| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 35 |
| Tarih: | 17.12.2025 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Sayın, Bakan ve sayın bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İlk konuşmacımız Muş Milletvekili Sümeyye Boz konuşmasına başlarken Sayın Bakan, size emeğin dünyasından bahsedeceğini söylemişti, emeğin dünyasına dair ben de bir katkı yapayım. Bugün, Sivas Divriği'de maden şirketi olan OYAK Ermaden 700 işçisini çıkartıyor, işçiler şu anda Divriği Cumhuriyet Meydanı'nda bir direniş çadır kurdular. Neden çıkartıyor?Kâr elde edemiyormuş. Nasıl kâr elde edecek? Bu işçileri çıkartıp daha ucuza çalışacak işçileri işe alarak.
Şimdi, emeğin dünyası gerçekten böyle bir dünya hâline gelmiş durumda. İşsizlik üreten, yoksulluk üreten, çocuk işçi üreten ve o işçilerin can güvenliğini sağlayamayan işçi cinayetlerinde dünya rekoru kıran bir emeğin dünyası var karşımızda. MESEM'iyle ve güvencesiz çalışmasıyla, bütün boyutlarıyla baktığımızda bu dünya gerçekten katlanılabilir bir dünya değil. Buna karşı yapılması gerekenler varken maalesef sizi dinlediğimizde bizim dile getirdiklerimize dair neler yapılıyor, neler yapılmıyor, bunun bir muhasebesini sizden dinlemeyi beklerken siz hiç bunlara dokunmadınız bile.
Bakın, yine, kanun teklifine dair bir sunum yaptık, dedik ki bir kanun teklifi hazırladık, bu kanun teklifinin neye denk geldiğini sanırım dikkat etmediniz.
Şimdi, 5510 sayılı Yasa, emekliler arasında çok ciddi farklılıklar yarattı. Hani, meşhur bir şey vardır ya "eşit işe eşit ücret" diye. Aslında, eşit emekliye de eşit bir maaşın verilmesi gerekirken emeklilerin dünyasında da çok ciddi bir eşitsizlik var ve bu da 5510 sayılı Kanun'dan sonra yaşanan durumla ilgili. Bu kanun teklifinin amacı, burada artık bir adaletin sağlanma gerekliliğidir.
Bir başka mesele, asgari ücret, yine bu konuya değindik, bugünlerde konuşuluyor. Yakında Asgari Ücret Tespit Komisyonu bir ücret belirleyecek fakat bu ücret geçen yıl açlık sınırının biraz üstünde belirlenmişti, iki ayda açlık sınırını egale etmişti. Bugün konuşulan rakam şu anda 30 bin lirayı aşmış olan açlık sınırının altında, durum bu kadar vahim. Asgari ücret aslında bir işe başlama ücretidir ve yoksulluk sınırının en az yarısı olmak zorundayken -bugün bütün Avrupa ülkelerinde bunu görmeniz mümkün- Türkiye'de bir sefalet ücretine dönüşmüş durumda. Bunun bir nedeni de Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısıyla alakalı bir şey. Emeğin dünyası müdahil olamıyor buraya, emekçiler yok, genellikle sermaye ve sermayeyle birlikte hareket eden bir Hükûmet anlayışınız var, bunu bu yapıdan kurtarmak gerekiyor. Gerçek anlamda bir konsensüsün sağlanabileceği, sendikaların, işçi ve emekçi temsiliyetinin güçlü olduğu bir yapıyla adaletli bir ücretin tespiti önemli. Tabii ki bunun için sendikal haklar konusunda da aslında önemli adımların atılma zamanı gelmedi mi? Çok ciddi anlamda grev yasaklarının olduğu, sendikal hakların kısıtlandığı bir ülkede yaşıyoruz.
Bir başka önemli konu: İşsizlik Sigortası Fonu. Şimdi, İşsizlik Sigortası Fonu yanılmıyorsam 600 milyar liraya yaklaştı, devasa bir fon. Şimdi, bu fon sermayeyi fonlayan bir fon oldu yani işsizlere katkı sağlama... Kaldı ki koşulları çok zor yani İşsizlik Sigortası Fonundan yararlanabilmek için gerçekten o koşulları sağlamak çok zor. Sadece bu yıl 70 milyar ödenmiş işsizlere, bunun 2 katından fazlası işverene verilmiş. Diyeceksiniz ki: "Bu şekilde fonlayarak işsizlikle mücadele ediyoruz." Fakat ben datalara bakıyorum, verilere bakıyorum, işsizlikte öyle katkı sağladığınız ve işsizliği aşağı çeken bir gelişme de yok. Demek ki bu, sermayeyi fonlayan ama işsizliğe çözüm üreten bir kullanım haklı değil. Dolayısıyla, İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki bu düzenlemeyi de değiştirmek gerekiyor.
Bir başka önemli konu, Bitlis Vekilimiz Sayın Hüseyin Olan dile getirdi, hem ilaç konusunu, hem sağlık harcamaları konusunu, hastane konusunu; siz bu konuya da değinmediniz. Sağlık harcamalarına baktığınızda, sağlık harcamalarının yüzde 95'ten fazlasını yanılmıyorsam aslında Sosyal Güvenlik Kurumu yapıyor, Türkiye'deki sağlık harcamalarının. Neden? Çünkü hastanelerimizi kapattınız. Neden? İlaç fabrikalarını kapattınız? Tıpkı KİT'lerin özelleştirilmesi gibi. Aslında kamusal yararı, kamusal hakları gözeten yapıları kapatırsanız, her şey piyasanın insafına bırakılırsa siz bu rakamları ödersiniz, sosyal güvenlik açığı devam eder, insanlar iyi bir sağlık hizmeti alamadığı gibi aslında piyasaya teslim olurlar. Gerçekten, bugün sağlık hizmetlerine baktığımızda Hastane inşaatlarından geçinen müteahhitlerin desteklendiği, ilaç firmalarının desteklendiği, o yüzden de bu türden ciddi rakamların ödendiği bir sağlık harcamasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu, aslında belki de düzeltmeye başlayacağımız ilk konulardan biri yani sağlık hakkının var edilmesi için düzeltmeye buradan başlamamız gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı konuşmanızı dikkatle dinledim. Genel anlamıyla bütçe hakkında da defalarca konuştunuz ve bu bütçeye dair konuşmalarınıza ilişkin -kapanışta belki biz de değineceğiz ama- dediniz ki "Bir anayasaya ihtiyacımız var." Çoğunlukla, bu Mecliste bir anayasa mevzusu konuşulur, özellikle Meclis Başkanımız da zaman zaman sivil anayasayı dile getirir. Bu 12 Eylül anayasasından gerçekten kurtulmak gerekiyor, gerçekten demokratik, toplumsal mutabakatı gözeten, konsensüsün neredeyse başarıyla gerçekleştirildiği bir anayasayı yapmak bütün siyasetçilerin gündeminde, toplumun gündeminde fakat bu anayasaya giden yol, anayasanın yolunu düzenleyen taşlar bütçeden geçiyor. Bütçeler her yıl yapılan bir toplumsal mutabakatın da adıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi böyle bütçeler yaptığınız bir ülkede hayalini kurduğunuz bir anayasayı yapmanız çok da mümkün değil Sayın Yılmaz. Bu bütçeler toplumsal bir konsensüsü yansıtmıyor, toplumsal mutabakatı yansıtmıyor. 24'üncü bütçeyi yapmanıza rağmen geçmişteki 23 bütçenin tekrarıyla karşı karşıya kalıyoruz ki her seferinde toplum çok daha zor koşullarda çok daha ayrışmış bir yere doğru gidiyor. Dolayısıyla bence bütçelerden başlamak iyi olurdu.
Bugünkü sunumlarımızda da dikkat etmişsinizdir, barışı, ekmeği, bir aradalığı savunan, barış hukukunu özellikle dile getiren konuşmalar yaptık. Diğer taraftan, barışın dili üzerinde özellikle yoğunlaştık. Diğer taraftan, ayrımcılığa karşı hem kimliklerinden, hem inançlarından dolayı insanların ayrımcılığa uğramaması konusuna vurgu yaptık. Son olarak da sisteme dair, bu sistemin nasıl çalışması gerektiğine dair sunumlarımızı gerçekleştirdik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Temeli, son kez uzatıyorum, buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Evet, şunu görüyoruz ki bir program, bir planlama ve bir koordinasyon eksikliği söz konusu çünkü hem orta vadeli programlara baktığımızda hem planlamaya baktığımızda hem de koordinasyona baktığımızda bu eksikliği görüyoruz. Mesela, bakanlar arasında bir koordinasyon yok, her bakanın kendi stratejisi farklı bir yöne gidiyor. Dolayısıyla ortak bir stratejide oydaşma yok bir kere, bu bir sistem sorunu; kuvvetler ayrılığı, denge denetleme mekanizmaları, koordinasyon, planlama. Parlamenter sistemden başkanlığa geçiliyorsa başkanlık sistemi olmalı, yarı başkanlık sistemi olmalı ama Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini sürekli onaracağız diye diye bu zaman kaybına artık son verecek bir yaklaşıma mutlaka sahip olmalıyız.
Teşekkür ederim.