GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:37
Tarih:19.12.2025

CHP GRUBU ADINA GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu hafta aramızdan ayrılan sevgili arkadaşım Şehzadeler Belediye Başkanımız Gülşah Durbay'ı büyük bir üzüntüyle uğurladık. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine, sevenlerine, kadın mücadelesine ve Cumhuriyet Halk Partisi ailemize bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, her bütçe gibi 2026 bütçesi de bir rejimin aynası. Yüzyıllar önce bütçe hakkı için mücadele edenler, bütçeler sizin gibilerin elinde yoksulluğu yöneten, adaletsizliği kalıcılaştıran bir araca dönüşmesin diye canını ortaya koydu. Devletin parasına kim karar veriyorsa o devletin kimin için yönetildiğine de o karar verir. Siz, saray bütçeleriyle bu tarihsel kazanımı tersine çeviriyorsunuz. Biz ise bu Meclisi yeniden egemenliğin merkezi hâline getirmek için buradayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekillerimiz, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel bu kürsüden belediyelerimizin ne yaptığını tek tek anlattı, yurtlara, kreşlere okullara sağladığımız temiz içme suyunu, tarım ve istihdam desteklerimizi yani kamunun asli görevlerini hatırlattı. Buna karşılık Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı bunlara "fantastik harcama kalemleri" dedi. İşte, bu noktada ben size tam da aramızdaki vizyon farkını anlatacağım. Siz "fantastik" diyorsunuz, biz sosyal belediyecilik diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Siz yurt yapmayı lüks görüyorsunuz, biz barınamayan gençliği görüyoruz. Siz toplu konutu bütçeye yük görüyorsunuz, biz ise kira kıskacında ezilen milyonları görüyoruz. "24'üncü bütçe" diye övünüyorsunuz da neden her yıl 500 bin sosyal konutu inşa etmediniz? Çünkü siz bütçeye insan hayatı üzerinden değil, maliyet kalemleri üzerinden bakıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, iktidar doğal bir olayın nasıl olup da toplumsal bir felakete dönüştüğünü göremiyor, göremediği gibi de hiç kimse istifa etmeden, hesap vermeden bu süreçleri geçiştirmeye çalışıyor çünkü sizin anlayışınızda sorumlu yok, hesap verme yok. Biz İstanbul'da kimse ölmesin diye depreme dayanıklı, dirençli kentler kurmak için gecemizi gündüzümüze katarız, riskli binaları tespit ederiz, kamusal alanları güçlendiririz ama bütün bunlar size fantastik gelir. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, aramızdaki fark budur. Siz felaket olduktan sonra konuşursunuz, biz felaket olmadan önce sorumluluk alırız.

Değerli milletvekilleri, bu sorumsuzluk yalnızca afetlerde değil, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Biz kadınlar ölmesin diye konuşuyoruz, kadın cinayetlerini önlemek için önleme, koruma mekanizmaları etkin işlesin diyoruz. Kadınlar örgütlensin, kamusal güvencelere sahip olsun diyoruz çünkü biliyoruz, şiddet olduktan sonra salt ceza vermek çözüm değil. Siz ne yaptınız? Bizim yaşatır dediğimiz İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede çıktınız. Sonra ne yaptınız? Kadınların öldürülmediği bir düzeni kurmaktan geçtiniz, katillere verilen cezayı artırmayı tek çözüm diye sundunuz. Oysa bu ülkede sorun, cezasızlık kültürü; sorun, koruma kararlarının uygulanmaması. (CHP sıralarından alkışlar) Sorun, kolluğun, yargının, sosyal hizmetlerin kadınları yalnız bırakması; sorun, erkek şiddetini besleyen bu siyasal iklim. İşte, aramızdaki fark tam da burada. Siz cinayetten sonra konuşuyorsunuz; biz, cinayet olmadan önce sorumluluk alınmasını istiyoruz çünkü kadınların yaşamasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, yasalar AKP döneminde âdeta yılan gibi sadece çıplak ayaklıları ısırıyor. Yoksulu ısırıyor, işçiyi ısırıyor, kadını ısırıyor, genci ısırıyor, öğrenciyi ısırıyor ama saray tarafından zırhlananlara dokunmuyor. İşte, bunun en çıplak, en acı örneği karşımızda duruyor. Millî Eğitim Bakanlığı eliyle işçileştirilen 17 MESEM'li çocuk hayatını kaybetti. Bu çocuklar için bir daha kimse ölmesin diye eylem yapan 16 genç tutuklandı. Soruyorum size: Bir tane sadece bir tane kamu görevlisi yargılandı mı? Hayır. Çocukların ölümüne neden olanlar dışarıda, buna itiraz eden gençler cezaevinde; bu mudur adalet? (CHP sıralarından alkışlar) Bugün bu ülkede hukuku çıplak ayakla yürüyenlerin yoluna döşenmiş bir tuzak hâline getirdiniz. Biz, bu düzeni kabul etmiyoruz. Çocuklara gelince bir kap sıcak yemek veremiyorsunuz. Okulda beslenme diyoruz, "Kaynak yok." diyorsunuz ama iş kur korumalı mevduata gelince, bir kalemde 1 trilyon 470 milyar lirayı bulabiliyorsunuz. İşte, tercih, bir tarafta beslenme çantası boş çocuklar, diğer tarafta faizi hazine tarafından ödenen mevduatlar. Siz buna "Ekonomi." diyorsunuz. Biz, buna, yoksuldan zengine servet aktarımı diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç diyor ki: "Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyma oranı yüzde 91." Peki, o zaman soralım: Biz de yasalara yüzde 91 oranında uyup yüzde 9 oranında uymayabilir miyiz? Vergiyi yüzde 91 ödesek oluyor mu? Mahkeme kararlarının yüzde 91'ine uysak yeter mi? Hukuk böyle bir şey mi? Asıl mesele şu: Sayın Bakanın verdiği bilgi de doğru değil. Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki öncü kararlarını kapatma oranı yüzde 68. Avrupa Konseyine üye 47 ülke arasında 39'uncuyuz yani tablo nettir: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yaklaşık yüzde 32'si uygulanmamaktadır. Peki, bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, hukukun üçte 1'inin askıda olması demektir. İşte, aramızdaki fark tam da burada. Siz, hukuku, oranlarla idare edilebilecek, işinize geldiğinde uygulanacak, esnetilebilir bir alan olarak görürsünüz; biz, hukuku, herkes için istisnasız bağlayıcı görürüz çünkü hukuk yüzdeyle uygulanmaz. Ya hukuk devletisinizdir ya hukuk devleti değilsinizdir. Siyah veya beyaz kadar net, grisi yok bu işin. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu anlayışın bizi getirdiği yer ortada. Bugün cezaevlerinde 433.543 kişi bulunmakta, Almanya'da ise bu sayı 59.413. Nüfusu Türkiye'ye yakın olan Almanya'da cezaevindeki kişi sayısı Türkiye'nin sekizde 1'i düzeyinde ve daha da vahimi 433 bin kişinin yüzde 15'i tutuklu yani hakkında henüz hüküm yoktur. Peki, tüm bunlar olurken masumiyet karinesini neden askıya alıyorsunuz? Siz cezayı bir yönetme biçimi olarak kullanıyorsunuz. Biz ise özgürlüğün kural, tutuklamanın istisna olduğu bir adalet düzenini savunuyoruz. Siz, yeni cezaevleri yapmakla övünüyorsunuz; biz, boşalan cezaevleri hedefliyoruz.

Türkiye'de bugün değerli milletvekilleri, 3 Büyükşehir Belediye Başkanımız cezaevinde. O kadar mı? 16 Belediye Başkanımız, 102 yol arkadaşımız cezaevinde. Siz sandıkta yenilgiyi kabullenemiyorsunuz çünkü halkın iradesini bir risk olarak görüyorsunuz. Biz ise halkın iradesine yaslanarak siyaseti büyütüyoruz. Buradan tüm yol arkadaşlarımıza selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Bitirirken biz, çocuğun gülümsemesindeki mutluluktayız, okula aç gitmeyen çocuğun gözlerindeki ferahlıktayız. Biz, gencin hayalindeki umuttayız, bu ülkede kalabileceğine, okuyabileceğine, üretebileceğine inanmasındayız. Biz, bu ülkede, bu bütçede görmezden gelinenlerin, yok sayılanların sesiyiz. Siz korkuyla yönetiyorsunuz, biz umutla kuruyoruz. Siz sarayı büyütüyorsunuz, biz hayatı büyütüyoruz ve buradan açıkça söylüyoruz: Bu ülke sarayın değil halkın olacak ve halkın iktidarını hep birlikte kuracağız. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)