| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 35 |
| Tarih: | 17.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, hoş geldiniz.
Son 2 bütçe dönemidir bahsettiğim bir mesele var, çalışma hayatımızın nasıl bir vasıfsızlaşma tehlikesi altında olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bu bütçede ortaya konulan albenili kavramlarla Bakanlığın ilgili kurumlarının aslında nasıl uyuşmadığını da gösteriyorum. Vasıfsızlaşan iş gücü piyasası gerçeğini sadece ben göstermiyorum aslında, bu bütçe de itiraf ediyor. Yüzde 28,6 olarak gerçekleşen atıl iş gücü, yüzde 16,4 gerçekleşen genç işsizliği oranı, sanayi sektöründe yaşanan 160 bin kişilik, tarım sektöründe yaşanan 95 bin kişilik istihdam kaybı, hizmet sektörünün yüzde 58,9'a yükselerek piyasanın ana motoru hâline gelmesi, tarım sektöründe yaşanan yüzde 81,7'lik kritik kayıt dışılık oranı bize Türkiye iş gücü piyasasını, nitelikli iş gücü gerektiren sanayi ve tarımdan daha az nitelik gerektiren hizmetler ve inşaat sektörüne doğru nasıl yapısal bir kayma içerisinde olduğunu gösteriyor. Bunlar da iş gücü piyasasındaki sorunun kritik bir seviyeye ulaştığını gösteriyor aslında. Bütçe kalemlerine bakıyoruz acaba bir tedbir var mıdır diye. Bakanlık programlarında stratejik hedeflerde işte "ikiz dönüşüm" deliniyor, "insan kaynağı niteliğinin yükseltilmesi" deniliyor, "verimli iş gücü piyasası" deniliyor ama bu denilenlerle İŞKUR'un mevcut operasyonel yapısı arasında ciddi bir uçurum var. Aktif iş gücü programlarından istifade edenlerin yüzde 98,5'i vasıfsız iş gücünü yönetmeye yönelik, sadece yüzde 1,5'na yönelik olan programlar vasıflı iş gücünü yönetimeye yönelik. Bu durum program içerisinde çok büyük bir çelişki olarak karşımızda. Bakın elinizde, 2026 yılı sonunda 80 milyar dolara ulaşacak bir İşsizlik Fonu var, bunun yüzde 70'ini işvereni kurtarmak için kullandığınızdan iş gücünün vasfını arttırmak için kullanmak aklınıza bile gelmiyor ve iş gücü piyasamız vasıfsızlığa mahkûm ediliyor.
Şimdi, Sayın Bakanım, özellikle yapılması gereken bir iş var. İş Kanunu'muzun çağın ihtiyaçlarına göre revize edilmesi. "2025 yılı yapısal reformların yılı olacak." dendi, olmadı. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı söyledi "2026 yılı yapısal reformlar yılı." diye, inşallah bu yıl öyle bir şey olur, mahcup etmezsiniz zannediyorum Sayın Cumhurbaşkanını. Ama ne yapacaksınız; mesela bu yıl? Bakın, araştırmalar 2030 yılında 102 milyon işin, prosesin görev tanımı yok olacak diyor. Buna karşılık da 62 milyon iş ve prosesin ortaya çıkacağını da gösteriyor. Peki, bizim bunun için bir hazırlığımız var mı? Bağımsız bir atipik çalışma kanunumuz neden yok mesela? 2030'da kaybolacak dediğimiz işlere bugün üniversiteler hâlâ adam yetiştiriyor. Bir iş yeri kanunumuz var, iş yeri tanımı var Kanunda, yeni işleri kapsamıyor. İş Kanunu, hâlâ, işçi, işveren üçgeninde fiziksel iş yeri varsayımına sıkışmış durumda. İşten çıkarma, ekonomik neden, verimlilik gibi kavramlarla ele alınıyor oysa, işin anlamsızlaşması gibi bir meselemiz var ortada; bu sorun tanımlanmak zorunda. Dünya, yeni işverenlerin algoritmalar olmasını, yapay zekâ kaynaklı iş kayıplarını, özel fonların oluşturulmasını, kısa çalışma yerine teknolojik geçiş ödeneğinin planlanmasını, devlet destekli beceri geliştirme, yeniden beceri edinmenin zorunlu olmasını programlıyor; bizim İş Kanunu'muz bunları içermiyor. Birçok çalışma tipi İş Kanunu'nda işçi sayılmıyor ya da sorumluluğu sözleşme hukukuna atıyor. Çalışma Genel Müdürlüğünüz, yarını geçtim bugünün ihtiyaçlarına dahi cevap veremeyen bu İş Kanunu'nu güncellemiyorsa nasıl yapısal reform yapacaksınız? İŞKUR'un politikalarının savunmacı ve sınırlılığı karşısında, iş güvencesini, sosyal güvenliği, sendikal hakkı biz nasıl konuşacağız? Bu kadar hızlı değişen bir çalışma hayatı varken yirmi otuz yıllık kanunlarla nasıl yöneteceğiz bu işleri? Dertlendiğiniz aktif-pasif oranı, bugün 1,61; 2030'da bu işler yok olduğunda bu oran daha da düşecek. O gün, emekli maaşları nereye düşecek, bunu hiç hesap ettiniz mi? Mesele, sadece bazı işler yok oluyor meselesi değil hukukun, hâlâ, 20'nci yüzyılın çalışma modelinde ısrar ediyor olması. "Tüm kurumları birleştirdik." diyerek yapılan reform bile, hepsinin ayrı ayrı mevzuata tabi olması nedeniyle verimlilik getirmiyor. Bakın, tahsilat performansının düşük olmasında bile bu mevzuatsal durumun düzensizliğinin etkisi var. Maalesef, mevcut hükûmet sisteminin içinde bir atalet var ve bu sorunların hiçbirini konuşamıyoruz.
Değerli milletvekilleri, önceki gün Sağlık Bakanlığı bütçesinde söyledim ama asıl muhatabı SGK olduğu için bugün tekrar etmek istiyorum. Bir hastane kuruluyor, ilk önce onun SGK'ya fatura kesecek birimi kuruluyor. Her gün örnekler çıkıyor önümüze; hastanede yatmayıp yatıyor gözüken, yatış süresi uzun gösterilen, kullanılmamış ilaç ve malzemeleri kullanılmış gibi gösteren, yapılmayan tetkik ve görüntüleme işlemlerini yapıldı gösteren, muayene tekrarları üzerinden işlem şişiren, yapılan işlemin gerçekte olduğundan daha farklı bir kodla daha yüksek bir işlem koduyla fatura kesen ve liste böyle devam edip gidiyor. Bu faturalardaki kayıp kaçak sisteminin bu çağda neden yok edilemediğini, bu hayali işlemlerin nasıl tespit edilemediğini biri bize açıklasın. Sosyal Güvenlik Kurumu hastanelerin kendisine gönderdiği faturaların bedelini daha denetim yapmadan hastanelere avans olarak gönderiyor. Sonra bu denetim aylarca sürüyor. Denetimler içinde de sadece yüzde 5 örneklem alınıyor. O da neden, o da önceden belirleniyor mu bilmiyoruz onu. Ama neden yüzde 100 değil mesela, neden yüzde 5? Teknolojinin ulaştığı bu seviyede, bu dijital çağda bu kadar uzun süreli bir denetleme nasıl kabul edilebilir? Yüzde 5 bir örneklem nasıl yeterli görülebilir? Çağ dışı bu uygulamayı ne zaman sonlandırmayı düşünüyorsunuz? Yenidoğan çetesi gibi kan dondurucu bir utanç yaşadık bu ülkede. Bunu sadece ahlaki bir çöküşle açıklayamayız, bu bize SGK'nın denetim, ödeme ve veri yönetimi konularındaki yapısal eksikliklerini, zaaflarını gösterdi ve bunu nasıl mümkün kıldığını gösterdi. Bu sistemsel probleme karşı o tarihten sonra, bu davalardan sonra hangi tedbirleri aldınız Sayın Bakan? Biz bunları bilmek istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, çok geniş bir mağdur kitlemiz var. Maalesef Çalışma Bakanlığımızdan hepsi çözüm bekliyor. 696 sayılı KHK ile kadroya geçen 4/D'li işçiler ve aileleri tayin yasağını kaldıracak, eş durumu ve iller arası tayin hakkı düzenlemesini yapmanızı, aile bütünlüğünü sağlamanızı bekliyor.
Fahri Kur'an kursu öğreticileri on beş yıldır kadrosuz ve güvencesiz çalıştırılıyor. Sigortaları bile yatırılmayan bu insanlar mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyor; esnaflar BAĞ-KUR ödeme gün sayısının 7.200'e çekilmesi noktasında verdiğiniz sözün yerine getirilmesini bekliyor; her platformda döneminde işçi kategorisine giren staj ve çıraklık sigortasının emeklilik başlangıcına sayılması talebine karşı cevabınızı bekliyor; 2018'de sürekli kadroya alınan işçiler zorunlu emekliliğe tabi tutuldular, düzenlemenin yanlışlığı fark edildi ve revize edildi ama bu arada geçen beş yıllık sürede zorunlu emekli edilenler var ve bunlar sizden çözüm bekliyor, adalet bekliyor.
Şimdi asgari ücret görüşmeleri başladı. İşçinin refahının, işverenin sürdürülebilirliğinin, enflasyonun dengesinin sağlandığı bir ekonomik zemini, asgari ücreti konuşmak zorunda kalmadığımız bir ekonomik sistemi elbette bizler de arzu ediyoruz ama bazı şeyleri de mecbur kalıyoruz; asgari ücret rakamı özel sektörün genel ücreti hâline geldiği için mecbur kalıyoruz; ortanca ücret asgari ücretin 1,5 katı olduğu için mecbur kalıyoruz; asgari ücretin 2 katından fazla kazanan çalışan oranı sadece yüzde 20 olduğu için mecbur kalıyoruz; enflasyon hedeflerini tutturamadığınız, enflasyon hırsızlığı yaparak asgari ücretliye geçen yıldan yüzde 15 borçlu kaldığınız için mecbur kalıyoruz; asgari ücreti açlık sınırının altında tuttuğunuz için mecbur kalıyoruz; işçi tarafının katılmadığı, pazarlığı patronların temsilcileriyle aranızda yaptığınız için mecbur kalıyoruz; sisteminizi, teşviklerinizi hep işvereni korumak için verdiğiniz, çalışanı hayat pahalılığından korumak için teşvik vermeyi aklınıza getirmediğiniz için mecbur kalıyoruz. Elbette müsebbibi iktidar olsa da içinde bulunduğumuz zor günlerin bizler de farkındayız ama milyonlar yılın başında sizin ağzınızdan çıkacak olan rakama kilitlenmiş durumda; milyonlarca çalışan emeğinin karşılığının budanmadan kendisine teslim edilmesini bekliyor, güvenceli bir yaşam bekliyor. Ekonomi bugün ayakta kalıyorsa bu emekle kalıyor, onu kıstığınızda ortada ne refah kalır ne enflasyon düşer. Asgari ücreti düşük tutmak için öne sürdüğünüz onlarca bahane var ama istatistikler, geçmiş ekonomik veriler, raporlar bunların hepsini çürütmek için karşınızda duruyor. Muhalefet, bizler de bunların hepsini komisyon toplantılarında söyledik. Açlık sınırında ücrete mahkûm ettiğiniz asgari ücretliyi krizin müsebbibi gösterip tartıştırarak bir sorun gibi göstermekten vazgeçin. Bu onların incittiğiniz onurunu daha da fazla incitiyor çünkü mesele gerçekten asgari ücretliler değil, bu ülkenin krizinin meselesi onlar değil; sizin bu sistem üzerinde inşa etmeye çalıştığınız bir rant düzeni var ve faiz düzeni var.
Buradan dönüp asgari ücretliye biraz adalet, biraz vicdan bekliyoruz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)