| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 37 |
| Tarih: | 19.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri ve çok değerli Bakanlarımız; aslında ben bugün çok farklı bir konuşma yapmak için hazırlığımı da yapmıştım ancak ülkemin gözü yaşlı, vefakâr insanının çektiği dertleri düşünerek uyku tutmayınca bu konuşmayı yapmak bana farz oldu. Birileri bunları konuşmak ve "Kral çıplak!" demek zorunda ve belki de o birileri zamanında, bizim gibi AK PARTİ'nin ilk yıllarında inanan ama daha sonra yanlışları görerek kenara çekilen ve edebiyle duran kişiler olmalı. Bir düşünün, zamanında destek veren, üst düzey yöneticilikler yapan, bakanlıklar yapan ancak daha sonra yanlışları görerek kenara çekilen ve edebiyle duran kişiler. Bir düşünün, yine bu kişiler zamanında destek vermiş çekilmişler ve bugün bambaşka bir zihniyetle ne yazık ki yol alıyoruz, bizler de o zihniyetle mücadele ediyoruz.
Bakan Işıkhan yerine soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın sözleri zihnimde yankılanıyor, bu sözler şunlardı: "Türkiye'de açlık ve yoksulluk sınırı dediğiniz TÜRK-İŞ'in yaptığı hesaplamalar. Yoksulluk olarak hesapladığını geçen ay..."
VELİ AĞBABA (Malatya) - Televizyondan öğrenmiş, televizyondan.
ELİF ESEN (Devamla) - "...televizyonlardan gördüm; 97 bin lira." diyor.
VELİ AĞBABA (Malatya) - Maalesef.
ELİF ESEN (Devamla) - Yani neredeyse "2.500 dolara yakın bir geliri olan yoksul olarak tarif ediliyor." diyor, "Siz 5 bin dolar da dersiniz, açık arttırmaya da çıkabilirsiniz, tüm toplumu da yoksul ilan edersiniz." diyor, "Ama bir uluslararası ölçüte, istatistiğe dayalı bir yaklaşım değil bu, sendikal olarak hazırlanmış, muhtemelen sendikal taleplere baz teşkil etmek üzere yapılan çalışmalar." diyor. Ne diyeyim? Aslında makul biri olarak görür, konuşmalarını da dikkatle dinler ve takip ederdim ancak bu konuşma günlerdir zihnimde yankılanıyor. Yahu, bize ne dolardan, bize ne o eurodan veya yabancı ülkelerin bakış açılarından, para değerlerinden? Bizim önem verdiğimiz, ülkemizdeki yaşanan zorluklar, vatandaşımızın mutfağındaki zorluklar, mutfağın tenceresinde, kadının mutfağının tenceresinde pişen et yerine, pişen taş yerine geçen sebzeler, varsa o da. Yoksulluk olarak hesaplandığında televizyonlarda diyor "97 bin lirayı", "açık artırmaya da çıkabilirsiniz." diyor. Gerek yok Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, siz ve çevrenizdekiler bilmeseniz de bu ülkenin emeklisi, işçisi, çiftçisi, asgari ücretlisi bir ayı nasıl geçireceğini düşünüyor yoksullukla, bu ülkenin zorluklarıyla ve bunu iliklerine kadar hissederek. Tabii çeken bilir ya da onlar gibi düşünebilmeyi bilenler bilir. Bir kere daha açıklayayım öyleyse size, o hor görülen, istatistiklere hapsedilen, kötülenen sendika zihniyetlerine hapsedilen açlık ve yoksulluk sınırını. Açlık sınırı bugün 4 kişilik bir ailenin sadece gıda masraflarından oluşuyor ve yaklaşık 30 bin lira. Yoksulluk sınırı denilen şey ise bugün artık 100 bin liraya yaklaşmış çünkü gıda masraflarının yanı sıra bir ailenin kirası, bir ailenin elektriği, suyu, doğal gazı, faturaları, ulaşımı, sağlığı, hepsini içine katın elbette buluyor 100 bin liraları. Çok düşündüm, çok üzüldüm "Nereden nereye?" dedim çünkü 2002'de böyle yola çıkmamıştınız; "adalet", "kalkınma" diyerek yola çıkmıştınız, yoksulun hâlinden anlıyordunuz. Ancak şimdi, bugün MHP olmadan muktedir olamayan, kanun bile geçiremeyen, kendi iktidarını, işini gücünü sürdürme gayretinde olan bir anlayış hâkim. Az da olsa bardağın dolu kısmını anlatan arkadaşlarınızı fanatikçe alkışlayan, halkın dertlerinden kopuk bir zihniyete dönüştü. Biliyorum, elbette aralarında bu duruma üzülen, vicdan muhasebesi yapan arkadaşlar var; onlar da üzülüyor, hatta bazen yapılanlardan utanıyor, görebiliyorum.
Çok üzülüyorum çünkü bu gidilen yol, yol değil. 19 trilyon liralık ülke bütçesinde, gider bütçesinde 3 trilyonu bulan faizle bu gidilen yol, yol değil. İşçiyi, çiftçiyi, memuru, esnafı, kadını, çocuğu, genci, yaşlıyı, engelliyi zorluklarla ezerek yol alınan yol, yol değil.
Çok üzülüyorum çünkü "Nas günah." diye diye yaklaşık 4 trilyon liralık faiz borcunu vatandaşın sırtına yüklediniz. 4 trilyon çünkü bunun yaklaşık 2,7 trilyonu iç ve dış borçlar, 1 trilyonu da hazineye, Merkez Bankasına devredilen kur korumalı mevduatın faizi; 1 trilyondan fazla, o yüzden 4 trilyon diyorum. Vatandaşın sırtına yüklediniz; hissettirmeden de vergilerle, ekmekten, sütten, yumurtadan bile alınan KDV'yle daha çok yine yoksulluk çeken vatandaşın sırtına yüklediniz bu yükü; eziyete, zorluklara, açlığa kilitlediniz. Nasıl geçinilir emekli maaşıyla, nasıl geçinilir bir asgari ücretle bir ay? Mümkün mü, siz söyleyin ya!
Üzülüyorum çünkü bugün bu yoksulluk kötülüklerin anası oldu; toplumda yaşanan bu büyük sıkıntılar ve zorlukların getirdiği çürümeler. Hor gören, ülke gerçeklerinden kopuk, halktan kopuk bir zihniyet yönettiğini sanıyor bu ülkeyi. Bugün çocuğun bile adının suça karıştığı, suçla yan yana anıldığı, hatta çocukların, akranların birbirine zarar verdiği bir ülkeyi yaşıyoruz. Anneleri kapıyı üstlerine kilitleyip çöp toplarken yanan çocuklardan bahsediyoruz. Hiçbir şeye yetmeyen emekli maaşıyla kötü bir otel köşesinde ömrünün son yıllarını geçirmek zorunda kalan yaşlılarımızdan bahsediyoruz ya da yıllarını çalışarak geçirdikten sonra emekli maaşının hangi faturalarına, hangi giderlerine yetişeceğini düşünen yaşlılarımızdan, emeklilerimizden bahsediyoruz. Asgari ücretiyle pazara gidip torbada birkaç sebzeyle, meyveyle dönen vatandaşımızdan bahsediyoruz, mahcup dönen vatandaşımızdan. Artık üniversite okumayı bile gerekli görmeyen gençten bahsediyoruz çünkü diyor ki: "Mülakatta tanıdığı olan benim önüme geçecek, hakkımı yiyecek. Ben ne yapabilirim ki?" Umutsuz, yaşadığı zorluklarla artık umudunu kesen gençten bahsediyoruz. Bir yaz boyunca mahsulünün karşılığını görmek için ekip biçen, masraf yapan çiftçinin "Önümüzdeki yıl ekmeyeceğim." dediğini görüyoruz. Maliyetlerin çok artmasıyla kârı uçup giden esnafımızı, sanayicimizi görüyoruz, kapamayı düşünen ya da kapayan ya da yurt dışına kaçan.
İşsiz kalan ve neyle geçinebileceğini düşünen ailelerin hakkını savunan sendikaları kötülemeyi bırakıp da ne demek istediklerini düşünmek lazım. Engelli çocuğunu merdivene zincirle bağlayıp merdiven silen anne biliyorum. Canım ülkemde bu dünyada zindanı yaşayan insanları bildiğim için çok üzülüyorum. Üzülüyorum çünkü 19 trilyon liralık bütçe giderinin 3 trilyonu "nas" diye diye faize ödenecek. Kim mutlu? Elbette parası olan, kur korumalı mevduata parasını yatıran zengin, parasına para katan zengin ya da dolarda, euroda parası olan. Anlaşılan AK PARTİ'li arkadaşlarımın da çevrelerinde bolca bu insanlardan var; bu kadar rahat konuşulması, bunun bir göstergesi. Önerim: Bir pazara gitmeleri ya da yoksul mahallede bir okulun önüne arabalarını park edip okula giren, çıkan öğrencilerin çantalarına, ayakkabılarına, montlarına bakmaları. Tüm bunlar bu ülkede çarkların dönmediğinin, işçimin, köylümün, esnafımın, sanayicimin zorda olduğunun göstergeleri. Çarklar kime dönmüş? Faiz lobilerine. "Nas", "günah" diye diye biz bunu merkezimize...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ELİF ESEN (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)