| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 37 |
| Tarih: | 19.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün sadece rakamlar üzerinden konuşmak niyetinde değilim; zira, rakamlarla gerçeği gizleme konusunda hayli tecrübeli olduğunuzu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, burada asıl konuşmamız gereken konu bu ülkenin nasıl adım adım çökertildiği; nasıl karanlık bir sürece doğru sürüklendiği; ekonomisinin, devlet düzeninin ve toplumsal yapısının nasıl çürütüldüğüdür.
Bütçe bir iktidarın aynasıdır ve iktidarın millete karşı ne kadar dürüst olduğunun en önemli sınavıdır. Bütçe hakkı sıradan bir konu değildir, bu hak ta 1215 yılında Magna Carta'yla başlayan bir özgürlük mücadelesinin ürünüdür. Magna Carta ne diyordu? "Vergi ancak milletin temsilcilerinin onayıyla toplanabilir." Bu söz, iktidarın keyfîliğine değil, hesap verebilirliğe dayalı bir devlet anlayışını ifade eder; yani bütçe kralın keyfine bırakılmamıştır, sarayın takdirine teslim edilmemiştir, yürütmenin sınırsız harcama yetkisi olarak görülmemiştir. Bütçe milletin temsilcilerinin denetimine bağlanmıştır.
Gelin, şimdi denetimden ne kadar uzaklaşıldığını irdeleyelim. Bütçe hakkı yoksa hesap soramazsınız, şeffaflıktan söz edemezsiniz, demokrasi yalnızca çıplak bir slogana dönüşür; işte, bugün Türkiye'de yaşanan tam olarak da budur. AK PARTİ'si iktidarı bütçeyi sadece yürütmenin harcama alanını genişleten bir formalite olarak görmektedir; bu yüzdendir ki bugüne kadar hazırladıkları bütçeler detaysızdır, şeffaf değildir, denetlenemez hâle getirilmiştir. Sayıştay raporları görmezden gelinmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yetkisi etkisizleştirilmiştir. Kamu kaynakları adrese teslim projelerle tüketilmektedir. Bu anlayışta kamu yararı yoktur, milletin yararı hiç yoktur, hesap verme yoktur.
Değerli milletvekilleri, son derece çarpıcı bir tabloyla karşı karşıyayız. Ortada bir bütçe var ama bu bütçenin siyasi bir sorumlusu ortada yok. Cumhurbaşkanı bu bütçeyi hazırlatan kişidir. Bu bütçeyi uygulatacak olan kişidir. Bu bütçenin sonuçlarından birinci derece sorumlu olan kişidir hâliyle. O hâlde soruyoruz: Eğer bu bütçe milletin lehineyse, eğer bu bütçe adilse, eğer bu bütçe şeffafsa neden Cumhurbaşkanı gelip milletin kürsüsünde bunu anlatmamaktadır? Meclisten kaçan bir iktidar milletin iradesinden de kaçıyor demektir. Bu tavır, güçlü bir liderliğin değil, sorumluluktan kaçışın bir göstergesidir. Hesap verebilirlikle hiç alakası yoktur. Bu yönetim tarzı tek bir kişinin tüm yetkileri elinde topladığı ama bu yetkilerin hesabını vermediği bir yönetim anlayışıdır.
Değerli milletvekilleri, bütçeyi hazırlatanın bütçeyi savunmaya gelmemesi başlı başına skandaldır lakin geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesi görüşülürken Meclis Başkanının da Cumhurbaşkanı gibi bütçesini savunmak ve anlatmak için kürsüye gelmemesi kabul edilemez. Gazi Meclis cumhuriyetin çatısıdır, Gazi Meclis milletin evidir. Bu Meclisin bütçesi sıradan bir kalem değil, Meclisin kendisine verdiği değerin belgesidir. Peki, soruyoruz: Meclis Başkanı kendi bütçesini neden savunmadı? Cevabınız hazır tabii ki: "İç Tüzük 62 böyle, bir mecburiyet yok." diyorsunuzdur ama gerçekler öyle söylemiyor. Plan ve Bütçe Komisyonunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesi görüşülürken Meclis Başkanı neredeydi? E, komisyondaydı, söz aldı, sunum yaptı, Meclis bütçesi üzerine konuştu. Plan ve Bütçe Komisyonunda varsın, Genel Kurulda niye yoksun? E, Genel Kurulda hesap vermeyeceksen, Plan ve Bütçe Komisyonunda işin ne, neyin sunumunu yapıyorsun? En azından Cumhurbaşkanı yerine Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Bütçede sunum yapıp Genel Kurula da geliyorsa, e, sen neredesin? Meclisin bütçesini kim hazırladı, sen niye yoksun? Demek ki mesele yetki değil, iradedir, niyettir. Üstelik bu Meclisin hafızasında çok net bir emsal de var. 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Teklifi görüşülürken o dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç bu kürsüye çıkmış, Meclis bütçesini Genel Kurulda on beş dakika anlatmış ve savunmuştur hem de hiçbir zorunluluğu yokken hem de İç Tüzük buna engel demeden. O hâlde, şu anki Meclis Başkanının kürsüye çıkıp bütçesini savunmaması düpedüz sorumluluktan kaçmaktır. Açıkça söylüyorum, İç Tüzük bir kader değildir, İç Tüzük ihtiyacı olunca değişebilir ki işinize gelmeyen kısımları değiştirmeyi zaten aklınıza koymuşsunuz. Eğer bugün İç Tüzük, Meclis Başkanının Meclis bütçesi gibi hayati bir konuda Genel Kurula gelip açıklama yapmasını zorunlu kılmıyorsa yapılacak olan şey bahane üretmek değil, İç Tüzük'ü değiştirmektir çünkü bu kürsüden kaçan yalnızca bir kişi değildir, bu kürsüden kaçan şey hesap verme kültürüdür, Meclisin saygınlığıdır, Meclisin iradesine duyulan saygıdır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Çünkü burada mesele sadece şekil değildir, burada mesele sorumluluktur, hesap verme kültürüdür, Meclis vakarını taşıma, onurunu koruma iradesidir.
Değerli milletvekilleri, bu bütçe, AK PARTİ'si iktidarının çöküşünü geciktirme çabasıdır, kendi yarattığı enkazı milletin sırtına yükleme girişimidir. Bakınız, 2026 yılı bütçe giderleri 18 trilyon 928 milyar lira, gelirleri ise 16 trilyon 216 milyar lira olarak belirlenmiş. Aradaki devasa açık 2 trilyon 712 milyar. Bu sadece bir açık değildir, bu bir yangın tablosudur. Bu tablo bize hazinenin dibinin kazındığını, devleti ancak borcu borçla döndürdüğünüzü göstermektedir. Bu kadar büyük bir açık iktidarın iflasının rakamsal karşılığıdır.
İktidarın, milletin başına sardığı "faiz sebep, enflasyon sonuç" masalını hatırlayalım. Bakınız, sonuç ne olmuş: 2026'da ödenecek faiz 2 trilyon 741 milyar lira, artış yüzde 40,6. Evet, yanlış duymadınız, faiz giderleri bir yılda yüzde 40 artmış. Hani faizle mücadele ediyordunuz? Bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti faiz ödeyebilmek için bile faizle borç alıyor, borçlandıkça faiz artıyor, faiz arttıkça bütçe çöküyor, bütçe çöktükçe millet yoksullaşıyor.
Gelin, hep birlikte vergi gelirlerine de bir göz atalım. Bu bütçede milletin sırtına bindirilen yük her zamankinden daha ağır. Gelir vergisi yüzde 65 artıyor, harçlar, damga vergisi bir o kadar ama nedense büyük şirketlerin vergileri yerinde sayıyor. Kurumlar vergisi sadece yüzde 1,50 artırılmış. Bu tablo bize neyi gösteriyor, biliyor musunuz? Vatandaşa yük bindiren, zengini koruyan bir vergi düzeni. Bu iktidar kimden yana olduğunu... AK PARTİ'si iktidarı zenginden ziyade yoksuldan vergi toplamayı tercih ediyor. Milletten alınan vergiler sarayın şatafatına akarken vatandaşın çocuğuna süt alamadığını görüyoruz.
Alın size 2026 yılı bütçesinin özeti: Kamu-özel iş birliği projeleri, garantili ödemeler, tabiri yerindeyse yandaşlara açılan altın musluklar. Bunlar, bu bütçenin en karanlık sayfaları. Osmangazi Köprüsü'nde dolar garantisi veriyorsunuz, geçen de ödüyor, geçmeyen de. Otoyollara araç geçiş garantisi veriyorsunuz; ambulans da ödüyor, kamu araçları da, ömründe oradan geçmeyecek olan köydeki gariban Mehmet de. İstanbul Havalimanına euro garantisi veriyorsunuz; uçan da ödüyor, uçmayan da. Şehir hastanelerine yirmi beş yıllık garanti veriyorsunuz; hastalanan da ödüyor, sapasağlam olan adam da ödüyor; 2026'da şehir hastanelerine yapılacak garanti ödemeleri 134 milyar lirayı aşıyor. Bu paralar milletin vergilerinden gidiyor ve sarayın çevresine, yandaş şirketlere akıyor. Bu ülkenin imkânlarını otuz yıllığına ipotek altına alıp ülkenin geleceğini yandaşlarının kasasına boru hattı gibi bağlamak devlet yönetmek değildir. Bu işin adı bellidir, bunun adı, ekonomik esarettir.
Eğitim sistemimiz çökmüş durumda, öğretmenler mülakatla törpüle takılıyor, atanamayan öğretmenlerin sayıları on binlerle ifade ediliyor, okullar bakımsız, çocuklar aç; bir öğle yemeğini dahi çok görüyorsunuz, veliler çaresiz.
Devlet kurumları liyakatsizlerin elinde oyuncak olmuş; Merkez Bankası bağımsız değil, TÜİK bağımsız değil, BDDK bağımsız değil; bağımsız olan tek şey var, enflasyon. "Devletin hazinesi milletin alın teridir, onu korumak namusu korumak kadar kutsaldır." diyordu Atatürk. Bu anlayışta israf yoktu, keyfîlik yoktu, hesapsızlık yoktu. Bu anlayış en zor savaş yıllarında dahi Meclisinden yetki istemiş, harcamalarının hesabını Meclisine vermişti. Bugün ise Cumhurbaşkanı bütçesini savunmaya dahi gelmemekte, Meclis Başkanı İç Tüzük perdesinin arkasına saklanarak kendi bütçesini anlatmaya kürsüye dahi çıkmamakta. Şeffaflıktan korkan iktidarlar milletten de korkarlar çünkü şeffaflık cesaret ister, çünkü hesap verebilmek özgüven ister; bunlar yoksa altında pislik aramak lazım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)