| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 37 |
| Tarih: | 19.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Konuşmama başlamadan önce Ezidi halkının Ezi Bayramı Türkiye'deki ve dünyadaki tüm Ezidilere kutlu olsun diyorum. "..."(*)
Değerli milletvekilleri, konuşmamda birkaç farklı konuya değineceğim. Öncelikle Mardin'deki ulaşım sorunlarına değinmek istiyorum. Mardin her gün binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlayan bir turizm şehridir. Bu yoğunluk doğal olarak ciddi bir trafik sorununu da beraberinde getirmektedir. Çevre yolları sorunu Mardin için en önemli ve en acil ihtiyaçtır. Artuklu ile Kızıltepe ilçeleri arasında Diyarbakır, Şırnak ve Urfa istikametlerinde çevre yolları yapılmalı, mevcut Kızıltepe-Mardin yolu üzerinde acilen battı çıktı diye tabir edilen kavşak projeleri hayata geçirilmelidir. Batman, Gercüş, Mardin, İdil, Cizre ve Nusaybin güzergâhlarının kesiştiği Midyat ilçesinde de çevre ve bağlantı yollarının olmaması nedeniyle ağır vasıta araçları şehir merkezinden geçmek zorunda kalmaktadır. Bu durum hem trafik kazalarına hem de ciddi trafik yoğunluğuna yol açmaktadır. Altı yıl önce yapımına başlanan Midyat-Mardin kara yolu çalışmaları hâlâ tamamlanmadı. Bu yolun da en kısa sürede bitirilmesi, ulaşım güvenliği ve ekonomik canlılığı açısından önemlidir. Bir de kırsal kesimlerde yaşanan yol sorunları var. Bagok bölgesindeki Süryani köylerinin yol sorununu geçtiğimiz iki yılda defalarca gündeme getirmiştim. Bakanlardan tutun vali, kaymakam, belediye başkanları başvurmadığımız hiçbir kurum kalmadı, buna rağmen henüz bir arpa boyu kadar yol alınmadı. Bahsettiğim yolların toplam uzunluğu sadece 12 kilometredir. Bu yolların içinde sadece bir mahallenin 1-2 kilometrelik yolu yapıldı, geri kalan diğer köy yollarıysa çukurlardan geçilmiyor. Özellikle, Arbo-Cizre bağlantılı yaklaşık 6 kilometrelik kara yolu çok önemli. Bu yol asfaltlandığında Şırnak Havaalanına ulaşım mesafesi bazı köyler için 110 kilometreden 50 kilometreye düşüyor. Buna rağmen hâlâ bu yol yapılmış değil; gerekçe ise, yolun BOTAŞ petrol boru hattına ait olmasıdır. Orada zaten bir yol var; yapılması gereken, sadece asfalt dökerek yolu araçlar için kullanışlı hâle getirmektir. Eğer "Güzergâh uygun değil." deniliyorsa da, o zaman daha uygun bir güzergâha yeni bir yol açılsın.
Başka köylerde de benzer sorunlar var. Geçen geçen ay Midyat'ın Pirkan mahallesine gittim, köylüler etrafıma toplandı ve uzun süredir yaşadıkları sıkıntıları anlattılar. En çok dile getirdikleri sorun ise köy yollarıydı. Yıllardır toprak olan yolun asfaltlanmasını beklediklerini söylediler. Sadece 4 kilometrelik bir yol olmasına rağmen, bugüne kadar herhangi bir çalışma yapılmadığını ifade ettiler. O köyden de bir Meclis çalışanımız var, Haluk Bey burada mı, bilmiyorum, onu da sürekli Divanda gördükleri için "Bu yolu niçin yaptırmıyorsun?" diye ona da sitemde bulunuyorlar.
Diğer bir konu, Midyat'a bağlı, yaklaşık 2 bin nüfuslu Nibile mahallesinde de ne kanalizasyon ne sağlık ocağı ne de doğru dürüst bir yol var. Bagok bölgesindeki Dibek köyü hâlen şebeke suyuna sahip değil, halk kuyu suyuyla geçinmek zorunda kalıyor. Yetkililere defalarca başvurulmuş ve komşu köyden boru çekileceği söylenmesine rağmen, henüz bir çözüm üretilmedi. Şu anda askeriyenin su şebekesinden kısmen su sağlanmakta ancak kapasitesi yetersiz olduğu için düzenli ve sürekli su verilmemektedir. Avrupa'dan köylerine dönen insanlar bugüne kadar milyonlarca euro yatırım yapmış. Örneğin, Almanya'da yaşayan bir iş insanı, su sorunu yaşayan bu köye otel, restorant, kafe, yüzme havuzunu içeren büyük bir tesis kurmak istiyor ancak suyun dâhi olmadığı bir yerde bunu nasıl yapsın? Midyat'a bağlı Gülgöze Mahallesi'nde köye ait on binlerce metrekarelik araziye güneş enerjisi panelleri kurulmak istenmektedir. Köylüler bu alanın ev inşa etmek isteyenler için gerekli olduğunu, bu nedenle de projenin iptal edilmesini talep etmektedirler. AK PARTİ yöneticileri milletvekilleriyle, bakanlarla Avrupa'daki Süryani ve Ezidi kurumlarını ziyaret ediyorlar. "Geri dönün, size her türlü desteği sağlayacağız." diyorsunuz ancak dönüş yapanlar için su, yol gibi temel sorunlar dahi çözülmemektedir. İnsanların dönmelerini istiyorsanız her şeyden önce bu temel sorunların çözülmesi gerekiyor. Bugüne kadar pratikte atılmış herhangi bir adım yok. Halk sizden pratik adımlar bekliyor.
Değerli milletvekilleri, değinmek istediğim diğer bir konu da Diyanet konusudur. Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan bütçe yaklaşık 174 milyar TL'dir. Toplam personel sayısı 140 bin civarındadır ve bunların içinde on binlerce imam kadrosu bulunmaktadır. Anayasa'da "Din ve inanç farkı gözetilmeksizin tüm yurttaşlar eşittir." denilmektedir ancak Diyanete bağlı imam, müftü ve diğer din görevlilerine maaş ödenirken Hristiyan ve Ezidi din adamlarına neden maaş ödenmemektedir? Oysa Diyanet İşleri Başkanlığına aktarılan bütçede Hristiyanların da Alevilerin de Ezidilerin de -farklı inançların- payı var, onlardan da vergi toplanmaktadır. Ayrımcı uygulamalar sadece bununla, maaşla sınırlı değildir. Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığında diplomatik imamlara da yeşil pasaport verilirken bu haklar neden patriklere, metropolitlere ve diğer din adamlarına tanınmamaktadır? Türkiye'de ayrımcılık olduğunu söylediğimizde de bazıları rahatsız oluyor ve tepki gösteriyor ancak bu bir gerçektir. Bu ayrımcılık yalnızca AK PARTİ iktidarı dönemine özgü bir mesele değildir. Geçmişte de vardı ve bugün de devam etmektedir. Burada saydığım sadece birkaç basit örnektir. Bu sorunlara yönelik somut adımlar atılsın. Biz de buradan iktidarı eleştirmek yerine teşekkür edelim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye her ne kadar günümüzde daha çok Müslüman bir coğrafya olarak bilinse de geçmişte Hristiyanlığın kültürü ve medeniyetinin önemli merkezlerindendi. İlk Hristiyan toplulukların ortaya çıktığı ve en eski kiliselerden birinin bulunduğu Antakya ile 4'üncü yüzyılda Hristiyanlığın ilk konsilinin toplandığı İznik şehirleri bu topraklardadır. Bu yönüyle Türkiye coğrafyası hem ülkede yaşayan Hristiyan halklar için hem de dünyadaki tüm Hristiyanlar açısından önem taşımaktadır. Rum, Ermeni ve Süryani halklarının nüfusları milyonlardan günümüzde 100 binin altına kadar gerilemiş olsa da Türkiye'nin çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı yapısının bir parçasıdırlar. İktidar, ülkenin bu çoğulcu yapısına uygun olarak somut adımlar atmalıdır. Bu çerçevede atılabilecek önemli ve anlamlı adımlardan biri Ramazan ve Kurban bayramları gibi Noel bayramının de resmi tatil ilan edilmesidir. Noel Bayramı, bilindiği üzere, İsa Mesih'in doğuşunu simgeleyen ve hem Türkiye'deki hem de dünyadaki tüm Hristiyanlar tarafından kutlanan önemli dini bayramlardan biridir. Dünya genelinde Hristiyan ülkelerinin yanı sıra, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Mısır, Filistin gibi nüfusunun çoğu Müslüman olan ülkelerde de 25 Aralık Noel günü resmi tatil olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de de bu yönde bir düzenleme yapılması Hristiyan yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık duygusunun güçlenmesine ve din özgürlüğünün yalnızca kâğıt üzerinde değil, günlük yaşamda da karşılık bulmasına vesile olacak, aynı zamanda farklı inanç kesimleri arasındaki diyalog ve anlayışın gelişmesine de katkı sağlayacaktır.
Konuşmamı burada bitirirken 25 Aralıkta kutlanacak Noel vesilesiyle başta Süryaniler ve Rumlar olmak üzere tüm Hristiyan aleminin bayramını kutluyorum. Bu vesileyle bütün milletvekillerinin de yeni yılını tebrik ediyorum. 2026 yılının ülkemize ve tüm dünyaya barış getirmesini diliyorum. Aynı kutlamaları bir cümleyle Süryanice dilinde de yapmak istiyorum. "..."(*)
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)