GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:37
Tarih:19.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLDEREN VARLİ (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve bizi izleyen tüm halklarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, 19 Aralık; 2015 yılında Şırnak'ın Silopi ilçesinde katledilen ve yedi gün sokakta bekletilen Taybet İnan'ı, 2024'te Tişrin Barajı yakınlarında hava saldırısıyla katledilen Cihan Bilgin'i ve Nazım Daştan'ı ve kırk yedi yıl önce Maraş'ta Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum; bir daha yaşanmaması temennisinde bulunuyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bütçe yalnızca rakamlardan, kalemlerden, tabloların soğuk satırlarından ibaret değildir. Günlerdir söyledik, görüşmelerin sonuna yaklaşırken bir kez daha söylüyoruz: Bu bütçe emeği sömürülen kadının, geçinemeyen emeklinin, sabah aç okula giden çocuğun, güvencesiz iş yerinde yaşamını yitiren emekçinin, geleceği çalınan gencin bütçesi değildir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Ama en çok da katledilen kadınların, geride adalet arayan ailelerin ve her türlü şiddete rağmen hayatta kalma mücadelesi veren kadınların bütçesi hiç değildir.

Değerli milletvekilleri, bizler yıllardır söylüyoruz ama siz duymamakta, anlamamakta ısrar ediyorsunuz. Gerçekler o kadar ağır ki artık rakamları çarpıtma kurumu TÜİK'in makyajlı istatistikleri bile yoksulluğu gizleyemiyor, ne tabloyu güzelleştirmek yetiyor ne de istatistikleri gerçeği boğmak. Bakın, DİSK-AR'ın geniş tanımlı istatistik verileri ortada, Türkiye'de kadınların işsizlik oranı yüzde 38,8 yani bu, 10 kadından 4'ünün işsiz olduğu anlamına geliyor. Biz kadınlar bu ülkede yoksulluğu rakamlardan öğrenmiyoruz tabii ki. Kadınlar yoksulluğu mutfakta, pazarda, işsizliğin kapısında öğreniyor. Buna rağmen önümüzde derinleşen kadın yoksulluğunu görmeyen, görse bile bilinçli olarak görmezden gelen bir bütçe var çünkü bu düzen kadını önce eve hapseder, ev içi işleri kadının doğal görevi ilan eder, görünmeyen emeğini bir de ücretsiz kılar. Bu bütçede Van'daki kadın yok, Amed'de kadın pazarında emeğiyle yaşam mücadelesi veren kadın da yok yani bu bütçede, sadece işsiz kadınlar değil bu bütçede çalışan kadınlar da yok çünkü bu düzen kadını yine evin uzantısına mahkûm ediyor. Kadınlar kreşe, bakım evlerine, temizlik iş yerlerine yani erkek egemen zihniyetin "kadın işi" diyerek kodladığı alanlara sıkıştırılıyor. Bu alanlarda kadınlar düşük ücretle çalıştırılıyor, sigortasız bırakılıyor; ayrımcılığa, mobbinge ve şiddete açık hâle getiriliyor. İstihdamda varmış gibi görünen kadınlar aslında güvencesizliğin tam ortasında tutuluyor.

Bu bütçe, kadın emeğini ucuz iş gücü olarak gören, kadını yedek işçi, geçici çözüm, esnek emek olarak tanımlayan bir bütçedir. Kadınların çalışmasını teşvik etmiyor, kadınların emeğini de sömürüyor; yetmiyor, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesinin de önünü açıyor. İş cinayetlerini "kader" ya da "kaza" diyerek geçiştirmeyi tercih edenler Dilovası'na baksınlar. Dilovası'nda bir parfüm atölyesinde kadın işçiler yanarak öldüler. Mevsimlik kadın işçileri her yıl yollarda ölüyor. Bu ölümler denetimsizliğin, güvensizliğin, ucuz kadın emeğinin ve sömürü düzeninin sonucudur çünkü kadın yoksulluğu, bireysel değil yapısaldır. Ama herkes aynı ağırlıklı taşımıyor bu yükü; göçmen kadınlar için bu iki kata biniyor, engelli kadınlar daha da ağırını yaşıyor, yoksul bölgelerde yaşayan kadınlar içinse katmerli bir sömürüye dönüşüyor. Açıkça söylüyoruz: Kadınların hayatına değmeyen bir bütçe ne adildir ne de vicdanidir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bu yüzden, bu bütçe eksik olduğu gibi meşru da değildir.

Ama kadınların emeğini savunan, yaşam hakkını merkeze alan bir bütçe mümkündür. Bu yüzden ekmek ve barış için bütçe kadınların bütçesidir. Böyle bir bütçe, kadına yönelik şiddet ve kadın katliamlarına karşı mücadele için bir bütçe ayırır; kadın yoksulluğunu, işsizliğini ve emek sömürüsünü ortadan kaldıran, güvenceli istihdam alanları yaratan projeler hayata geçirir; tarlada, atölyede, evde kayıtsız çalışan kadınlara güvence sağlar; eşit işe eşit ücret tanır; genç kadın yoksulluğuna ve işsizliğine son verir.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'de kadınların yaşam hakkı yanlış politikalarla, bilinçli ihmallerle ve erkek devlet şiddetiyle sistematik bir biçimde gasbediliyor. Kadınlar yalnızca evde değil sokakta, iş yerinde, yaşamın her alanında katlediliyor ve biz biliyoruz ki bu, bir kader değildir. Kadınları koruması gereken yargı mekanizması bugün failleri cesaretlendiren, aklayan ve ödüllendiren bir yapıya dönüşmüştür. İyi hâl indirimleriyle, tahrik gerekçesiyle, cezasızlık politikasıyla erkek şiddeti âdeta devlet eliyle normalleştirilmektedir. Medya ise bu suçun bir başka ortağıdır, reyting uğruna kadın katliamlarını magazinleştirerek ve şiddeti detaylandırarak aktarmaktadır; kullanılan dil ve içerikler yeni katliamların zeminini döşemektedir. Oysa medya alanlarında ölüm değil yaşam, şiddet değil haklar, korku değil özgürlükler anlatılmalıdır çünkü yaşam hakkı kutsaldır ve devlet bu hakkı korumakla yükümlüdür ama biz, bu bütçeyi konuşurken bu yükümlülüğü yerine getirmediğini açıkça görüyoruz. Demek ki mesele, kaynak değil tercih meselesidir.

Bakın, Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada her on dakikada 1 kadın katlediliyor. Türkiye'de ise yalnızca 2025'in ilk on bir ayında 266 kadın öldürüldü, 269 kadın ise şüpheli şekilde öldürüldü. Bu ölümler karanlıktır, bu ölümler politiktir, bu ölümler araştırılmamaktadır. Mizgin Ertekin, Saliha Aktaş, Kader Kıyak, Hilal Aktepe, Sümeyye Yıldız, Hilal Baltaş, Eser Karaca, Fatma Gıyar, daha dün Ankara'da, yanı başımızda katledilen Sevgi Özdemir... Katledilen, kaybedilen, şüpheli olarak yaşamını yitiren binlerce kadının sesiyle hesap soruyoruz, sormaya da devam edeceğiz. Gülistan Doku nerede? Rojin'e ne oldu? Adaleti karanlıkta bırakanlara karşı "Rojin için adalet." demeye devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, biz kadınlar susmuyoruz, diz çökmüyoruz, vazgeçmiyoruz ve her zaman da soracağız çünkü biz bu düzeni tanıyoruz, alınmayan önlemleri tanıyoruz, cezasızlık politikalarını tanıyoruz, faili cesaretlendiren iyi hâl indirimlerini iyi tanıyoruz, mahkeme salonlarında kurulan o kirli cümleleri iyi tanıyoruz, uzaklaştırma kararını kâğıt parçasına çevrilen bu sistemi iyi tanıyoruz; şiddeti önlemek yerine görmezden gelen, erteleyen, normalleştiren politikaları iyi tanıyoruz ve açıkça söylüyoruz: Bunların hiçbiri tesadüf değil, onun için 6284 sayılı Yasa eksiksiz hâlde uygulanmalıdır, İstanbul Sözleşmesi'ne geri dönülmesi gerekiyor, cezasızlık politikalarına son verilmelidir. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Bunun için de diyoruz ki kadınlar için ayrı, şeffaf bir kadın bütçesi oluşturulmalıdır. Kadın sığınaklarının sayısı ve niteliği artırılmalıdır. Kadınların ekonomik bağımsızlığı için istihdam ve kooperatif destekleri yaygınlaştırılmalıdır. DEM PARTİ olarak biz, savaşın ve yoksulluğun bütçesini değil barıştan ve emekten yana olan bir bütçeyi savunuyoruz. Biz buna "ekmek ve barış bütçesi" diyoruz çünkü bu bütçe barışın bütçesi olmalıdır. Emeklinin, emekçinin, engellinin, gencin ve kadınların bütçesi olmalıdır. Bu sorumluluk, yalnızca bir partinin değil hepimizin sorumluluğudur. Gelin, bu sorumluluğu birlikte alalım; barışın, ekmeğin bütçesi yapalım.

Ve son olarak Allah'ın izniyle bu ülkeye barış gelecek. Savaş çığırtkanlığı çıkaranlar, bunda çömezlik yapanlar bilsinler ki bu topraklara onurlu, kalıcı bir barış gelecektir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)