GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:38
Tarih:20.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; günlerdir Komisyonda ve şimdi de Genel Kurulda görüştüğümüz bütçe, iktidar için yalnızca bir mali plan olabilir ancak bizler için bu ülkenin hangi yoldan yürüyeceğini gösteren tarihsel bir tercihtir ve ne yazık ki önümüzdeki bu tablo açıktır. 2026 bütçesi; adaleti, özgürlükleri, demokrasiyi ve toplumsal barışı büyüten bir bütçe değildir. Biz isterdik ki dönemin ruhuna uygun, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren bir bütçeyi burada biz de hep birlikte destekleyelim ve gelecek vizyonunun başlangıcını 2026 bütçesiyle hep birlikte onaylayalım. Ancak yine bu beklentilere bu bütçede bir cevap bulamadık. 2026 bütçesi borçla ayakta duran, faizle nefes alan, dar siyasi menfaatleri toplumsal ihtiyaçların önüne koyan bir anlayışın ürünüdür. Türkiye ekonomisi bugün bir borç ve faiz rejimiyle yönetiliyor. 2026 bütçesinde faiz giderleri 2 trilyon 742 milyar TL'ye ulaşarak bütçenin yaklaşık yüzde 14,5'ini tek başına yutmakta. Yani halktan toplanan her 100 liranın 15 liraya yakını faize gidiyor. 2026 bütçesinde gelecek yıl iç borçlanma 5 trilyon 344 milyar liraya ulaşacak. Yılın sadece ilk iki ayında iç borç ve faize 1 trilyon 183 milyar lira ödenecek.

Bugün kur korumalı mevduat uygulamasında sona yaklaşmakla övünüyorsunuz, sanki bu uygulamayı getiren ve halkın sırtına 60 milyar dolar yük yıkan siz değilmişsiniz gibi. KKM'yle yaptığınız servet transferi yetmiyormuş gibi şimdi de doları tutmak için "carry trade" uygulamasıyla dünyanın en yüksek faizlerinden birini ödeyip bütçenin yani halkın sırtındaki faiz yükünü iyiden iyiye artırıyorsunuz. Bu tablo, iktidarınızın tercihini hangi sınıftan yana yaptığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, Ali Şeriati: "Bir ülkede tribünlerden gelen sesler savaşlarda ölen mazlumların sesini bastırıyorsa futbol afyondur." der. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bugün tribünlerde Kürt halkının onuru olan Leyla Zana'ya yönelik aşağılıkça yapılan sözlü saldırılarda bu zihniyet kendisini gösteriyor. Bu şiddet kültürü kendisini Mecliste de hamasi söylemlerde ve iktidarın eleştirileri alkışlarla bastırmaya çalıştığı bütçe savunusunda da göstermektedir. İktidar sıralarından bağırış çağırışlar, alkışlar yükseldikçe borç gizleniyor, adaletsizlik örtülüyor, yoksulluk normalleştiriliyor.

Sayın milletvekilleri, borç yalnızca ekonomik bir sorun değildir, toplumsal barışı bozan siyasal bir araçtır çünkü borç arttıkça, yoksulluk derinleştikçe toplumsal tüm sorunlar hayatın her alanına taşınmaktadır. Toplumsal çürüme ile yoksulluk ve borç sarmalı aynı madalyonun iki yüzüdür. Cumhuriyet tarihi boyunca güvenlikçi zihniyetle yapılan yanlış bütçe tercihleri yaralı bedeni kanatmaya devam etmektedir. Burada görüştüğümüz bütçe tercihleri de tarihte yanlış iliklenen bu düğmenin devamı niteliğindedir. Bugün bu yanlışın bedelini en ağır şekilde toplumun tüm kesimleri ödüyor.

Sayın Bakan, gençler işsizlik ve geleceksizlik kıskacındadır; ancak, buna rağmen, gençliğe dair bütçe tercihleri genç nüfusun büyüklüğüyle kıyaslandığında son derece yetersizdir. Gençler ya borçla okuyor ya da okuyamıyor, barınamıyor, beslenemiyor, güvenceli iş bulamıyor. Borçlandırılmış bir gençlik siyasal olarak da susturulmak isteniyor.

Bu bütçenin belki de en karanlık, en utanç verici sonucu artan genç intiharlarıdır. Bu ülkede gençler artık yalnızca yoksul değil, yaşamdan da sistematik olarak koparılmaktadır. Bu intiharlar yoksullukla, borçla ve umutsuzlukla kurulmuş bir düzenin cinayetleridir. Daha geçen yıl açıklanan bir veride Bitlis suç oranı en düşük iller arasında yer alıyordu. Oysa sadece son bir yılda artan intiharlar ve şiddet vakaları Bitlis'in gündeminden düşmüyor. Bu artış, iktidarın ne istatistiklerinde ne de gündeminde var çünkü yoksul gençlerin ölümü bu sistem için sessiz bir ölümdür. Bu intiharlar aynı zamanda toplumsal çürümenin de alarmıdır. Bu sistem, başarısızlık duygusunu gençlerin zihinlerine ekerek özgüven duygularını da zehirlemektedir; oysa başaramayan gençler değil bu sistemin ta kendisidir. Bu ölümlerin siyasi sorumluluğu vardır. Yoksulluğu yöneten, borcu kutsayan, toplumsal barışı erteleyen bu iktidar, genç intiharlarının da sorumlusudur.

Sayın milletvekilleri, çocuklar ise bu bütçenin en görünmez mağdurlarıdır. Bu sistemde bebekler dahi borçla doğuyor. Biz eğitim ezbere dayalı değil uygulamalı olur diyoruz, iktidar bundan MESEM gibi yapılarla çocukları işçileştirmeyi anlıyor. Biz beslenme ve sağlık hakkı diyoruz, iktidar dönüp kantin ve yemekhaneleri özel sektöre ihale ederek çocukları piyasanın insafına bırakıyor. Gençlerin ve çocukların hakları bütçenin dipnotu değil merkezidir. Unutmayalım ki bugünü onarılamayan bir toplumun yarını da olmaz. Bu nedenle, gençler ve çocuklar için adalet, eşitlik ve onurlu yaşam talebi geleceğe dair bir temenni değil bugünün acil ve ertelenemez sorumluluğudur.

Kadınlar açısından yaşanan tablo, bilinçli olarak kurulan bir eşitsizlik rejiminin tablosudur. Bu yılı "Aile Yılı" olarak ilan eden iktidarın aileden tek anladığının kadını eve hapseden politikalar olduğu bu vesileyle anlaşılmıştır. Kadın, bu "Aile Yılı"nın öznesi değil çocuk doğurmakla yükümlü bir nesne konumundadır. Kadınların istihdama özgür ve güvenceli katılımı için değil, eve bağımlılığını pekiştiren destekler için bütçe ayrılmaktadır. Bu düzende yoksulluk, kadınların yaşam alanlarını daraltan, özgürlüklerini törpüleyen, yaşamına kasteden bir denetim aracına dönüşmektedir.

Ve engelliler... Engelli yurttaşların çözüm bekleyen binlerce hayati sorunu bu bütçenin hangi kaleminde, hangi önceliğinde yer alıyor diye sormak istiyorum. Bu bütçe kitapçığında, engellilerin yaşamına açılan binlerce pencereden neredeyse hiçbiri görünür değil. O pencerelerden yalnızca birine, engelli bakımevlerine baktığımızda ise karşımıza çıkan tablo devasa bir sosyal krizdir. Bakımevleri bugün yalnızca yetersiz değil, şiddetin, ihmalin ve denetimsizliğin mekânlarına dönüşmüş durumdadır. Şunu açıkça sormak zorundayız sayın vekiller: Engelli çocuklara ve gençlere güvenli, sağlıklı ve onurlu bir yaşam ortamı sunamayan bir devletten hangi adaleti, hangi vicdanı, hangi toplumsal barışı üretmesini bekleyebiliriz?

Öyleyse sorumluluk neye çağırır? İlk önce tarih okumamızın dürüstçe ve objektif olması gerekir. Yanlış iliklenen düğmeyi görmek için aynaya bakabilmeliyiz. Tarihsel hatalarımızı örtmek değil, üzerlerini açıp onarmak görevimizdir. Yüzleşme temelli yeni bir tarih okuması, bize hakikat ve toplumsal barışın anahtarını verecektir. Faiz ve borç merkezli bütçe anlayışı terk edilmelidir. Kamu kaynakları halkın ihtiyaçlarına göre yönlendirilmelidir. Silahlanma ve güvenlik harcamaları azaltılmalı, bu kaynaklar eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere aktarılmalıdır. Savaşın değil, barışın bütçesi yapılmalıdır. Demokratik çözüm ve toplumsal barış bütçenin merkezine alınmalıdır. Gençler için güvenceli yaşam politikaları hayata geçirilmelidir. Borçsuz eğitim, ücretsiz barınma, kamusal istihdam ve psikososyal destek mekanizmaları kurulmalıdır. Çocuklar için parasız ve nitelikli kamusal hizmetler güvence altına alınmalı, çocuk yoksulluğu ve çocukların işçileştirilmesiyle mücadele edilmelidir. Kadınları özgürleştiren bütçe politikaları uygulanmalı, güvenceli istihdam, ücretsiz kreşler ve şiddetten korunma mekanizmaları kamusal hak hâline getirilmelidir. Engelli yurttaşlara yönelik hizmetler kamusal sorumlulukla yürütülmeli, bakım ve yaşam hakkı piyasaya terk edilmemelidir. Merkeziyetçi değil yerel bütçe politikaları geliştirilerek bölgesel eşitsizlikler giderilmelidir. "Kaynak yok." demeyin çünkü biliyoruz ki sorun kaynakta değil tercihin kendisindedir. Bu bütçe ya borcu ya yoksulluğu ve çatışmayı büyütecek ya da barışı, eşitliği ve onurlu yaşamı. Bizim tarafımız barış, eşitlik ve onurlu yaşamdan yanadır; sizleri de bu tarafta yer almaya davet ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)