| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 37 |
| Tarih: | 19.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkari) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Figen Yüksekdağ'a, Hakkâri Belediyemizin mevcut ve önceki dönem tutuklu Eş Başkanları Sıddık Akış ve Cihan Karaman'a, önceki dönem Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven'e, Gever Belediyesi Eş Başkanımız Remziye Yaşar'a ve onların şahsında binlerce siyasi tutsak arkadaşlarımıza selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Üzerinde konuşmakta olduğum madde Millî Savunma Bakanlığı ve güvenlik harcamalarına bağlı olarak diğer kurumların bütçeleriyle ilgili teknik düzenlemeleri içeriyor. Halkın cebinden vergi olarak çıkan paranın önemli bir kısmı güvenlik ve savunma harcamalarına gidiyor fakat bu harcamalar halktan saklanıyor. Altı doldurulmayan bir "ulusal çıkar" söylemiyle milyarlarca dolar harcanan işlemler denetimden azade tutuluyor. Başta, milletvekili olduğum Hakkâri olmak üzere birçok Kürt kenti güvenlikçi politikalar altında can çekişiyor, köylü toprağını işleyemiyor, hayvancı merasını, yaylasını ne yazık ki kullanamıyor, bu kentler bütçeden ve refahtan yeterli payı alamıyor. Diğer taraftan, siyasi baskı devam ediyor, binlerce insan siyasi gerekçelerle yıllardır cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor.
Şimdi, sizlere önceki dönem HDP Merkez Yürütme Kurulu üyemiz sosyalist iktisatçı, Kobani kumpas davası kapsamında haksız yere cezaevinde tutulan değerli Alp Altınörs yoldaşımızın bütçeye dair değerlendirmelerini içeren mektubunun bir kısmını sizlere okuyacağım:
"Değerli milletvekilleri, değerli halkımız; sizlere bu satırları Hakkâri Milletvekilimiz Vezir Parlak'ın teşvikiyle yazıyorum. Bizler HDP'nin Merkez Yürütme Kurulu üyeleri olarak beş yıldır Kobani kumpas davasından tutukluyuz, beş yıldır siyasi çalışmalarımız engelleniyor ancak bu demek değildir ki bizler hapiste de olsak siyaset üretmiyoruz. Elbette aklımız ve kalbimiz hep dışarıda; emekçi, yoksul, ezilen halkımızla birliktedir. Bu vesileyle Hakkâri halkına da özel selamlarımı iletmek istiyorum.
Bu bütçe yüksek faiz bütçesidir. 2026 yılı bütçesinde faiz ödeneği 2,7 trilyon lirayı aşıyor. Bütçenin yüzde 14,5'i faize gidiyor. Yüksek faizle sıcak para çekmeye dayalı mali model 2026 yılında da sürdürülecektir. Yüksek faiz kesat demektir, yüksek faiz işsizliktir, yatırımsızlıktır, sermayenin dışarıya göçüdür. Ancak bugünkü yüksek faiz 2023 yılı seçimlerinden önceki bedava faiz politikasının bir sonucudur. Seçim ekonomisi amacıyla iki yıl boyunca âdeta bedavaya kredi dağıtıldı. Suyun başını tutanlar muslukları sonuna kadar açtı. Bunun sonucu olarak başta döviz kurları, konut fiyatları, otomobil fiyatları, arsa fiyatları, petrol fiyatı olmak üzere pek çok makrogöstergede dengesizlik oluştu, makroekonomik dengesizlik hiperenflasyona dönüştü, gerçek enflasyonun yüzde 150'yi bulduğu bir dönemi yaşadık. Neticede cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükûmet kendi kendine enkaz devretti. 2023 Mayısından sonra bu enkazın baskısı altında yüksek faize geçildi. Bu politikayı uygulamak üzere Londra mali sermayesinin temsilcisi Mehmet Şimşek Hazine ve Maliye Bakanı yapıldı. Güya iki yıl içinde tüm bu sorunlar çözülecekti. İktidar mensupları enflasyonu iki yılda düşürüp Merkez Bankası rezervlerini toparlayacaklarını öne sürüyorlardı. İşte o iki yıl geçti, emekçinin kemerinde sıkacak delik kalmadı; grevler yasaklandı, sendikalaşma engellendi, emeklilerin maaşları ölümcül seviyeye geriledi. Peki, enflasyon sorunu çözülebildi mi? Dolar kuru, konut fiyatları, enerji fiyatları dengelenebildi mi? Hiçbiri olmadı. 2026 yılında da yüksek faize devam edilecek. Enflasyon Türkiye'de talep kaynaklı değil, arz yönlüdür ancak arz şartlarının iyileştirilmesiyle düşürülebilir. Örneğin, gıda fiyatlarındaki artışı siz ücretleri düşürerek dizginleyebildiniz mi? Yapılması gereken tarımın, çiftçinin desteklenmesiydi, aracı tüccarların devreden çıkacağı tarladan sofraya kooperatif modellerinin geliştirilmesiydi. AKP iktidarı ise gıda enflasyonunu yaratan tarım krizini çözememiştir, enflasyon bahanesiyle ücretleri düşürmüştür. İşçi çocukları beslenemiyor, maalesef bir nesil yetersiz beslenmeyle büyüyor.
Türkiye enflasyonunun temel bir nedeni de savaş ekonomisidir. Bütçede savaş ve güvenlik harcamaları artırılıyor. Bu harcamalar en son 2013-2015 yılı bütçesinde düşürülmüştü. O dönem barış ikliminde Türkiye ilk kez güvenliğe daha az para harcayacaktı, barış ekmeğine nasıl kan bulaştırıldığını hep birlikte yaşadık. Sonrasında 2016-2020 yılı arasında savaş bütçesi dört yılda 4 kat arttı, artmaya da devam etti, bu bütçede de artırılıyor. Diğer yandan, son on yılda Türkiye'de devlet harcamaları korkunç derecede şişirilmiştir. Elbette sosyal amaçlı kamu harcamalarını kastetmiyoruz ki sosyal yardımlar bu bütçede sadece yüzde 4,8'lik bir yer tutuyor. Tarıma ayrılan destekleme payı yasal zorunluluk olan yüzde 1'in çok altındadır ama güvenlik adı altında yapılan harcamalar devasa düzeydedir. Savaş dönemi Türkiye'de pahalı devlet olgusunu yaratmıştır ki bu da enflasyonun başlıca nedenlerinden biridir. Kemer sıkılacaksa devlet kemer sıkmalıdır, artık yurttaşın sofrasına göz dikmekten vazgeçin, lüks makam araçlarından inin.
Değerli milletvekilleri, Azeri şaire sormuşlar nerelisin diye, ünlü dizeleriyle yanıtlamış, "Nerede mektepten çok zindan görseniz/Bilin, o yerliyem, oralıyam ben." demiş. Türkiye son on yılda mektepten çok zindan yapan bir ülke hâline gelmiştir. Eskiden üniversite kampüsleri vardı, şimdi devasa cezaevi kampüsleri bütün şehirlerde. Yarım milyona yaklaşan hapishane nüfusu arttıkça artıyor. Sadece bizim bulunduğumuz Sincan Cezaevi kampüsünde 11 cezaevi var, Silivri, Aliağa, Tekirdağ ve daha nicesi; cezaevi kampüsleri yayılıyor. Bizler IŞİD canilerinin Kobani kentinde yapmaya giriştikleri soykırımı engellemek amacıyla sosyal medyadan demokratik protesto çağrısı yapmıştık, bu gerekçeyle beş yıldır hapisteyiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi suçsuzluğumuzu tescil eden 3 ayrı karar verdiği hâlde hapiste tutulmaya devam ediliyoruz. Bu süreçte "tweet" atmak, sosyal medyada paylaşım yapmak Türkiye'de en ağır suçlardan biri hâline getirildi. Medya tamamen iktidarın elinde tekelleşmişken halkın doğru bilgiye ulaşabileceği yegâne kanal olan sosyal medya ise ceza tehdidi altında. İfade özgürlüğü varoluşsal bir tehdit altında. Gazetecilik en tehlikeli meslek hâline geldi. Siyasi faaliyet yürüten binlerce insan, özellikle de DEM PARTİ ve CHP üyeleri hapiste. Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ siyasi parti faaliyetleri gerekçesiyle dokuz yıldır hapiste tutuluyorlar. Hatay Milletvekili Can Atalay ve Gezi tutsakları üç yıldır hapiste.
Sosyal suçlarda da bir patlama yaşanıyor. Elbette sosyal suçlardaki patlama da açlıktan, yoksulluktan, çaresizlikten bağımsız değildir. Mektepten çok zindan yapanlar gençliğe gelecek umudu sunamazlar. Üniversite mezunu işsizliğinde rekor kıran bir ülkede mafya, çeteler eleman bulmakta hiç zorlanmazlar. İşte, hapishaneler adli suçlardan hüküm giymiş yüz binlerle dolup taşıyor.
2026 yılı bütçesi yeni cezaevleri yapmayı öngörerek aslında tüm bu siyasi ve sosyal gerçekleri ortaya koyuyor. Kapatılan köy okullarının açılması ise 2026 yılında da öngörülmüyor. Oysa köy okullarının açılması kent nüfusunda kademeli bir azalma sağlayarak gıda üretiminin artışına da katkı sağlayabilir. Öğretmen atamaları artırılarak üniversite mezunu işsizliği de azaltılabilir.
Hapishaneleri azaltıp bütçeyi okul açmaya ayıracak bir ülke düşünüyoruz. Düşüncenin özgür, siyasi faaliyetin serbest olduğu bir ülke arzu ediyoruz. Kaynakların savaşa, silaha, hazine garantili müteahhitlere değil, eğitime, sağlığa, istihdama ayrıldığı bir ekmek ve barış bütçesi istiyoruz.
Saygılarımla.
Alp Altınörs. Sincan 2 No.lu F Tipi Hapishanesi." (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Alp Altınörs ve diğer binlerce yoldaşımız cezaevinde olmalarına rağmen düşünmekten, üretmekten asla ve asla geri durmuyorlar. Onların onurlu mücadelesini selamlıyor, özgür ve demokratik bir ülke idealimizden vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha tekrarlıyoruz.
Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)