GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:37
Tarih:19.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Türkiye bir yılı aşkın süredir bir kalkışmayla karşı karşıyadır. "Terörsüz Türkiye" diye ambalajladıkları planı sahneye sürdükleri günden bu yana olup bitenleri izliyor, cumhuriyetimiz ve milletimiz adına gerekli uyarıları yapıyoruz. Bu plan, Büyük Orta Doğu Projesi'nin sınırlarını yeniden belirleme hevesinin ürünüdür, açık ve net bir şekilde millî kimliğimiz ve üniter devlet yapımıza karşı bir kalkışmadır. "Türkiye'nin ve Türk milletinin tartışılmazlarını tartışmaya açacaklar." dedik, Lozan'ı tartışmaya açtılar. "Eşit vatandaşlık tarifi yapan Anayasa'mızı ve vatandaşlık tanımını tartışmaya açacaklar." dedik, eşit vatandaşlığı aşıp ortaklıktan söz ettiler. Haklı itirazlarımıza hep yalanlarla ve "Terörün bitmesini istemiyor musunuz?" gibi saçma sapan sorularla karşılık verdiniz. İlk günden beri de uyarılarımızda, tespitlerimizde, itirazlarımızda haklı çıkacağımızı biliyorduk. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun ifadesiyle; bugün ise haklı çıkmanın, maalesef, hüznünü yaşıyoruz. Çünkü "terörsüz Türkiye" diye sahneye çıktıklarından beri Türkiye'ye ve Türk milletine karşı hiçbir niyetlerinden, hiçbir hedeflerinden, emellerinden vazgeçmediklerini gördük. Millet iradesinin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisini de bu emellerinize maalesef alet ediyorsunuz. Bebek katilini Meclise getiremediniz ama Meclisi onun ayağına götürdünüz. Muhterem milletvekilleri, hiçbir onurlu devlet bu süreçleri teröristin tavsiyeleriyle ve talepleriyle yürütemez. Açıkça ifade etmek isterim ki bu süreç zehirli bir süreçtir. Silahla elde edemediklerini barış güvercini kostümüyle almaya çalışıyorlar ve pazarlığın konusu ise bizzat Türkiye'nin ta kendisidir. İhanetle pazarlık süreci "ikinci" diye tarif edilen aşamaya yani bölücü terör örgütünün katillerinin ve yöneticilerinin affedileceği aşamaya geçerken tüm sisler de dağılmaktadır. Partiler, raporlarını "korsan" diye tabir ettiğimiz Komisyona teslim ederken sürecin kapsamı ve bundan sonra yaşanacaklara dair kaynağından haberler DEM PARTİ raporunda yer almaktadır. Âdeta kurucu devleti tasfiye senaryosu gibi yeni bir çözüm süreci öneren bu raporda talepler nedir? Türkiye'den ne istiyorlar? Ana başlıklarıyla bir bakalım. Anayasa’nın 42'nci, 66'ncı, 127'nci maddelerinde değişiklik talepleri var. Yani, 42'nci maddede ana dilde eğitim, 66'ncı maddede vatandaşlık tanımından Türklüğün çıkarılması, 127'nci maddede Ankara'nın sözde Kuzey Kürdistan yönetimleri üzerindeki merkezi otoritesinin azaltılması, daha güçlü yerel özerklik sağlanması, çok dilli kamu hizmetlerinin verilmesi, Batı Türkiye'den, konuşlandırılan özel operasyon birliklerinin, geçici operasyon ekiplerinin ve çatışma dönemi askerî güçlerinin geri çekilmesi, silah bırakan teröristlerin tam entegrasyonunun sağlanması ve haklarının verilmesi, siyasi tutukluların serbest bırakılması, Şeyh Said, Seyit Rıza, Saidi Nursi'nin mezarlarının tespiti ve açılması, terörist başı bebek katili Abdullah Öcalan için iyileştirilmiş yasal ve iletişim koşullarının sağlanması, sürece dair baş aktör olması sebebiyle çalışma ve yaşama koşullarının elverişli hâle getirilmesi, umut hakkı uygulanarak fiziki özgürlüğünün sağlanması, Terörle Mücadele Yasası'nın kaldırılması, iltisak ve irtibat gibi hukuki temeli olmayan kavram ve yasaklardan uzaklaşılması; evet, sayın milletvekilleri, sadece Kandil ve İmralı'da değil emperyal güçlerin de himayesinde demlendiğini düşündüğüm bu raporda geçen temel talepler bunlar.

Abdullah Ağar'ın 16 Aralık 2025'te tam bir vatanseverlik şuuruyla hazırladığı makalesinden alıntıyla aktarıyorum ve açıkçası çok merak ediyorum. Bu süreci "En ufak bir taviz yok, en ufak bir ödün verilmeyecek, hiçbir pazarlık yok." diyerek topluma pazarlayanlar, ülkeyi, devleti ve halkı paramparça etmeyi amaçlamış bu sinsi talepler bataklığına şimdi ne diyeceksiniz? Bu rapor, demokrasi, insan hakları, özgürlük, barış, kardeşlik, terörsüz Türkiye gibi hepimizin inandığı kavramların istismar edilerek, bu kavramların arkasına ustalıkla gizlenmiş son derece sinsi bir parçalanma planıdır. Özellikle hatırlatmak istiyorum: Devletin dili Türkçe, devletin ve halkın ortak düşünme ve zeminidir. Türklük, Anayasa'da etnik değil kurucu siyasal üst kimliktir, kuşatıcıdır ve hukukidir. Kurucu özneye dokunan hiçbir çözüm çözüm değildir. Bu kimliğin kaldırılma amacı çoğulculuk değil, devletsizleştirilmektir, egemenlik paylaşılamaz, egemenlik yerelleştirilemez, egemenlik bölüştürülemez, egemenlik pazarlık konusu yapılamaz. Bunu yapmaya kalkan bunun net olarak altında kalır. Yerel yönetimler hizmet birimidir. Siyasi egemenlik alanı olarak kullanılamaz. Çok dilli kamu hizmeti talebinin bedeli devletin egemenliğinin akıllardan ve yüreklerden çekilmesidir. Güvenlik güçlerinin çekilme talebine karşılık verilmesi ise PKK'nın sivil, silahlı ve politik yerel uzantılarıyla alanı doldurması anlamı taşır ki bu aynı zamanda coğrafyanın güvenlik, egemenlik hafızasını silme planıdır.

Muhterem milletvekilleri, milletim adına ve ortak vicdanımızla sesleniyorum: Kahpe eylemlerin talimatını veren eli kanlı bir teröristin sözde barışın başaktörü gibi sunulması ne kadar acıdır değil mi? Bir bebek katilinin kurucu muhatap yapılıyor olması hiç kanınıza dokunmuyor mu? Devleti kullanarak umudu silahlaştırarak terörü bitireceğinizi mi zannediyorsunuz siz? Bebek katilinin ayağına gitmek de nedir Allah aşkına? Terör yoluyla meşruiyet üretilemez, eli kanlı bir caniye meşruiyet verilemez, terör ve silah hak doğurmaz, statü kazandırmaz, muhataplık üretmez değerli milletvekilleri.

Böyle olursa terör de meşrulaşır, bugüne kadar yaptığı tüm eylem ve katliamlar meşru zemin kazanmış olur. Siirtli Serkan bebeğin, Aybüke öğretmenin, binlerce şehidimizin kemikleri sızlar, gazilerimizin yüreği yanar. Bu, büyük bir operasyondur değerli milletvekilleri. Silahla başlamıştır, siyasetle sürmektedir, kurucu devleti hedef alarak da devam etmektedir. Buna asla müsaade edilemez. Bu, devlet aklı da değildir, benim bildiğim ve inandığım Türkiye Cumhuriyeti devleti kendini pazarlık masasına yatırmaz, asla ve asla da yatıramaz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Buradan devleti yıkmaya, kurucu devleti tasfiye etmeye yönelik bu talepleri sunan DEM PARTİ'ye hakkım ve ecdadın emaneti olan vatan, devlet ve bayrak adına bir hatırlatmada bulunacağım: Neriman Nerimanov'u tanır mısınız, bilir misiniz? 1920'de kurulmuş olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanıdır. Ali Haydar Karayev'le 27 Nisan 1920'de Azerbaycan Meclisinde yapmış olduğu bir tartışma vardır. Azerbaycan Meclisinde Ali Haydar'ın "Karabağ'ı Ermenistan'a verelim." teklifine karşılık Neriman Nerimanov'un Ali Haydar'a vermiş olduğu cevabı asla aklınızdan çıkarmayın, asla bunu unutmayın. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) İhanetin zaman aşımı yoktur. Bu topraklarda dün, bugün ve yarın son sözü her zaman büyük Türk milleti söyleyecektir, bugün de öyle olacaktır.

Heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)