GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:37
Tarih:19.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) - Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kadar gündür Gazi Meclis çalışıyor, gerek parti gurupları gerek hatipler, bütçe konusunda kurum ve kuruluşlar, bakanlıklar özelinde bütün eleştirilerini yaptılar. İktidar diyor ki: "Türkiye büyüyor, yüksek gelir grubuna geçtik." O zaman şunu sormak gerekiyor: Bu yüksek gelir kimin cebine girdi; asgari ücretlinin mi, emeklinin mi, memurun mu yoksa her ihalede karşımıza çıkan ayrıcalıklı çevrelerin mi? Büyüyen vatandaşın rızkı, refahı değil, seçilmiş azınlığın bitmeyen hırsı ve iştahıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde net asgari ücret 22.104 liradır. Yoksulluk sınırı kamuoyunca açıklanan raporlara göre ortalama 90 bin lirayı aşmış durumda. Yani geçim ücreti bir ailenin yaşaması için gereken tutarın beşte 1'i bile değil. Bu mudur refah, bu mudur büyüme? Enflasyon rakamları TÜİK'e göre farklı, vatandaşlara göre farklı. Bu fark sadece bir istatistik farkı değildir; bu fark vatandaşın cebinden çalınan ekmektir, süttür, kiradır. Bakınız, aralıkta kira artış oranı yüzde 35,91, asgari ücrete yapılacak zam tahminen yüzde 25; bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bazı kalemlerde yüzde 100'ü geçen artışlar oluyor. Gelir yetersiz kalınca borçlanma oranları korkunç boyutlara ulaşıyor.

Ülkemizde kredi kartı borçlu sayısı 40 milyonu aşmıştır. Kişi başına ortalama kredi kartı borcu son bir yılda yüzde 50,7 arttı ve 60 bin TL'ye çıktı. Yine çok dikkat çekici bir durum ise KMH hesapları. Asgari ücretin ve birçok ücretin yoksulluk sınırının altında kalması, düşük faizli kredi mevduat hesaplarına talebi artırdı. KMH kullanıcı sayısı 31,2 milyon kişiye yükselirken toplam bakiye 670 milyar TL'ye ulaştı. Bu hesaplarda son bir yıldaki artış yüzde 83 olarak kaydedildi. Kişi başına düşen KMH borcu 21.507 TL'ye çıkarak neredeyse asgari ücret düzeyine çıktı. Bu veriler bile gidişatın ne kadar vahim olduğunu hepimize gösteriyor. Hani diyoruz ya hep "Suç oranları artıyor." diye. İşte en büyük sebeplerden biri insanlarımızın içinde bulunduğu durumdur. Tabii ki yapılan suça bir kılıf bulmak veya mantıklı bir anlam çıkartmak gayesinde değiliz ancak merhum Cumhurbaşkanımız Demirel'in meşhur bir sözü var: "Enflasyon sadece pahalılık olayı değildir, ahlakı bozar, hırsızlıktan, soygundan fuhşa kadar hemen bütün yolları açar, toplumun içini bozan bir olaydır." Günümüz gerçekliğine bir de bu açıdan bakmamız gerektiğini tavsiye ediyorum. Gasp, hırsızlık artıyor, alacak verecek husumetleri çoğalıyor. Hep konuşuyoruz sosyal çürümeyi, ne diyoruz? Hep gençlerimiz heba oluyor. Bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi geçim zorluğudur. İsmini burada anmak istemediğim sosyal platformlar çok ciddi maddi kazanç kapısı hâline gelmiştir. O yüzden, ücretler belirlenirken çok yönlü ve kapsayıcı düşünülmeli, bundan sonra giden gençliğimiz olacaktır, dağılan ailelerimiz olur. En mühimi ise toplumsal çöküş yaşanırsa dönüşü çok zor olan bir yola gireriz.

Değerli milletvekilleri, savaşta olan Ukrayna'nın para birimi tarihte ilk defa bizi yakaladı. Asgari ücrette son üç ülkeden biriyiz. Asgari ücret komisyonu toplanıyor, süreç boyunca restler havada uçuşuyor, sonrası yine jest oluyor. Komisyondaki temsilciler hiç değişmiyor ama biz her yıl bir şeylerin değişeceğini bekliyoruz. Her platformda da "Değişim olmalı." diyoruz, gelişim göstermemiz gerekir. Dünya farklılaşıyor "Biz de dönüşelim." diyoruz, yirmi yıldır, yirmi beş yıldır değişmeyen STK başkanları var. Hâl böyle olunca "3G'yi biz getirdik." "5G'ye bizim zamanımızda geçildi." gibi şeyler söyleniyor. Bu çok normal. Yirmi beş yılda her şey değişmiş, bir tek başkanlar değişmemiş. Aile şirketi olsa ikinci kuşağa geçer, yine bir değişim olurdu. Ayrıyeten, teknolojik gelişmeleri biz takip ediyoruz, dünya geçiyor, biz mecbur kalıyoruz. Yirmi, yirmi beş yıl önceki dünyayla şimdiki dünya farklı olunca kendilerine devrim gibi geliyor. Mühim olan, var olan teknolojiyi getirmek değil, olmayanı üretebilmektir, yoksa para kazanan değil, para harcayan oluyoruz. Gerçi nasıl teknolojik üretim yapacağız ki Mersin Teknokent açıldı, fiber altyapı yoktu. Ama açıldı mı? Açıldı. Dostlar bizi alışverişte görsün.

Sayın milletvekilleri, araştırmalara göre bu yılın ilk aylarında işçi, memur ve emeklinin cebinden 176 milyar lira buharlaştı. Ortalama bir çalışanın aylık kaybı binlerce liradır. Ücretlilere yapılan artış zam değildir, geri verilmeyen kayıptır. 2026 yılının ücretleri 2025 verilerine göre belirleniyor. Dolayısıyla bu verilen ücret zam olarak lanse edilse de aslında zarardan kâr oluyor; kaybı da tam karşılamıyor, bir de üstüne "Sabit gelirli ücreti arttı." deyip herkes zam yapınca işin içinden hiç çıkılmıyor. Enflasyon tren, vagonları da alım gücü; vatandaş da koşarak trene yetişip vagona atlamaya çalışıyor ama artık vatandaşın nefesi kesildi, dizinde derman kalmadı.

Değerli hazırun, ülkemizde maalesef üretim olmadığı için ülkemiz vergilerle ayakta duruyor. Gelin görün ki vergiyi de sabit gelirli vatandaşlarımız veriyor. Çok kazanandan fazla, sabit gelirliden az alacaktık, ne oldu? Bu durum hak mı? Günde sekiz saat çalış, ortalama birer saat işe git gel -ki bu durum büyük şehirlerde çok daha fazla- bir saat yemek molası, günün on bir, on iki saati zaten bitti. Bu kadar mücadeleye, ayakta kalmaya, yaşamaya çalış, sıkıntı yaşa, stres ol ama parayı başkaları kazansın. Lüks içinde, şatafat içinde yaşasın, dernek kursun, vakıf kursun, vergiden muaf olsun; spor kulüplerine yardım yapsın, vergiden muaf olsun. Büyük şirketlerin vergi borcu siliniyor, bütçe açığı kadar vergi siliniyor; memurdan, asgari ücretliden her ay tıkır tıkır vergi kesilsin. Spor kulüplerinin vergi borçları neden tahsil edilemiyor? Çünkü taraftarları oy olarak görüyorlar. Hâlbuki izah etsek, "Bak, biz bu düzeni getirirsek senin yaşam kaliten artacak, alım gücün yükselecek." desek rantın, haksızlığın önüne geçeceğiz, o zaman herkes spor kulüplerinden de vergi alınmasına razı gelir, bu keşmekeş düzen de son bulmuş olur. Bu adım ivedilikle atılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, kamuoyunu çok meşgul eden yasa dışı bahis konusuna da değinmek istiyorum. Futbolun temiz olmasını herkes istiyor ancak Türk futbolu bu yönetim anlayışıyla kaostan kurtulamaz. Bir operasyon başlatıyorsunuz, çok güzel ancak çerçevesi belli değil. Yani kimi, nasıl, ne şekilde bahis kapsamına alınacakları muamma. Futbolcular bahis oynadıkları için mi ceza alacaklar yoksa manipüle ettikleri için mi? Kazanç-kayıp oranına bakılacak mı yoksa sadece bahis oynamak yeterli mi? Kendi liginde oynayıp oynamaması kriter mi? Oynamadığı hafta yani maçın skoruna etki edemeyeceği durumda ceza aynı mı olacak? Bunlar hep izaha muhtaç sorulardır. Ayrıca bahis sadece maç skorunu etkilemekle olmuyor, futbol camiası bilecek ki en büyük vurgunlar kart görmelerde yapılıyor. Her maçın gözlemcisi var. Kart görme, korner veya -altını çizerek söylüyorum- bilhassa alt liglerde "bağlantı maç" denilen yani maçın neticesinin önceden ayarlandığı müsabakalar rahatlıkla tespit edilebilir. Bu gözlemciler, rahatlıkla bunları aslında ayırt edebilir. Alt liglerde bazı takımların üst liglere çıkarken hangi siyasileri araya koydukları, siyasilerin isimlerini kullanarak rakip takımın başkanlarına baskı yapmaya çalıştıkları da futbol camiasının malumudur.

Değerli hazırun, herkesin diline pelesenk oldu, Türk futbolu neden gelişmiyor? Türk futbolcusu neden Avrupa standartlarını yakalayamıyor? Bunun nedeni çok açık, kurulan menajer ve rant düzeni çünkü en büyük para kazanımı yurt dışından getirilen yabancı transferlerden yapılıyor. "Amaç para kazanmak mı, futbolcu yetiştirmek mi?" sorusunun cevabı, maalesef, para kazanmak olduğu için Türk futbolu bu hâlde. Türk futbolu ne zaman düzelir? Türk futbolu ne zaman başarıyı yakalar? Voleybol Kadınlar Dünya Sıralaması'nda 3'üncüyüz çünkü Federasyon Başkanı ve kadrosu liyakatli. EuroBasket 2025'te Avrupa 2'ncisi olduk çünkü Federasyon Başkanı basketbolun içinden gelmiş ve dünyanın en iyi liginde bizi temsil etmiş. Gelgelelim Futbol Federasyonuna, hepsi iş insanı. Yahu, en azından yönetiminiz futbol geçmişine sahip kişiler olsun. Şimdi, diyecekler ki: "Danışmanlar şöhretli futbolcular." bende diyeceğim ki: Sonuç ortada, görünen köy kılavuz istemez.

Yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)