarınızla Türkiye'deki, dünyadaki faizciyi, tefeciyi besliyorsunuz. Gelir vergisinde artış planlanıyor. Bunu nasıl sağlayacaksınız? Emekçiyi daha ne kadar, hangi yollarla soyacaksınız? Vergi dilimi oyunlarıyla emekçiden daha fazla vergi sızdırılması yoluyla mı? Yeni dolandırıcılık projeniz bu mu acaba diye merak ediyoruz. Halktan daha çok vergi toplanırken bunun daha az kısmının doğrudan kamusal hizmetler için harcandığını görüyoruz. 2002 bütçesinden genel kamu hizmetlerine ayrılan pay yüzde 42 iken bu oran 2025 itibarıyla yüzde 29'lara kadar geriledi. Kapitalist toplumlarda siyasi iktidarlar kapitalistlerden, büyük patronlardan yanadır ama sizin gibisi görülmedi. Her geçen gün yoksulluğu büyüten, halkın yarısından fazlasını açlığa mahkûm eden, yandaşı büyütmek için canhıraş çalışan saray iktidarı tarihin en büyük soyguncular çetesi olarak anılacak.
Bütçeden emeğin aldığı payı her geçen yıl düşürüyorsunuz. Emeklileri hayattan bezdirdiniz. Emekliler geçinemiyor, beslenemiyor, barınamıyor. Kirasını ödeyemeyen emekliler izbe otellerde, otogarlarda kalıyor, üç beş emekli bir araya gelerek üniversite öğrencileri gibi ortak evlerde kalıyorlar.
Emekçinin gayrisafi millî hasıladan aldığı pay son beş yılda yüzde 10 geriledi. Açlık sınırının çok altında olan asgari ücret, emekçilerin en az yarısının ücretidir ve istisna olması gerekirken ortalama ücret hâline gelmiştir. Asgari ücret konuşulurken uzun çalışma saatlerine hiç vurgu yapılmıyor. Türkiye'de çalışanların yaklaşık yüzde 26'sı haftada kırk dokuz saatten fazla çalışıyor ve bu oran da dünya ortalamalarının üzerinde ve dünya sıralamalarında yine 1 numaralara doğru yaklaştınız, tebrik ediyorum. Eskiden köle gibi karın tokluğuna çalışmaya itiraz ederken şimdi emekçiler karnını dahi doyuramaz noktaya geldi.
Derin yoksulluğun en vahim sonuçlarından biri de toplumsal çürümedir. Geleceksizliğe mahkûm ettiğiniz gençleri uyuşturucu, silah ve bahis çetelerinin girdabına ittiniz. Uyuşturucu baronları ortada cirit atıyor ama içicileri topluyorsunuz, magazine gündem yapıyorsunuz. Evet, uyuşturucu çeteleri, kadın katilleri, çocuk istismarcıları ortada cirit atıyor ama geleceğine, ülkesine sahip çıkan gençler tutuklanıyor.
En son İzmir'de 4 genç 19 Mart eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle tutuklandı. Bu gençlerden biri olan Berdan, sözcüsü olduğum Sosyalist Dayanışma Platformu üyesi aynı zamanda. Berdan 19 Mart sürecinde de gözaltına alınmıştı; gözaltı aracından indirilirken annesi Nuray'ın "Dik dur oğlum!" seslenişiyle gündem olmuştu, "Dik dur oğlum! (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Geçimini ev işçisi olarak sürdüren, tek çocuğunu evlerde çalışarak büyüten İMECE Ev İşçileri Sendikasında mücadele eden Nuray, hayat karşısında hep dik durdu ve dik duran bir çocuk yetiştirdi. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Berdan 6 Şubat depreminde ilk günden itibaren depremzedelerin yanında yer almış, aylarca bölgedeki dayanışma çalışmalarını koordine etmişti; işte böyle pırıl pırıl bir genç. Depremzedelerle dayanışan bu gençleri tutukluyorsunuz ama depremzedeler hâlâ konteynerlerde yaşıyor; haberiniz var mı?
Murat Kurum bir reklam filmi yayınladı, hazırladı Hatay için. Ben o sokaklara gittim, gördüm; sadece bir cadde hızla bitirildi orada reklam filmi çekmek için, orayı da sonra selde su bastı. Sizin anlayışınız, depremzedelerle dayanışma anlayışınız budur. Depremzedelerle dayanışan gençleri tutukluyorsunuz ama depremde binlerce insanın ölümünden sorumlu olan müteahhitleri on birinci yargı paketinin 27'nci maddesiyle affetmenin yollarını arıyorsunuz, buna da geçit vermeyeceğiz, izin vermeyeceğiz.
Evet, depremzedelerin devasa sorunları hâlâ çözülmedi ama kendisini "polis" diye tanıtan bazı şahıslar, sosyalistlerin dayanışma içinde olduğu insanları arayıp tehdit ediyorlar, algı oluşturuyorlar, asılsız iddialarda bulunuyorlar. Siz işte ancak bunu yaparsanız ve iflah da olmazsınız.
Ben şimdi bir noktadan daha bahsetmek istiyorum: Berdan ve tutuklanan diğer gençlerin suçu neymiş, bir de ona bakalım; Cumhurbaşkanına hakaret. Ya, ağzını açanı, daha "Tay-yip Er-do-ğan" demeyeni tutukluyorsunuz; gazetecisini, öğrencisini içeriye tıkıyorsunuz! Yani inanılmaz! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Bakın, ben şöyle bir karikatür buldum; çocukluğumuzda "Gırgır"ı okurduk, belki yaşıtlarım hatırlar. Burada zamanında Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık yapmış Özal, hırsız olarak resmedilmiş, karikatürize edilmiş. Bundan çok fazla sayıda vardı, dün de bir CHP'li vekilimiz burada Demirel'i rahmetle andı bu vesileyle. Yani gerçekten, sayenizde, sosyal demokratlar, biz sosyalistler bile; zamanında 12 Eylül darbesinin gerekçesi olan 24 Ocak Kararlarını uygulamak için iktidar olan, neoliberal politikaları bu ülkede hayata geçirmek için güvencesizliğin, emekçiler için güvencesizliğin yolunu açmış olan Turgut Özal ve Demirel'i rahmetle anar hâle geldik, sizi de bu konuda yine tebrik ediyorum.
Peki, eşitlik mümkün mü bu koşullarda, bu kadar vergi toplanırken? Biz böyle sadece bol keseden konuşmuyoruz, çözüm önerilerimiz çok nettir. Kaynaklar emekçiye, çocuğa, kadına, çiftçiye, üreticiye aktarılmalıdır. Zaten vergilerin yüzde 90'ını halktan topluyoruz, topluyorsunuz, halktan alınanlar tekrar halka aktarılmalıdır. Vergide adalet sağlanmalıdır. Büyük patronlardan, holdinglerden, zenginlerden servet vergisi alınmalıdır. Vergi harcamalarında kurumlar vergisi için muafiyet olmamalı. Kurumlar vergisi yani finans kapitalin ödediği vergi neden nominal olarak düşüyor? Ya sanayiyi çökerttiniz ya da finans kapitale yağlı kıyaklar yapıyorsunuz. Türkiye'de iğneden ipliğe her şey bu kadar pahalanırken nasıl oluyor da kurumlar vergisi azalıyor, bunu sormak istiyoruz. Emeklilere ve asgari ücretlilere KDV iadesi yeniden gündeme gelmeli, ödenen KDV belli bir oranda iade edilmelidir. Nasıl oluyor da Porsche bir arabaya binen ile bir emekli benzine aynı oranda KDV ödüyor? Nasıl oluyor da villada yaşayan bir zengin ile asgari ücretle geçinen bir yoksul peçeteye aynı oranda KDV ödüyor? Bu akıl almaz bir şeydir ve bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Kamu ve özel iş birliğiyle yapılan ve her yıl düzenli kira ödenen köprüler, tüneller, hastaneler kamulaştırılmalıdır. Evet, çözümler bunlardır; eşitlik böyle sağlanacaktır ve bu eşitliği mutlaka sağlayacağız.
Velhasıl, halktan çalınanları tek tek geri alacağız. Yaşanacak bir ülkeyi hep birlikte kuracağız ama önce sizi göndereceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Sevgili arkadaşlar, sürem kaldığı için birkaç noktaya değinmek istiyorum, özellikle asgari ücret meselesine. Şu anda Asgari Ücret Tespit Komisyonu, biliyorsunuz, bir toplanıyor, bir toplanamıyor; sendikalar geliyor, gelmiyor. Şimdi, asgari ücretin belirlenmesinin zaten Asgari Ücret Tespit Komisyonu üzerinden yapılması ve o Tespit Komisyonunun yapısı bizim için problem. Orada belli oranlarda patronlar, işçi temsilcileri ve Hükûmet bulunuyor ancak sonuç itibarıyla işin muhatabı olan, son kertede cebine girecek olan paranın ne olacağı belirlenen asgari ücretlilerin sözü, daha doğrusu yaptırım gücü yok; yaptırım gücü olması gerekiyor. Asgari ücret eğer bu toplumda en az çalışanların yüzde 50'sini ilgilendiriyorsa bir toplu iş sözleşmesi, grevli toplu iş sözleşmesi mantığıyla belirlenmelidir ancak bu şekilde sonuç alabiliriz. Yani sendikaların "Gittim, gitmedim, kalktım, hopladım, zıpladım." demesiyle sonuç alınamaz. Bu doğru bir yol değildir. Bu anlamda oradaki sendikaları da eleştirmek istiyorum ve buyursunlar genel grev yapsınlar, buyursunlar yaşamı durdursunlar; bu açlığa, bu yokluğa bir an önce son vermenin başka bir yolu yoktur. Asgari ücret en az 50 bin lira olmalıdır ve enflasyon tek haneli rakamlara düşene kadar da yılda en az 4 kere güncellenmelidir ancak şunu söylemek isteriz: Biz 2026 bütçesine, halktan yana olmayan, emekçiden yana olmayan 2026 bütçesine onay vermiyoruz; halkın da onayı, emekçinin de onayı yoktur.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)